Gelenekli sanatın yeniden icadı yahut icrası

BEYZA KARAKAYA
Abone Ol

Gördüğümde “içimi titreten”, ülkemiz dışında icra edilen eserleri sizegösterecek ve klasik sanatın aslını muhafaza ederek fakat onu kurallarındanve enstrümanlarından sıyırarak yeni bir zemin ve formda icra eden,sanatını sokağa taşıyan, sıradan insanın göz hizasına getiren bu “yeni nesil”sanatçılarla sizi tanıştıracak ve klasik sanatın modern bir şekilde yorumlanıpyorumlanamayacağını, yorumlanırsa nasıl olacağını size bırakacağım.

Geleneksel İslam Sanatı’nın modern bir üslupta yeniden yorumlanmasına ilişkin tartışmalar, öncelikle İslam Sanatı diye bir kavram olup olmadığı üzerinden başlıyor. Hal böyle olunca tartışmalar teorikte bunun nasılı, niçini; oluru, olmazı karmaşasından sıyrılıp pratik bir alana geçemiyor. Geleneksel, Uğur Derman hocanın ikazları ile “Gelenekli” sanatı teorik bir zeminde tartışacak altyapıya ve birikime sahip olmadığımdan, yalnızca gördüğümde yahut temaşa ettiğimde “içimi titreten” ülkemiz dışında icra edilen eserleri size gösterecek ve klasik sanatın aslını muhafaza ederek ve fakat kurallarından ve enstrümanlarından sıyırarak yeni enstrümanlarla yeni bir zeminde ve yeni formda icra eden; sanatı, hat sanatını, sokağa taşıyan; sıradan insanın göz hizasına getiren ve pek çoğu sosyal/siyasi mesaj kaygısı güden bu “yeni nesil” sanatçılarla sizi tanıştıracak ve klasik sanatın modern bir şekilde yorumlanıp yorumlanmayacağını, yorumlanırsa nasıl olacağını size bırakacağım. “Maske ve mesafe kuralına riayet ederek” dilerseniz benimle birlikte gelin…

Toplumun sesi olan bir sanatçı: El Seed

El Seed, 1981 yılında Paris’te Tunuslu bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. 18 yaşına kadar Fransızcanın yanı sıra, Arapçanın Tunus lehçesini konuşarak büyüdü. 18 yaşına geldiğinde bir kimlik arayışı içerisine girdi. Hiçbir zaman kendisini Fransız kimliğine ait hissetmeyen El Seed bir tercih yapmak zorunda olduğunu hissetti ve Arap kökenine geri dönmesi gerektiğini düşündü. Arap kimliğini yeniden inşa edebilmek için Arapça öğrenmeye başladı. Bu sırada hat sanatı ile tanıştı.

El Seed, Tunus

Daha sonra hat sanatını tüm kurallarından sıyırarak yeniden yorumladığı bir form geliştirdi. İlk gençlik yıllarında ilgi duyduğu grafiti ve break dansı El Seed’i hip-hop kültürünün bir parçası haline getirmişti. El Seed, hat sanatını hip-hop kültürüyle harmanladı ve “kaligrafiti” olarak nitelendirdiği hat sanatının bu yeni formunu icra etmeye başladı. El Seed ismini, öğrenciliği zamanında öğretmeninin sınıfta okuduğu Fransız oyunu El Cid’den aldı. İlk büyük ölçekli duvar resmini Tunus devriminin başlamasından bir yıl sonra Kayrevan şehrinde yaptı. El Seed bu duvar resminde Ebu’l-Kâsım eş-Şâbbî’nin “Tunus” şiirinden “Asırların ardından doğdu güneş” dizesini yazdı. El Seed sanatı, siyasi değişimin tetikleyicisi olarak kullanabilen Filistinli Şair Mahmud Derviş ve Iraklı Sanatçı Sundus Abdul-Hadi’den ilham aldığını söylüyor. Estetiği her zaman ön planda tuttuğunu, zira insanların ilk dikkatini çeken katmanın estetik olduğunu ama yine de çalışmalarında siyasi ve/veya sosyal mesaj vermeyi amaçladığını dile getiriyor. El Seed hükümeti eleştirmeyi amaçlamadığını, açık alanlara arka planı güçlü sözler nakşederek insanları toplumsal olarak değişmeye teşvik ettiğini söylüyor. Kaligrafitiyi barış ve birlik mesajlarını yaymak için kullanıyor. Bu sayede öncelikle kendi kimliği ile barıştığını artık Fransız kimliğini de kabul ettiğini; Fransız, Arap, Tunuslu, Müslüman, hip-hop kimliklerinin bugün bir bütün olarak kendisini şekillendirdiğini ve kaligrafiti sanatına etki ettiğini söylüyor.

El Seed, Dubai

El Seed, ailesinin memleketi olan Tunus’un güneyindeki Gabes kentindeki Jara Cami’nin minaresine 2012 yılında bir grafiti yaptı. Yıllardır gri renkli olan bu minareye kaligrafiti yapmak için imamdan izin istediğinde, imamın yıllardır bu anı beklediğini ve bu sebeple “Nihayet geldin” dediğini anlatıyor. Minare için Hucurât suresinin 13. Ayetinden şu bölümü yazdı: “Ey insanlar! Şüphesiz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık, tanışasınız diye sizi kavim ve kabilelere ayırdık…”

  • El Seed Suudi Arabistan’ın El Ula şehrinde, Lübnan’da, Toronto’da, Kahire’de, Güney Kore’de, Dubai’de, Lyon’da, Philadelphia’da, Tunus’ta, Cape Town’un favelalarında, Mikenos’ta duvarları, köprüleri, çatıları kaligrafiti sanatının tuvali haline getirdi. O, grafitinin- kaligrafitinin kamusal alanı tekrar “kamuya” açtığını, hat sanatının güzelliğini sıradan, sokaktaki insanın da görüş alanına dahil ettiğini söylüyor.

El Seed, kaligrafiti sanatını icra ederken içinde bulunduğu şehrin, toplumun, insanların sesini özetlemek onların temel ilkelerini yansıtmak için çabalıyor. Bunun en somut örneğini Kahire’deki “Bakış Açısı” isimli projesinde görmek mümkün. 2016 yılında yaptığı proje Kahire’deki Manshiyat Nasr mahallesinde bulunan Kıpti topluluğu Zaraeeb’i kapsıyor. Onlarca yıldır Kahire’nin çöplerini toplayan, küresel ölçekte en verimli ve en yüksek kârlı geri dönüşüm sistemini geliştiren Zaraeebler Kahire halkı tarafından çöple özdeşleştiriliyor, yaşadıkları yer kirli olarak algılanıyor ve kendileri de damgalanıyor, ötekileştiriliyorlar.

El Seed

Zabaleen, yani çöp adamlar olarak adlandırılsalar da topluluk, kendilerini böyle adlandırmıyor. Zira onlar çöpte değil çöp sayesinde yaşamaktadırlar. Mahallelerindeki çöp kendilerinin değil, onları “çöp adamlar” olarak nitelendiren şehir halkının çöpüdür. El Seed, ekibi ve yerel halkın yardımıyla bu topluma ışık tutmak için, Mukattam Dağı'nın yalnızca belirli bir noktasından görülebilen neredeyse 50 binayı kapsayan anamorfik (yalnızca belirli bir bakış açısından algılanabilen ve simgesel düzende bir yere oturtulabilen) bir çalışma yaptı. Bu eserinde, 3. yüzyıldan kalma bir Kıpti piskoposu olan İskenderiyeli Aziz Athanasius'un şu sözlerini kullandı: "Güneş ışığını görmek isteyen herkesin önce kendi gözünü silmesi gerekiyor." Belki de gerçekten öyledir…

Boşlukta harflerle dans eden adam: Karim Jabbari

Kerim Jabbari, çocukluğunu bir iç sızısı ile hatırlıyor, zira babası Tunus’u yöneten diktatör rejim tarafından “halk düşmanı” ilan edilmiş, siyasi bir hükümlü idi ve sokakta yürürken karşılaştıkları komşular selam dahi vermeden onlara arkalarını dönüyorlardı.

Karim Jabbari

Bu yüzden daima kendisini yalnız hisseden ve babasını özleyen on yaşındaki Jabbari, zamanını doldurmak, kendisini avutmak için bir arayış içine girdi. İmdadına, babasına miras kalan 400 yıllık bir yazma eser yetişti. Bu yazma eser, Küfi yazıdan etkilenen Kuzey Afrikalıların geliştirdiği Mağribi hat sanatıyla yazılmıştı. Jabbari bu kitabı ve yazıyı, “manasını anlamasanız bile ruhunuza hitap eden bir sanat formu” olarak nitelendiriyor. Jabbari bu yazıdan oldukça etkilenmiş, yazıyı defalarca kopyalamış ve bunu tutku haline getirmişti. Zamanla bu tutkusu daha da büyüdü. Ve bugün Karim Jabbari, geleneksel hat sanatını uluslararası bir izleyici kitlesine ulaştırmak için duvar resimleri, grafiti ve özel teknoloji kullanan Kanada’da yaşayan 42 yaşında bir sanatçı…

Karim Jabbari

Karim Jabbari’yi boşlukta dans eder halde izlerken, boşlukta dans ettiğini zannetmemek oldukça zor. Fakat ortaya çıkan ışıklı hat eserlerini gördüğünüzde aslında boşlukta Arap harfleri ile dans ettiğini anlıyorsunuz… Jabbari’nin bir DSLR kamera ve bir el feneri kullanarak yaptığı bu kaligrafileri boşlukta asılı duran, dijital bir yanılsama gibi görünse de esasında uzun pozlamalı bir kamera çekiminde yakalanan hareketler oluşturuluyor. Jabbari yaptığı bu dijital illüzyonu yanı sıra kaligrafiti çalışmalarını yapmaktaki amacının hat sanatını “sandığından” çıkarmak ve ışık, grafiti ve kentsel unsurları tuval olarak kullanarak gençlere erişilebilirliğini göstermek olduğunu söylüyor.

İslam’ı anlatmak isteyen bir sanatçı: Salma Arastu

Salma Arastu, bugün, hat sanatını modern bir formda yorumlayarak icra eden pek çok sanatçıdan biri olsa da hikâyesi onu diğerlerinden ayrı bir yere koyuyor. Salma’nın Hindu ebeveynleri 1947 yılında her iki ülke de İngiltere’den bağımsızlığını kazandığında Müslümanlar ve Hindular arasındaki çatışmadan kurtulabilmek için Pakistan’daki evlerinden kaçtı ve Hindistan’a yerleşti. Salma bundan birkaç yıl sonra dünyaya geldi. Ancak doktor olan babası yaşadıklarını bir türlü unutamamış ve birkaç yıl sonra kalp krizi geçirerek vefat etmişti.

Salma Arastu

Arastu, Hindistan’da sanat okulundan mezun olduktan sonra ailesini karşısına aldı, mimar olan kocası ile evlenerek Müslüman oldu. Evlendikten sonra önce İran’a sonra Kuveyt’e, oradan Beytüllahim’e, ardından Pennsylvania’ya ve son olarak da Kaliforniya’ya taşındılar. Salma hat sanatı ile İran’da tanıştı. Bugün yeni bir formda icra ettiği hat sanatını İslam dininin güzelliğini, insanların eşitliğini anlatmak için kullanıyor. Arastu, işinin tamamen insanlarla bir araya gelmek olduğunu, bilhassa 11 Eylül saldırılarının akabinde, Kuran’ın çeşitlilik, topluluk, dostluk ve barış hakkında ne söylediğini insanlara göstermek istediğini söylüyor.

Kendisini manaya teslim eden bir sanatçı: Azra Hamzagic

Azra Hamzagic 1985 yılında Sırbistan’ın Yeni Pazar şehrinde dünyaya geldi. Saraybosna Sanat Akademisi’nde Güzel Sanatlar eğitimi aldı ve mezun olduktan sonra lisansüstü çalışmalarına devam etti. Halen Belgrad Güzel Sanatlar Akademisi’nde çalışmalarını sürdürüyor. Hamzagic, resim yaparken neredeyse tamamen ters çevrilmiş damgalama tekniği ile çalıştığını, bu teknikle ön planın ya da “damganın” Arap hatlarının görünmesi için kendisini arka plana teslim ettiğini söylüyor.

Azra Hamzagic

Hamzagic bu teknikle, kişinin kendi içindeki ve dünyada güzelliği ortaya çıkarması için egosunu bir tarafa bırakması gerektiğini vurguluyor. Bu sayede, ego üzerindeki bu hakimiyet biran sürse bile, kişinin kendisini ehlileştirebildiğinde kaçınılmaz olarak ortaya çıkan ihtişamı yakalamaya çalıştığını dile getiriyor. Hamzagic’in eserlerinde renkler, dokular ve Arap hattı, tuval üzerinde bir uyum içerisinde dans ediyor. Hamzagic tüm çalışmalarını özveri, empati ve cömertliğin hepimizi kendi manamıza yakınlaştıracağına, ilk önce kendimizi bırakmayı öğrenirsek parçaları bir araya getirebileceğimize inanarak ortaya koyuyor.

Gelenekseli teknolojiyle harmanlamak: Soraya Syed

Soraya Syed, Katolojik Fransız bir annenin ve Pakistan kökenli Müslüman bir babanın kızı olarak 1976 yılında Londra’da dünyaya geldi. Bu iki farklı din ve kültürü birbirine bağlayacak şekilde yetiştirildi. Küçük yaştan itibaren Fransız dedesi tarafından Paris müzelerine götürüldü. Dedesi Soraya’yı bütün sanatçıların isimlerini ezberlemesi için teşvik ederdi ve onun bu yöntemi Soraya’nın görsel sanatlara ilgisini artırdı.

Soraya Syed

Londra’daki lisans ve yüksek lisans eğitimini tamamladı. Lisans eğitimi sırasında bir yıl boyunca İskenderiye’de Arapça hat eğitimi aldı mezun olduktan sonra klasik İslam sanatında yedi yıllık çıraklık eğitimi başladı. 2005 yılında IRCICA tarafından icazetname ile ödüllendirildi. O zamanlar icazetnameyi alan ilk ve tek Britanyalıydı. Bu dönemde eğitim aldığı ustalar arasında Efdaluddin Kılıç ve Hasan Çelebi de vardı. İngiltere’de pek çok sergiye katıldı. Syed, hat sanatını holografik ve 3 boyutlu dijital enstalasyon yöntemiyle icra ediyor. Çalışmalarının kişisel ve karma sergilerinin yanı sıra canlı hat performansları da sergiliyor. Ayrıca çeşitli üniversitelerde ders vermiş ve British Museum, British Council ve Doha İslam Eserleri Müzesi ile çalışmıştır. Çalışmaları Mekke’ye Yolculuk filminde yer almıştır. Soraya Syed’in gerek hat sanatını holografik ve üç boyutlu dijital tekniklerle icra ediyor ve sergiliyor olması gerek canlı hat performansları bana 2018 yılının Mart ayında Boğaziçi Üniversitesi’nde izleme ve dinleme imkânı bulduğum Japon kaligrafi sanatçısı Sisyu’yu hatırlattı. Aynı yıl Mayıs ayında Nihayet Dergi’de Sisyu hakkında yazdığım “Fırçanın Kağıtla Dansı: Japon Kaligraf Sisyu” başlıklı bir yazım da yayımlanmıştı. Syed’in fırçası da tıpkı Sisyu gibi kağıtla dans ediyor. Ve geleneksel hat sanatını teknolojinin yardımı ile yeniden yorumluyor olması nezdimde onu daha da değerli kılıyor.

Duygu derinliği olan eserler üretmek: Ruh Al-Alam

Güzel sanatlar ve kaligrafi eğitimi alan Londra doğumlu İngiliz sanatçı Ruh, aldığı eğitimi yeniden yorumladığı sanat eserleri ortaya çıkarmak için kullanıyor. Eserlerinde, insanlara dinlerini, manevi değerlerini hatırlatmak için İslami terimler kullanan Ruh, kullandığı bu kelimelerin eserlerine duygu derinliği vermesini amaçlıyor. Ruh, güzel sanatlar eğitiminin yanı sıra grafik tasarımı eğitimi de aldı ve aldığı her iki eğitimi eserlerine yansıttı. Kendi kaligrafi yazı stillerini geliştirdi ve Arap tipografisinde yenilikler yaptı. Her ne kadar çalışmalarının tümü kaligrafi olmasa da hat sanatına olan tutkusu çalışmalarında önemli bir rol oynuyor.

Kendisini renklerle ifade eden sanatçı: Nadia Janjua

Washington D.C’de yaşayan Pakistan asıllı Nadia Janjua, sanatçı, mimar ve sanat eğitimcisidir. Janjua’nın çalışmalarında parlak ve canlı resimler dinî esinlemelerle bir araya geliyor. Janjua tüm sanat çalışmalarının oldukça kişisel olduğunu ve ruhunun özünü yansıttığını dile getiriyor. Kendisini kelimelerle ifade etmeyi öğrenmeden önce renkler ve formlarla nasıl ifade edeceğini öğrenen Janjua, bu sebeple resimin ve çizimin ellerinin ve ruhunun doğal bir uzantısı haline geldiğini söylüyor.

Roman yazmak istiyorum!
Nihayet

Bir İslami Özel okulda sanat eğitimcisi olarak çalışan Nadia, Washington Üniversitesi’nden Güzel Sanatlar ve New Jersey Institute of Technology’de Mimarlık alanında yüksek lisans derecesi aldı. Yakın zamanda DC’nin En İyi Gelecek Vadeden Sanatçılarından biri olarak seçildi. Nadia resimlerinin içinde kendisini yeniden keşfettiğini söylüyor. Nadia’nın çalışmaları ebru sanatını andırıyor.

  • Not: Konuyla ilgili diğer sanatçılar için ayrıca bknz.
  • 1- Beyza Karakaya, “Renklerin Kalbine Dokunan Adam: Aerosol Arabic”, Nihayet Dergi, 2017 Kasım.
  • 2- Dilara Yabul İşleyen, “İbnü’l Arabi’nin Şiirlerini ‘Resmeden’ Hattat Hassan Massoudy”, Nihayet Dergi, Mart 2020.
  • 3- Röp. Merve Akbaş, “Hat Öğrenirken Bir Ustamın Olmaması Bana Özgürlük Sağladı”, Nihayet Dergi, Nisan 2020.