Kadın dindarlığının farklı tezahürleri

ZEHRA IŞIK
Abone Ol

Kadın dindarlığı ve dindarlık algısındaki değişimin modern kent yaşamında ne kadar farklı biçimlerde tezahür ettiğinin örneği olarak gözlemlediğim iki dini grup özelinde bir araştırma yaptım: Fatih ilçesinin birbirine komşu Çarşamba ve Karagümrük semtlerinde faaliyetlerini yürüten İsmailağa Cemaati ve Cerrahi Grubu.

C2000’li yılların başından itibaren modernleşme ve kentleşmenin bireysel ve sosyal anlamdaki etkilerini daha yoğun bir şekilde deneyimleyen dindar toplum kesimi, içinde bulunduğu yeni hayat tarzının dinamikleriyle geleneksel yaşama ait değerleri birleştirebilme çabası içine girmiştir. Yine modernleşmenin etkisiyle tüm toplum ölçeğinde dinin ve dindarlığın yansımalarında büyük değişiklikler olmuştur. Bu değişim, kadın dindarlığında da etkisini göstermiştir. Mekânları çözen modern kent yaşamı, kendini dindar, muhafazakâr ya da mütedeyyin olarak niteleyen kadınların hayatını yeniden şekillendirmektedir.

Kadınların başörtüsüyle üniversitelere girmesiyle başlayıp, kadınların ve erkeklerin birlikte sosyalleştikleri kafelerin ortaya çıkmasına, kadın-erkek eşitliği söylemi çerçevesinde ev ve toplumsal mekânların yeniden tanımlanmasından, camilerin kadınların ihtiyaçlarını dikkate alacak biçimde düzenlenmesi taleplerine varıncaya kadar yaşanan tüm değişimler toplumdaki dönüşümün tezahürleridir. Bu süreçte mütedeyyin kadınların kamusal alanda görünürlüğü artmış, işlevi kadını/mahremi örtmek olan başörtüsü veya diğer örtünme giysileri de estetik kaygısıyla bir tüketim ve moda unsuru haline gelmiştir. Daha önce ev dışındaki çalışma hayatında pek yer almayan Müslüman kadın, kamusal alana katılmasıyla birlikte din kaynaklı kimliğini, yeni bir imgeye kavuşan kıyafetini ve değerlerini de oraya taşımıştır.

Hem kamusal alandaki bu kadınların giyim-kuşam biçimlerindeki hem de kadının toplumsal yapıdaki konumuyla ilgili hızlı değişim, önceden beri var olan “kadın dindarlığı” konusunu farklı boyutlarıyla tekrar gündeme getirmiştir.

İnsanların dinî yaşayışlarını genel hatlarıyla belirlemek ve dindarlık biçimlerini ortaya koyabilmek hem dinin hem de dindarlığın tanımlanmasındaki güçlük sebebiyle, kolay bir iş değildir.

Fıtri cinsiyet özellikleri, toplumsal cinsiyet rolleri ve kadına ve erkeğe ait sınırların din tarafından büyük oranda belirlenmiş olması itibariyle, kadınların erkeklerden farklı bir dindarlık formuna sahip oldukları iddiası birçok akademik çalışmanın konusu olmuştur. İnsanların dinî yaşayışlarını genel hatlarıyla belirlemek ve dindarlık biçimlerini ortaya koyabilmek hem dinin hem de dindarlığın tanımlanmasındaki güçlük sebebiyle, kolay bir iş değildir. Birbiriyle aynı düşünce, duygu ve dinî yaşayışa sahip iki insandan bahsetmek ne kadar zorsa, belli başlı dindarlık biçimleri belirleyip buna göre insanları kategorize etmek de bir o kadar zordur. Bununla birlikte, yapılan araştırmalarda dindarlığın cinsiyet değişkenine göre farklılaştığına dair bulgulara yer verilmektedir. Kadınların mı yoksa erkeklerin mi daha dindar olduğunu, ya da dindarlığın farklı boyutlarında hangi cinsiyetin daha çok ön plana çıktığını konu edinen çalışmalarda birbiriyle çelişen sonuçlara ulaşıldığı görülmektedir. Buna rağmen, kadınların mistik konulara ve dinin büyüsel-şekilsel formlarına erkeklerden daha çok ilgi duydukları söylenebilir (Özüdoğru, 2009: 85). Kadınlar, dindarlığın şekilsel-zahirî boyutunu yansıtmaları açısından kendileri de ilgi odağı olmaktadır. Zira kadının bedeni, sesi, giyimi, mahremiyeti, kamusal alandaki varlığı din ve dindarlıkla ilgili tartışmaların odak noktasında yer almaktadır. Aynı başlıklarla erkeklerin dindarlığını birleştiren veya bunlar üzerinden dindarlığı tartışan hemen hemen yok gibidir.

Modernleşmeyle birlikte hayatımıza giren olguların, modernliğe ait ürün ve değerlerin dindarlardaki yansıması da yine kadınlar üzerinden konuşulmaktadır. Örneğin sigara içen bir erkekle ilgili değerlendirme yapılırken dindarlık faktörü denkleme nadiren dahil edilmekteyken, sigara içen kişi başörtülü bir kadınsa, tartışma doğrudan dindarlık, edeb, ahlakî bozulma gibi bir eksende seyretmektedir. Ya da başörtülü bir kadının lüks kabul edilen bir araba kullanması; modernleşmenin dindarları gösteriş meraklısı yaptığı, dindar kesimin artık israfkâr olduğu şeklindeki değerlendirmelerin başlıca örneklerinden olmaktadır.

Modernleşmeyle birlikte hayatımıza giren olguların, modernliğe ait ürün ve değerlerin dindarlardaki yansıması da yine kadınlar üzerinden konuşulmaktadır.

Modern hayatın getirisi farklı din anlayışlarının daha çok kadın dindarlığı üzerinden tartışılıyor olması, gençlik yıllarından beri konuya ilgi duyan bir “kadın” olarak beni, farklı kadın dindarlıkları üzerine çalışmaya sevk etti. Kadın dindarlığı ve dindarlık algısındaki değişimin modern kent yaşamında ne kadar farklı biçimlerde tezahür ettiğinin örneği olarak gözlemlediğim iki dini grup özelinde bir araştırma yaptım: Fatih ilçesinin birbirine komşu Çarşamba ve Karagümrük semtlerinde faaliyetlerini yürüten İsmailağa Cemaati ve Cerrahi Grubu. 1

İsmailağa Cemaati kadınları

Cemaat, modern yaşam tarzının getirdiği ve daha çok gündelik hayatın ihtiyaçları kapsamında değerlendirilebilecek olan; kadınların araba kullanması, yalnız seyahat etmesi, ev dışında çalışması gibi olgulara karşı olmasıyla da tanınmaktadır.

İsmailağa Cemaati’ndeki kadınların örtü kimliği siyah çarşaftır, diyebiliriz. Cemaatin kadınlarla ilgili dikkat çeken başka bir yaklaşımı, ilkokul düzeyinde de olsa kızlarını seküler ve karma okullar yerine, kendilerinin kurslarında/medreselerinde okutmasıdır. Cemaat içinde erkekler için de aynı kuralın geçerli olduğu ifade edilse de ileride evin reisi olarak para kazanmak mecburiyetinde oldukları için, erkek çocukları resmî eğitim kurumlarına gönderilmektedir. Cemaat, modern yaşam tarzının getirdiği ve daha çok gündelik hayatın ihtiyaçları kapsamında değerlendirilebilecek olan; kadınların araba kullanması, yalnız seyahat etmesi, ev dışında çalışması gibi olgulara karşı olmasıyla da tanınmaktadır.

Yeni nesilde yumuşatılmış söylem, esnek tutum

Saha araştırması yaptığımız dönemde hayatta olan cemaatin lideri Mahmut Efendi’nin 2 kadınların modern eğitim kurumlarında okumasına, araba kullanmasına ve ev dışında çalışmasına karşı olduğu bilinmektedir. Bu bilgiler hem Mahmut Efendi’nin kitaplarında (Ustaosmanoğlu, 2018: 257-260) hem de sağlığı yerindeyken yaptığı konuşmalarda yer almaktadır.Cemaatin kadınlarıyla yaptığımız görüşmeler ve gözlemlerimize dayanarak şunu rahatlıkla ifade edebiliriz; cemaatin kadın konusundaki genel yaklaşımı söylem bazında tüm kadın üyeler tarafından kabul edilmektedir. Ancak gündelik hayattaki işleyiş, her zaman söylemle uyuşmamaktadır. Cemaatin kadınları için birer dindarlık kriteri olan çarşaf giyme, araba kullanma, okula gitme, ev dışında çalışma gibi konulara her kuşak farklı yaklaşmaktadır. Genel itibariyle 30 yaş üstü kadınlar daha katı bir tutumla kadınların araba kullanmasının, kız-erkek ayrı olan imam-hatip okulları da olsa kızların modern eğitim kurumlarında okumasının kesinlikle kabul edilemez olduğunu düşünmekte ve görüşlerini dile getirirken Mahmut Efendi’den referanslar göstermektedirler (Işık, 2021). Genç cemaat üyeleri daha esnek bir tutuma sahiptir ve mülakat yaptığımız kişilerin paylaşımlarında da görüleceği gibi cemaatle ilgili özeleştiri de yapabilmektedir: 3 “Nispeten bir karşıtlık var cemaatte dışarıdan okumaya, erkek hocalar olduğu için oralarda… Ben dünya diploması olarak görmüyorum kesinlikle. İmam-Hatip’e başladıktan sonra ne kadar çok eksiklerim olduğunu gördüm. Şöyle bir şey var, eksiklerimizi de söyleyelim. Her zaman dört dörtlük değil. Bizim cemaatin de şu eksiği var, ben bu dünyada yaşıyorsam benim Türkçeye de ihtiyacım var, yabancı dile de ihtiyacım var, dünya ilimlerine de. Bunlardan tamamen sıyrılıyorsun medresede. Bizim medreselerde okuyan kızlar, yazıda hatalar yapabiliyorlar, kural yazmayabiliyorlar, konuşmada da hata yapabiliyorlar bu yönlerden eksikler yani, tek yönlü eğitim alıyoruz biz. İmam-Hatip’e veya açık liseye gittiğin zaman bunları görebiliyorsun. Ben buna ihtiyacım olduğu için açıktan okumaya karar verdim.” (Hülya, 24)

Cemaatin kadın konusundaki genel yaklaşımı söylem bazında tüm kadın üyeler tarafından kabul edilmektedir. Ancak gündelik hayattaki işleyiş, her zaman söylemle uyuşmamaktadır.

“İmam-Hatip ortaokulları açıldığından beri cemaatte medreseye giden kız sayısı azaldı. Cemaat bundan dolayı da çok karşı çıkıyor bence.” (Esma, 25)

“Mahmut Efendi hazretleri kadınlar araba kullanmasın, kullanana hakkımı helal etmem diyor, kullananların da arabalarına binmeyin diyor. Kadınlar zaruret olmadıkça evden çıkmamalı. Efendi hazretleri diyor ki, mesela kadının yolda arabası bozulsa yanında kocası da yok, erkeklerle muhatap olacak, böyle olmaması lazım.” (Zerrin, 60) 30 yaşın altındaki üyelerin bir kısmı kadınların araba kullanmasına yönelik düşüncelerini açıklarken toplu ulaşım araçlarında kadınların yaşadığı sorunları gündeme getirmiş, bir kısmı da kendi bireysel ilgisinden bahsetmiştir. Her iki izah tarzı da modern kent yaşamının getirisidir. Birkaç cemaat mensubunun “Ben bu cemaatteyim diye cemaatin yaptığı her şeyi desteklemiyorum” ifadeleriyle cemaatin kadınların araba kullanması hususundaki tavrına eleştirel ve itirazcı bir yaklaşım sergilemesi de modernleşmenin sonuçlarından biri olan bireyselleşmenin açık göstergesidir: “Kullanmalı bence, çünkü benim ehliyetim var, yani bence bilmeli kadın araba kullanmayı. Efendi hazretleri izin vermiyor ama. Çok ince ayrıntısını bilmiyorum ama erkekle muhatap olmasın, kadınlar narin diye izin vermiyor herhâlde. Ben ehliyeti, arabayı çok sevdiğim için almıştım. Ama kullanmıyorum.” (Serap, 28)

Orta yaş ve üstü cemaat üyesi kadınlar, çarşaf dışındaki örtünme biçimlerini tesettür olarak kabul etmezken, daha genç olanlar “çarşaf bir takva meselesidir” diyerek, yumuşatılmış bir söylemi benimsemektedir. İsmailağa Cemaati’nde on yıl öncesinde çarşaflı olmayan kadınlara karşı var olan önyargılı bakışın yumuşama gösterdiği mürideler tarafından mülakatlarda paylaşılmış, ayrıca cemaatin sohbetlerine çarşaf haricindeki örtünme kıyafetleriyle gelen kadınların yadırganmadığı tarafımızdan da gözlenmiştir.

Benim istediğim dozda İsmailağalı olsun

Bu genç kızlar, evlenecekleri kişinin herhangi bir cemaat mensubu olmaması hâlinde evlendikten sonra onu İsmailağa Cemaati’ne girmeye ikna edeceklerini ifade etmişlerdir.

Cemaatteki kadınların eş tercihleri de değişimden nasibini almış görünmektedir. Üyelerin bir kısmı tamamen cemaatin içinde yetişmiş, cemaatin kisvesini giyen erkeklerle evlenmeye sıcak bakmamaktadır. Bu genç kızlar, evlenecekleri kişinin herhangi bir cemaat mensubu olmaması hâlinde evlendikten sonra onu İsmailağa Cemaati’ne girmeye ikna edeceklerini ifade etmişlerdir. Genç kızlar örgün eğitim kurumlarında okumuş, ekonomik anlamda özgür kişilerle evlenmek istemektedir. Zira cemaatin medreselerinde okuyan erkekler ya medreselerde hocalık yapmakta ya da serbest meslek kollarında çalışmakta, bazıları da esnaf olan babalarıyla birlikte iş yapmaktadır. Genç kızlar bu nitelikteki erkeklerle evlendikleri zaman, tamamen cemaatin içinde kalacakları ve cemaat dışındaki hayatla bağlantı kuramayacakları endişesine kapılmaktadır. Ayrıca kızların tamamen bireysel bir yaklaşımla düzenli geliri olan biriyle evlenerek, ekonomik anlamda rahat etmek istedikleri de anlaşılmaktadır. Bu konuya örnek gösterebileceğimiz şahit olduğumuz bir evlilik görüşmesi süreci sonunda genç kız ayrılık kararı almış ve taraflara aracı olan kadın da kızın bu tavrını eleştirmiştir: “Ben, çalışan bir kadına Kur’an öğretiyorum. Çalıştığı için, akşam 10 gibi gidiyorum, Kur’an öğretmeye onun evine. Oğlan kıskanç, bu saati geç buldu. Doğru mu o saatte gitmen, dedi. Ben serbest büyüdüm, benim hayatıma karışacak. Biraz da ukala…” (Feyza, 28)

İki neslin çarşafa yüklediği anlam, kadınların modern eğitim kurumlarında okuması, araba kullanması, evlilik gibi konularda farklı tutumlara sahip olmaları, cemaatin yaşadığı, devam eden dönüşümü gözler önüne sermektedir.

“Allah’tan sonra secde edilecek olan varlık kocadır. Sen yarım aklınla, kim oluyorsun da oğlanı ukala buluyorsun… Erkek tabi ki karışacak, geç saatte gitme diyecek. Benim kocam da kaç sene beni yalnız hiçbir yere salmazdı. Çarşafımı kabul etti, kursa gitmeme izin verdi, tamam. Bizim kriterlerimiz bunlar.” (Suna, 45)

İki neslin çarşafa yüklediği anlam, kadınların modern eğitim kurumlarında okuması, araba kullanması, evlilik gibi konularda farklı tutumlara sahip olmaları, cemaatin yaşadığı, devam eden dönüşümü gözler önüne sermektedir. Önceki kuşak daha çok cemaat merkezli kolektif dindarlık çerçeveli bir yaklaşıma sahipken, gençler üst kimlik olarak yine cemaat idiyetine dayalı ama daha bireysel bir dindarlık tipi sergilemektedir.

Cerrahi kadınları

Bu profile sahip kadınlar için Tekke; kentin hızlı yaşam temposu ve muğlaklığı içinde kendi bireyselliğinden vazgeçmeden dinî bir rehber arayışına cevap olmakta, manevî bir yere bağlanma ve ait olma ihtiyacını karşılamaktadır.

Cerrahiler, sosyo-ekonomik anlamda elit kesimin ve sanat dünyasından bazı ünlü simaların itibar ettiği bir dinî grup olması hasebiyle dikkat çekmektedir. Grup, genelde yüksek tahsilli, modern giyimli, sanata özellikle de müziğe ilgi duyan entelektüel ve kentli görünüme sahip bireylerden oluşmaktadır. Kadınların bir kısmı tekke dışında mütesettir değildir, örtülü olanlar da modern tarzda giyinmektedir. Cerrahî Grubu içinde seküler dünya görüşünü benimsemiş kadınlar kadar yeni dinî yönelimlere ve spiritüel akımlara ilgi duyabilecek kadınların da olduğu gözlenmiştir. Bu profile sahip kadınlar için Tekke; kentin hızlı yaşam temposu ve muğlaklığı içinde kendi bireyselliğinden vazgeçmeden dinî bir rehber arayışına cevap olmakta, manevî bir yere bağlanma ve ait olma ihtiyacını karşılamaktadır.

Hem dindar hem Atatürkçü hem laik hem gelenekçi

Bir dinî gruba katılımın ve grupsal ayrışmanın oldukça esnek işlediği günümüzde bazı dinî gruplar, Müslümanların küreselleşme sürecinde yaşadıkları çelişkilere cevaplar üreten ancak dayatmayan yapıları ve sağladıkları sosyal ağlar vasıtasıyla hem kent insanı için bir yurt olmakta hem de kaybolan değerleri hatırlatma işlevi görmektedir (Yılmaz, 2015: 83-85). Modern dünyada yalnız kalıp kaybolma riskine karşı kentli dindar kadın da dinî gruba dahil olarak kendini bir güven çemberine almakta, ancak bir dinî grubun teminatı altında bireyselleşmesini tamamlayabildiği için de böyle bir yapıya bağlı olmayı bireyselliğine engel veya tehdit olarak görmemektedir. Tekke’de röportaj yaptığımız kadınlardan biri olan Filiz’in sözleri Cerrahi kadınlarının dindarlık anlayışına örnek teşkil etmektedir: “Ben Müslümanım hem Atatürkçü, hem milliyetçi, hem laik, hem demokratik, hem özgürlükçü, hem çağdaş, hem de geçmişine bağlıyım. Olmaz diyenler varsa, yanılıyor olabilir mi? Ben böyleyim, böyle de kalacağım.” (Filiz, 52)

İslam kadına konfor sağlıyor

Cerrahî kadınları modern kentte elde ettikleri kazanımlardan vazgeçmeden, geleneksel/dinî değerleri de benimseyen bir dindarlık biçimi geliştirmeye çalışmakta, bunu yaparken de kendi duruşlarını dinî kaynaklarla desteklemektedir.

Çoğunluğu ev dışında bir iş yaşamına sahip olan Cerrahî kadınları, bir yandan kadını erkeğe bağlı ve bağımlı bir kimlik olarak tanımlamamakta, kızların ve erkeklerin karma eğitim alması gerektiğini, çalışmanın kadına özgürlük ve saygınlık kazandırdığını savunmakta; diğer taraftan İslâm dininde kadının ev geçindirme mesuliyeti olmadığını, bu anlamda aile reisinin erkek olduğunu kabullenmekte, hatta bu durumu bir konfor olarak görmektedir. Cerrahî kadınları modern kentte elde ettikleri kazanımlardan vazgeçmeden, geleneksel/dinî değerleri de benimseyen bir dindarlık biçimi geliştirmeye çalışmakta, bunu yaparken de kendi duruşlarını dinî kaynaklarla desteklemektedir.

Farklı dindarlıklar

Dindar insanların eylemlerini açıklarken inancın tek bileşen olduğu düşünülmemeli, insan hayatının başka yönleri göz ardı edilmemelidir. Şehirde yaşayan kadınla, kırsalda yaşayan kadının dindarlık biçimi nasıl aynı olamazsa, kentte yaşayan kadınların hepsi için de tek tip bir dindarlıktan bahsedilemez. Her kadın kendine özgü aile bağlarına, sosyal konuma ve kişisel ilişkilere sahiptir. Dolayısıyla aynı dinî grup içinde bile birbirinden değişik dindarlık formları gelişebilmektedir.

Ezcümle, kadın dindarlığının 80’lerde tepkisel, radikal ve eyleme dayalı bir görüntü sergilerken, 90’larda daha çok gündelik hayat içinde kadın olarak var olmaya çalışan bir tezahüre sahip olduğunu, son yirmi yıllık süreçte ise dinî kimliğiyle rahatça varlık gösterebilen kadının özneleştiğini, bunun neticesinde de dindarlığının da bireysel dindarlığa dönüşmeye başladığını söyleyebiliriz. Kadın, bir dinî gruba bağlıysa, grup mensubiyetinin gerektirdiği tüm yükümlülükleri yerine getirmese de grup idiyetini üst kimlik olarak benimseyen, bununla birlikte grubun kolektif tutumu dışında bireysel tercih ve yorumlar geliştirebilen bir dindarlığı temsil edebilmektedir. Geleneksel dinî anlayışa sıkı sıkıya bağlı görünen İsmailağa Cemaati’nde hem yaşa hem de grup içindeki kadınların aile ve sosyal yapılarına bağlı olarak dindarlık algısında bir değişim olduğu görülmektedir. Geleneksel beklentilerle modern değer kalıpları arasındaki dengeyi sağlamaya çalışan, toplumsal değişime entegre olmuş kadınların, kendilerini olduğu gibi kabul eden Cerrahi Grubu benzeri yapılara yöneldiği ve bu ilginin giderek arttığı görülmektedir.

1. Cerrahiler için “cemaat” veya “tarikat” nitelemesi kullanılmamıştır. Çünkü saha araştırması sürecinde grubun lideri olan Efendi (kendisi 4 Eylül 2022 tarihinde vefat etmiştir), halk arasında “Cerrahi Tekkesi” olarak bilinen Türk Tasavvuf Musikisini ve Folklorunu Araştırma ve Yaşatma Vakfında faaliyetlerini yürüten bu grubun bir cemaat olmadığını söylemiş, ayrıca “tarikat” ifadesini de kullanmamamızı istemiştir. 2. Mahmut Ustaosmanoğlu, 23 Haziran 2022’de vefat etmiştir. 3. Mülakat yaptığımız kadınlar için müstear isimler kullanılmıştır.

Kaynaklar: Özüdoğru, Halide (2009). “Kırsal Yaşamda Kadın ve Din (Konya Örneği)”, Doktora Tezi. Ustaosmanoğlu, Mahmut (2018). Mahmud Efendi Hazretleri’nden Duyulan Hikmetli Sözler, İstanbul: Ahıska Yayınevi. Işık, Zehra (2021). Modern Kentte Farklı Kadınlar Farklı Dindarlıklar, İstanbul: İz Yayıncılık. Yılmaz, Zehra (2015). Dişil Dindarlık: İslamcı Kadın Hareketinin Dönüşümü, İstanbul: İletişim Yayınları.