Büyüyen otları dinlemek

SEMA BABUŞCU
Abone Ol

Ben müzikle ilgilenmeye başladığımda büyüyen otları işitebilmeyi hedeflemiştim. Usta elinin değdiği yerde, talim ettiğimiz sanat kendinden ibaret kalmaz; ustanın yol göstericiliği, bizi kâinatı dinleme ve okuma idrakine de vardırır. Bugün diplomaların, sertifikaların bize kazandıramadığı da bu aslında: Büyüyen otları dinleyebilmek.

İsmet Özel der ki, “Üç sınıf, insan gerçeğini olduğu gibi söyler. Çocuklar, deliler ve şairler.” Tarkovsky de Nostalghia filminde zamanın ve insanın sancısını, gerçeğini belki de bu yüzden bir delinin söyleviyle aktarır dünyaya: “Fazla büyük usta kalmadı, zamanımızın gerçek kötülüğü budur. Kalbin yolları gölgelerle kaplanmış. Yararsız görünen seslere kulak vermeliyiz. Okul duvarları, asfalt ve refah reklamlarının uzun kanalizasyon boruları ile dolu beyinlere böceklerin vızıltıları girmeli. Her birimizin gözlerini ve kulaklarını, büyük bir rüyanın başlangıcı olan şeylerle doldurmalıyız...” diye haykırır Tarkovsky'nin bilge delisi Domenico. Baştan sona muhteşem bir söylevdir bu. Zamanın yokluklarından biri olarak anılır orada usta; âdeta kalbin yollarındaki gölgeleri kaldıracak, işitmez olduğumuz sesleri bize duyuracak, bizi bir rüyaya hazırlayacak insandır. Usta yalnız zanaat öğretmez çünkü sanatı da usta öğretir hatta ilmi de, bir hal ilmi olan hayatın inceliklerini de. Öğrenilen ilmin yahut sanatın hayata değmesi, yaşaması, ruha ve kalbe tesiri böyle mümkün olur. Ama bugün değil, çünkü Domenico'nun dediği gibi fazla büyük usta kalmadı ne yazık ki.

İsmet Özel

Türk müziğinin önemli icracılarından Alaeddin Yavaşça der ki: “Musiki heyecanının, aşkının, hevesinin ve üstün duygularının ve nihayet makbul bir tavrın anahtarı ancak ustadan çırağa tevdi edilir. Başka yol musiki değil, vasıflı veya vasıfsız işçiliktir.” Bu öyle etkileyici bir silsiledir ki ustalar birikimlerini, tecrübelerini kendi hocalarından aldıkları bir emanet gibi korur, kabiliyetli, muhakkak ahlaklı ve vakti geldiğinde bu birikimi taşıyıp aktarabilecek taliplere emaneti tevdi ederler. Müzik bu aktarım zinciriyle yaşar; emaneti devralan zincire yeni bir halka olur ve öğrendiği ilmi, terbiyeyi aynı şuurla taşır. Bu silsile yürürken kimse kimseden bir imza almaz, bir belge sormaz ya da beklemez. Meşk sistemiyle ortaya çıkan bu aktarımda hiçbir zaman talebeye resmî bir belge, icazetname, onay belgesi ya da diploma verilme geleneği olmamıştır.

  • Müzisyen kendini, yıllar süren eğitiminin nereye vardığını, müktesebatını, tecrübesini sesiyle, sazıyla, bestesiyle kanıtlar. Şu da var ki sazende, hanende yahut bestekâr her ne kadar kendini kabiliyetiyle, sanatını icra ederek kanıtlamış olsa da mesela “Hacı Arif Bey'in talebesi”, “Dede'nin bütün eserlerinin varisi” veya “Zekai Dede'nin hocası” gibi sıfatlarla da anılır musiki tarihimizde. Uzun zaman gayret edip, meşakkatli ve süresiz bir sistem olan meşke sadık kalmak, bir hocaya yılmadan talebe olmak belgenin kendisi olur âdeta.

Meşk usulü öğrenmek, talebenin hocasının sazını yahut sözünü dinleyip, taklit edip, tekrar edip, hıfzetmesiyle gerçekleşir, çünkü müzik yazılmaz. Müzik bir havai ilimdir ve talebe hocasının mekânı dolduran nağmelerini pür dikkat dinleyip ezberlemekle mesuldür.

Çam sakızı, çoban armağanı
Nihayet

Bu sebeple kuvvetli bir hafızaya, müzik kulağına, ritim duygusuna sahip olmak hâsılı dinlemeyi bilmek, talebede ilk aranan hususiyetlerdir. Hacı Arif Bey bir şarkıyı on beş kere talim ettikten sonra hâlâ öğrenemeyen talebeyi bir daha kabul etmez. Hatta Dede Efendi, sonradan önemli bir bestekâr olacak Nikoğos Ağa'yı talebe olarak kabul etmeden önce, Ermeni olması nedeniyle bozuk olan Türkçesini kastederek “Önce Türkçe'yi iyi öğren” diye şart koşar. Nikoğos Ağa ancak şivesini düzelttikten sonra Dede Efendi ile meşklere başlar. Bazen de Hafız Sami gibi bir kabiliyet talebe olmak için çıkagelir. On iki yaşında hafız olan Hafız Sami, Zekai Dede'nin talebesi olmak için huzuruna girdiğinde, okuduğu ilk eserden sonra Zekai Dede bu talibe, “Oğlum, senin musiki meşkine ihtiyacın yoktur, sana Tanrı meşketmiş.” der.

Nikoğos Ağa'nın bir bestesi

Talebe seçimiyle başlayan bu titizlik, meşk eğitimi boyunca da devam eder. Sebat, kararlılık, devamlılık, sanata liyakat ve hocaya sadakat gibi birçok hüviyeti talebeden bekleyen hatta bunları zorunlu kılan meşk sistemi, kendine dâhil ettiği talebeyi nice sınamalardan geçirerek âdeta işler, pişirir, bir sanat ahlakı da kazandırır. Talebenin kabiliyetine, şevkine göre şekil alan eğitimin sabit bir süresi olmadığı gibi, sabit bir düzeneği de yoktur. Kiminin bir ayda geçtiği eseri başka bir talebe bir haftada geçiverir. Eser defaatle tekrar edilerek, dizlere usûl vurularak hafızaya alınır.

Çok sayıda talebesi olan Bolahenk Nuri Bey, sırf hafızasındaki eserleri kaybetmemek için Karagümrük'teki evinden Tophane'deki işine giderken yürümeyi tercih eder, seçtiği bir makamdan Peşrev, Semai ve şarkıları mırıldanarak okur, böylece her gün ayrı bir makamın eserlerini tekrar ederek onları hafızasına yeniden nakşedermiş.

Her meşkin sonunda geçilen eserlerin bestekârlarının ruhlarına bir Fatiha göndermek de meşk geleneğinde önemsenen bir husustur. Belki hocalar da emeklerini, böyle hayırla yâd edilmeye bir vesile görürler.

Yola koyulunca menzili görmeden, kolayca elde edilecek bir başarı beklentisi olmadan, kısa zamanda varılan bir hedef arayışına girmeden yürümek icap eder. Bu yolda acelecilik ve heveskârlık barınamaz. Hocası tamam deyip bayrağı devralıp ustalığa geçtiğinde ise ne gördü, ne biriktirdi, ne kazandıysa, toyluğundan ve hamlığından terfi etmiş olarak, başladığı noktadan çok daha başka bir yerden, hocasının ayak izlerini takip ederek sermayesi olan tecrübeyle yola revan olur.

Hacı Arif Bey

Bugün zanaatımız, sanatımız, maharetimiz, liyakatimiz diplomalarla, imzalı belgelerle, sertifikalarla belirleniyor, usta eli değerek değil, meşakkatli yollardan geçerek değil, sabrın ve gayretin yoldaşlığında değil. Bana kalırsa, bunu henüz tecrübe etmiş biri olarak söylüyorum, üniversite diplomalarıyla kurs sertifikaları arasında çok fark yok. Ben müzikle ilgilenmeye başladığımda büyüyen otları işitebilmeyi hedeflemiştim. Usta elinin değdiği yerde, talim ettiğimiz sanat kendinden ibaret kalmaz; ustanın yol göstericiliği, bizi kâinatı dinleme ve okuma idrakine de vardırır. Bugün diplomaların, sertifikaların bize kazandıramadığı da bu aslında. Gerçek ustaları bulursanız zaman akıp giderken size aktarılan bir birikimin, tecrübenin taşıyıcısı ve aktarıcısı olup bu devinimle gönenirsiniz. Bununla kalmaz, büyüyen otları da dinleyebilirsiniz.