Kızılay’ın afetlere hazırlık, müdahale ve iyileştirme çalışmaları

KÜBRA KURUALİ YAŞAR
Abone Ol

Afet bölgesinde onlarca kurum, kuruluş, yüzlerce gönüllü, depremzedeler için çalışırken Türk Kızılay’ı da sahadaydı. Bir yardım kuruluşu olarak yıllardır yaşadığımız felaketlerden çıkardığı derslerle tecrübe aktarımı yapan Kızılay aynı zamanda nitelikli gönüllü de yetiştiriyor. Felaketin 12. gününde Kızılay’ın Afet Yönetimi ve İklim Değişikliği Genel Müdürü İbrahim Özer ile Kızılay’ın eğitimlerini, afet öncesi ve sonrası çalışmalarını ve Kahramanmaraş merkezli depremin boyutunu konuştuk.

Afet ve acil durumlarda sahada görev alabilecek kişiler nasıl bir eğitimden geçiyor?

Artık “nitelikli eğitim” dediğimiz bir şey var. Gönüllü olmak isteyenler Kızılay’ın gönüllüol.org.tr adresine kaydolduktan sonra kendi kabiliyetlerine ve meslek gruplarına göre birtakım eğitimler alabiliyor. Olağan dönemlerde bu konuda çağrılara çıkıyoruz, çağrılara cevap verenler faaliyetlere katılabiliyor. Afet dönemlerinde sahadakilerin bu eğitimleri almış olmasını önemsiyoruz. Nitelikli gönüllülerin sahadaki katkıları oldukça önemli. Gönüllü eğitimleri haricinde profesyonel eğitimlerimiz de var.Profesyonel eğitimleri hem kendimiz alıyoruz hem de diğer kurum/kuruluş personellerine sunabilecek bir kapasiteye sahibiz. Bazı eğitimler belli dönemlerde tekrar edilmesi gerekirken bazıları da yıllık, tek seferlik eğitimler olarak kurgulanmış durumda. Afet anında herhangi bir komutaya bağlı olmaksızın sahaya doğrudan intikal eden, giderken de sahanın bütün koşullarını bilen, oradaki yerel ve mülki idari amirler ile saha analizini gerçekleştirebilen ve bize yerelden bilgi aktarıp ona göre müdahaleye katkı sağlayan özel birliklerimiz var. Bunlar daha uzun ve sıkı eğitimlerden geçiyor. 18 adet sıkı eğitim alarak tecrübe kazanıyorlar. Şu an her ilde 3’er kişiden oluşan Afet Koordinasyon Timlerimiz mevcut. Bunun yanı sıra bilgi ve deneyim kapasitemizi artırma adına kurum dışı eğitimleri de personellerimize aldırıyoruz. Örneğin arama-kurtarma eğitimlerini AFAD’dan alıyoruz. Verdiğimiz eğitimlerden en önemlilerinden biri Millî Eğitim Bakanlığı ile aramızda imzalanan protokol çerçevesinde ilkokullarda vermiş olduğumuz afet farkındalık ve bilinçlendirme eğitimleri mevcut. Bu kapsamı genişletme adına en minik anaokulu öğrencilerimize pilot bir uygulama gerçekleştirdik. MEB ve Kızılay Akademi’miz ile birlikte buna dönük bir model geliştirme çalışmamız devam ediyor. Bireylerin yanı sıra “toplum liderlerini eğitme” konseptimiz ile topluma yön veren liderlere yönelik özel eğitim modelleri ile daha geniş bir alana hitap ediyoruz. Burada diyanet görevlileri, öğretmenler, muhtarlar gibi toplum liderleri olduğu gibi bu alanı genişletme ile ilgili çalışmalarımız devam ediyor. Akademi eliyle eğitimlerin bazılarının uzaktan alınabildiği bir modelimiz de bulunuyor. Kızılay’ın eğitim yelpazesi çok geniş, kısaca böyle anlatmış olayım.

Bir gönüllünün bu eğitimi almak için fiziki ve psikolojik açıdan yeterlilik sahibi olduğunu nasıl belirliyorsunuz?

Bizdeki eğitim modelinde puanlama sistemi var. Gönüllüler olağan dönemlerde belli niteliklere göre aldıkları eğitimlerden puan kazanıyor. Sahada gönüllülerin hangi alanlarda nasıl iş yapabileceği ile ilgili özel bir alan var. Biz o alanı şöyle çalıştırıyoruz; sahada operasyon yürüten ekipler tarafından faaliyet alanlarına göre ihtiyaç sayıları belirleniyor. İhtiyaca ve niteliğe göre gönüllü çağrısına çıkılıyor. Lokasyon, ulaşım, konaklama gibi tüm hususlar ayrıca netleştiriliyor. Dolayısıyla sahaya çıkan gönüllü nerde görev alacağını, ne kadar gün kalacağını ve hangi ekibe bağlı olduğunu bilerek sahaya kayıtlı bir şekilde ve programlı bir vaziyette gönüllü liderleri eşliğinde hareket ediyor. Bu devamlı bir döngü şeklinde sahadaki tüm ihtiyaçlar karşılanıncaya kadar devam ediyor.

Son 4 yıldır Kızılay ciddi bir tecrübe kaydetti

Kızılay’ın afet öncesi çalışmalarından bahseder misiniz? Bir afet sonrasında nasıl organize olunuyor? 10 ili kapsayan bu olayda en çok organizasyonsuzluk konuşuldu. Diğer afetlerden farklı olarak neler söylersiniz?

Son yıllarda meydana gelen afetlerin neredeyse tamamı tek bir bölgeyi veya coğrafyayı etkileyen afetler şeklinde meydana gelmişti. 2020’nin kendine ait bir dinamiği vardı, 2021’in bir önceki yıla göre bambaşka bir oluşumu vardı. 2020’de art arda meydana gelen afetler yaşadık lakin hemen her afet arasında geçiş dönemleri vardı. Etki alanı büyük olarak kaydedilen toplam 8 doğal kaynaklı ve 4 teknoloji kaynaklı afet meydana geldi. Elazığ depremi ile başlayan bu süreç, Van’da görülen çığ felaketi, İzmir Sivrice’de meydana gelen deprem gibi ve yine Sakarya Hendek’te meydana gelen havai fişek patlaması şeklinde sıralı halde toplumu etkilemişti. 2021 yılı ise bir afetin yaraları tam sarılamadan diğer bir afetin başladığı bir dönemdi. Karadeniz’de Arhavi ve Dereli sellerini yaşarken ve bu selleri takip eden yaralar tam sarılmadan Manavgat’ın farklı bölgelerinde yangınlar çıkmaya başladı. 130’dan fazla noktada yangın meydana geldi ve biz de Kızılay olarak bu noktaların tamamında ekiplerimizi görevlendirdik. Yangınlar söndürülüp soğutma işlemleri başlamaya yakın bir zamana girmişken Bozkurt seli meydana geldi. Bu farklı dinamiğe göre ekipler bir yandan mevcut afetlere müdahaleye devam ederken, diğer yandan başka bir bölgede meydana gelen afetlere müdahale için de hızlı bir şekilde harekete geçiyordu. Türk Kızılay’ı özellikle son 4 yıldır afet konusunda çok ciddi bir tecrübe kaydetti. Rakamlar ile ifade etmek gerekirse normalde dünya üzerinde herhangi bir afetzedenin kendine yetecek şekilde 7 güne kadar beslenme ihtiyacını çözmesi beklenir. Türkiye’de ise Türkiye Afet Müdahale Planı’nda geçtiği şekilde 72 saat kuralı mevcut. 72 saat boyunca sizin kendi kendinize yeterli derecede yiyecek, içecek, battaniye gibi malzemeleri temin etmeniz gerekiyor. Kızılay olarak Türkiye’nin herhangi bir noktasında bir afet meydana geldiğinde alana intikal süremiz ortalama 50 dakika şeklinde kayıtlı. 70’nci dakikaya ulaştığımızda afetten etkilenen vatandaşımıza çorba/kumanya gibi beslenme hizmetini sunabilecek bir kapasiteye ulaşmış durumdayız. Kızılay Afet Koordinasyon Timlerimiz afet haberini aldıkları andan itibaren harekete geçiş süreleri 3-4 dakika civarı. Günün veya gecenin herhangi bir saatinde tatbikatlar da dahil bu özel birliklerin çok hızlı bir manevra kabiliyeti var. Buna ek olarak Kızılay’ın sahadaki varlık gücü ve kabiliyeti oldukça güçlü. Şubeler bizim en uzak noktalarımız ve kılcal damarlarımız. O yüzden özellikle şubelerde rol alan personel ve gönüllülerin almaları gereken eğitimlere ağırlık verdik. Türkiye’nin her noktasında bir afet personelimiz yok ama her ilde ve birçok ilçede Kızılay şubemiz var. Tek bir merkezden uygulamalı değil, tamamen kılcal damarlara kadar ilerleyen bir yöntem uyguluyoruz. Savaş döneminden tutun sahra dönemine kadar veya kırsaldan tutun metropol şehirlere kadar afetzedenin beslenmesi konusunda muazzam bir deneyime sahibiz. Sahra mutfaklarını dilediğimiz noktaya çok hızlı bir şekilde kurabiliyoruz. Saha koşullarının çok çetin şartlara haiz olmasına rağmen, üretilen sıcak yemeklerin gıda güvenliğini sağlayacak şekilde bir planlama ile çalışıyoruz.

Son afette standart planınız işlemedi. Eş zamanlı olarak 10 ilde dünyada da örneği olmayan bir şey yaşadık.

10 ilin tamamını ve büyük bir kısmını kapsayan ilçelerini aynı anda etkileyen bir afet meydana geldi. Meydana gelen her bir afet için özel bir ekip inşa edilir ve bu ekip tarafından sahadaki tüm operasyonlar yürütülür. Yaşadığımız son afet gibi çoklu afetlerde veya birden çok coğrafi bölgeyi etkileyen afetlerde her bir bölge için bir ekip kurulur ve tüm bu ekiplerin çalışmalarını ve planlamalarını takip edip yönlendiren merkezde ana bir ekip teşekkül edilir. Ekiplerde görev alacak tüm yapılar (lojistik, insan kaynakları, gönüllü, satın alma vs) asli görevlerini o anda durdurarak afet çağrısının yapıldığı merkeze veya görevlendirildikleri alana intikal ederler.

Afetin meydana geldiği 10 ilimizi ele alırsak dünyadaki birçok ülkenin toprak alanından ve yine birçok ülkenin toplam nüfusundan daha büyük olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla bu ölçüde büyük bir afetin etkilediği ner noktada buna göre tam teşekküllü ekipler anında konuşlandırıldı. Her bir ekip kendi içinde karar alma ve müdahale bağlamında yetkileri dahilinde çalışmakla birlikte merkezdeki ana üs ile devamlı bir diyalog hâlindedir. Bu şekilde her bir ekibin sahada duyduğu ihtiyaçları kapasiteleri ölçüsünde merkezi bir usulle belirlenerek ivedi bir şekilde çözümleniyor Kızılay olarak kendi kapasitemiz yanı sıra toplumun birçok katmanını çözümün ortağı hâline getirmek üzere olağan dönemde yapmış olduğumuz ve tamamladığımız bir projemiz mevcut. Kızılay’ın kendi öz beslenme kapasitesinden örnek verirsek olayın boyutunu daha net resmetmiş oluruz. Türkiye’nin farklı yerlerinde sabit aşevlerimiz var. Bunun yanında bir de sahra mutfaklarımız, mobil aşevlerimiz, mobil tırlarımız var. Sabit ve hareketli unsurlarımızın toplamıyla birlikte yaklaşık olarak bir öğünde 690 bin kişilik beslenme hizmeti sağlayabilecek bir kapasiteye sahibiz. Kızılay olarak “stratejik beslenme planı” adını verdiğimiz, Türkiye’nin 81 ilini kapsayan bir plan oluşturduk. Stratejik beslenme planında sahada olan sivil toplum kuruluşları, sivil işletmeler, yerel yönetimler, mülki idari amirler, halk evleri, üniversiteler, fırınlar gibi toplumun birçok kademesine temas ederek beslenme modeli içerisinde kendi kapasitelerinin de dahil olduğu bir çalışmayı tamamladık. Hem bir farkındalık oluşturduk hem de kendi dışımızdaki büyük bir kapasiteyi bir koordine hâlinde bu çalışmanın içine yerleştirebildik. Elimizde şu an milyonlarca data var. Burada temel amaç, olası bir afette etkilenmeyen en yakın bölgenin beslenme modeli ile bu alana destek sağlaması idi. Buna ek olarak her bir alanı puzzle’ın parçaları gibi birbirine destek verecek şekilde kurguladık. Herhangi bir afetin meydana geldiği bir il için yaklaşık 6 destek il şeklinde bir çalışma meydana getirmiştik. Lakin yaşadığımız son afette destek illerin de etkilenmesinden dolayı bu çalışmayı ilerleyen dönemde farklı bir boyutta ele almamız gerektiğini gösterdi bizlere.

Afet bölgesinde kısa ve uzun vadede yapılacak çok fazla iş var ve çok sayıda insana ihtiyaç var. Kızılay kısa ve uzun vadede neler yapacak?

Her afette olduğu gibi şu an beslenme ve barınma acil ihtiyaç. Beslenme tarafında Kızılay’a verilen ana rol var. Psikososyal, barınma, haberleşme gibi farklı alanlarda da ilgili yapıların destek çözüm ortağıyız. Bu noktada AFAD’ın barınma destek çözüm ortağı olarak Kızılay uhdesinde yurt içindeki 43 bin civarı ve yurt dışındaki 13 bin civarı olmak üzere toplam 57 bin adet çadırı AFAD’a teslim etmiş bulunuyoruz. Buna ek olarak 14 bin kadar çadır daha yurt dışından getirterek yine vatandaşlarımızın kullanımı için AFAD’a ulaştırmış olacağız. Ana çözüm alanımız olan beslenme noktasında Kızılay’la birlikte sahada görev alan bütün beslenme platform üyelerimiz ve diğer tüm partnerlerimizle sıkı bir koordinasyon sağlıyoruz. Şu an sahada 780 civarı beslenme hizmeti sağlayan kurum, kuruluş ve sivil toplum kuruluşu konuşlanmış ve Kızılay koordinesinde beslenme hizmetini sunmakta.

Çadır kentler bir yıl kalacak gibi gözüküyor

Bireysel aşevlerinin hepsi sizinle bağlantılı mı?

Bağlantılı olmalarını arzu ederek ilerliyoruz. Çünkü beslenme konusunda bize verilen ana çözüm rolü var. Sahada beslenme hizmeti sunmak üzere intikal edecek tüm yapıların Kızılay ile temas etmeleri oldukça önemli. Afet bölgesinde tüm beslenme ihtiyaçlarını karşılamayı planladığımız gibi, ihtiyaç fazlası israf olacak bir üretimin de olmasını arzu etmiyoruz. Aynı şekilde AFAD ile koordinasyon hâlinde kurulacak çadır kentlerdeki beslenme ihtiyaçlarını da sahadaki paydaşlarımız ile birlikte organize ediyoruz. Konteyner kentler için çalışma şekli biraz daha farklı. Çünkü konteynerler daha çok ev ortamını andıracak bir atmosfere sahip olacak şekilde kurgulanmakta. Bir konteyner içerisinde pişirilecek sıcak yemekten yükselecek buharın çıkması önemli. O yüzden konteynerler için gıda kolileri ve aile mutfak setleri gerekecek. Bu normalleşmeye doğru atılan çalışmalardan en önemlilerden bir tanesi. Farklı illere transfer edilen vatandaşlarımızın yerleştirildiği KYK yurtları, misafirhaneler var. Onlarla ilgili bazı çalışmalar devletimizin ilgili bakanlık ve kurumlarıyla yürütülüyor. Temelde bu da oldukça büyük bir operasyon. Kimin hangi lokasyona tahliye edilmesinden tutun da buradaki vatandaşlarımızın beslenme ihtiyacının yanı sıra, giysi ihtiyaçları, çocuklar ile ilgili yapılması gereken aktivitelere kadar çok geniş kapsamlı destek olacak. Bu travmayı atlatabilmeleri için de uzun vadeli psikososyal destekler profesyonel ekiplerce sağlanıyor. Yürütülecek tüm çalışmalar orta ve uzun vade için bir planlamanın parçası olacağından çadır kentlerde yaşayan vatandaşların kurulacak konteyner kentlere taşınması da aynı planlama çerçevesinde yürütülüyor. Gelen bilgilere göre çadır kentler hızla kuruluyor. Her bir kademe kuruldukça çadırlarda yaşayan vatandaşlarımız konteynerlere geçiş yapılacak.

Son yaşadığımız felaketten sonra bütün öğretilerimizi yeni baştan ele almak zorundayız

İnsanlar hem bağış hem de gönüllü olarak bu süreçte size nasıl destek olabilirler?

Kızılay’ın kendi kapasitesinin çok çok üstünde bir ihtiyaç söz konusu. Gıda tedariki noktasında ciddi bir kampanyaya ihtiyaç olacaktır.

Genelde biz bir plan çerçevesinde ilerliyoruz. Elimizde bir haftalık, üç aylık, bir yıllık planlamalarımız var. Bugün neye ihtiyacımız olacaksa onu almaya çalışıyoruz. İhtiyacımızdan fazla ürünün sahada olması demek, lojistiğinin kurgulanması, bunların stoklanması, raflanması, farklı bölgelere aktarılması, ekstra personel istihdamının sağlanması demek. Ve bu işler, yapmamız gereken rutin işlerin üzerine gelince bir külfet de oluşturabiliyor. Yardım malzemelerinin toplanmasıyla ilgili bir niyet varsa bunu bizimle paylaşarak yapmalarını rica ediyoruz. Kızılay’ın bütün illerde şubeleri var. Bağışlarla ilgili önümüzdeki günlerde çok fazla ihtiyaç ortaya çıkacaktır. Bu anlamda hem AFAD’ın hem de Kızılay’ın farklı bağış kanalları var. Buralardan destek sağlanabilir. İnsan gücüne de ihtiyaç olabilir ama bahsettiğim gibi nitelikli insan gücünü sahada istiyoruz. Çağrı merkezimiz 168 ya da gönüllüol.org adresimiz üzerinden gönüllü olunabilir. Kan ihtiyaçları noktasında da kanver.com adresi üzerinden destekte bulunabilirler. Son yaşadığımız büyük felaketten sonra bütün öğretilerimizi yeni baştan ele almak durumundayız. Almamız gereken ders sayısı oldukça fazla ama her şeye birlikte hazır olmak zorundayız. Anaokulu seviyesinden başlayarak toplumun her kademesinde afet bilincinin yükselmesi ve ilk yardım bilgisine sahip olması önem arz ediyor. Çünkü bu devletin ve Kızılay’ın tek başına yapabileceği bir iş değil. İnsan olarak her birimizin nitelikli hâle gelmemiz gerekiyor.

Binaların yıkılması için depremi beklemek doğru değil

İstanbul çok konuşuluyor, İstanbul’a hazır mıyız?

İstanbul’a hazır mıyız konusunun en temelinde alt yapı ve üst yapı çalışmalarının durumu önem arz ediyor. Kızılay olarak paydaşlarımız ve Beslenme Stratejik Plan kapsamında oldukça önemli bir beslenme sayısına, 19 milyon kişiye bir öğünde, ulaşmış durumdayız ama sahaya intikal noktasında ayakta kalacak köprüler, ana arterler ile ara yolların hangi koşulda olacağını hesap etmek gerekiyor. Afetlere müdahalenin daha çok kara yolu ile sağlandığı ülkemizde bu yadsınamaz bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla İstanbul gibi dünyanın en kalabalık şehirlerinden birine müdahale konusunu konuşacak olursak, tüm ilgili yapıların kendi alanlarındaki intikallerinin önündeki bu bariyerlerin çözülmüş olması gibi bir zaruret söz konusu. 6 Şubat’ta yaşadığımız asrın felaketinde, Nurdağı’ndaki yolda meydana gelen hasardan dolayı gıdalar sahaya bir gün sonra ulaştırılabildi. Ulaşımın en temel sorun olarak karşımıza çıkacağı bir afette, şehrin giriş ve çıkışlarının neredeyse tamamen kapanacağını şimdiden görmek gerekiyor. Lakin müdahale kavramından önce bu tür şehirlerde yıkıma karşı hazır mıyız sorusundan önce tüm risklerin tanımlanması ve buna göre hazırlıkların yapılması gerekiyor. Ancak bu şekilde anlamlı bir müdahale kavramından bahsedebiliriz. Kullanmaktan imtina ettiğimiz bir sözcüktür ama kendi tabutlarımızda, yarın yıkılacak olan bir enkazın içinde yaşıyoruz. Önce yapı stokunun baştan sona ele alınması gerekiyor. Desteğe gidecek olan kurumların hangi kapasitede olduğunun emin olun hiçbir önemi yok. Bizim enkaz kaldırma kavramından önce hazırlık planlamalarımızın oluşması gerekiyor.

Kaç adet ceset torbamız, kaç adet arama kurtarma personelimiz var sorularını dönüp de enkaz kaldırmaya endeksliyorsak hazır değiliz demektir.

Öncelikle meydana gelmesi muhtemel bir afetin sonuçlarının en aza indirgeyecek çalışmaların yapılması için çalışmalıyız. Hazır mıyız sorusunun birinci muhatabı yapı stokları olmalı. İstanbul’da nüfus yoğunluğundan kaynaklı ve özellikle depreme dayanıksız binaların doğuracağı risklerden bahsediyoruz. Bu binaların yıkılması için bir depremi beklemek doğru değil. Bugün afetin meydana geldiği bölgelerdeki sorun da bu: yapı stoku! Deprem öldürmez, insanın kendi eliyle yaptığı binalar öldürür. Mesela yeni dönem yapılan köprülerin sel suyu önünde duramadığı için yıkıldığını dolayısıyla daha büyük sorunlara yol açtığını gördük. Su normalde kendi yolunda ilerleyen bir hafızaya sahiptir ama mimari olarak yanlış kurgulanan bir köprü o bölgedeki taşkının büyümesine sebep olabiliyor. Aynı coğrafyada bundan yüzyıllar önce inşa edilen taştan köprüler var. Sel suları yükselirse köprüyü yukarıdan alıp götürmesin diye düşünülerek tasarlanmış. Yine dalgakıran dediğimiz köprülerin ayaklarına inşa edilen eklentiler var. Köprülerin konuşlandığı dere yatağı üzerindeki su akıntısının fazla olabileceği yerlerde dalgakıranlar oluşur ki su gücüyle köprüyü yıkıp geçmesin. Önce mimari ya da mühendislik hatalarının neden olabileceği yıkımlara engel olmak için harekete geçmeliyiz.