Konuşan kafalar bürokrasisi

AYBALA HİLAL YÜKSEL
Abone Ol

Oscar ödüllerinde Yabancı Dilde En İyi Film dalında Polonya’yı temsil etmek üzere seçilen İz (Pokot, 2017) 22 Eylül’de ülkemizde vizyona girdi. Avrupa sinemasının tecrübeli yönetmenlerinden Agnieszka Holland imzalı film, bu yılki Berlin Film Festivali’nde sinema sanatına yeni perspektifler kazandıran yapımlara takdim edilen Alfred Bauer Ödülü’ne layık görülmüştü. Kolayca kategorize edilemeyen ve belki de en çok bu yüzden dikkat çeken İz, bir taşra hikâyesini bir kadın hikâyesini ve bir cinayet hikâyesini mezcederken, herhangi birini bir diğerinden eksik bırakmamaya çabalayan titiz bir yaklaşımı benimser.

Güçlü bir kadın karakter olarak resmedilen, İz’in başkahramanı Duszejko, ileri yaşında sözleşmeli olarak İngilizce öğretmenliği yapar ve güzel ancak zorlu Klodzko Vadisi’ndeki dağ evinde iki köpeğiyle birlikte yaşar. Aktivist bir geçmişe sahip olan Duszejko, şimdilerde ise yaşadığı bölgede hayvan hakları için mücadele eder. Aynı zamanda astroloji ile de yakından ilgilenir ve yeni tanıştığı veya ilginç bulduğu insanların yıldız haritasını çıkararak onları ve hayattaki seçimlerini anlamaya çalışır. Yönetmen Holland’ın böylesine çok yönlü bir karakter çizmesi, İz’in anlatısının çok yönlü yapısının anahtarını oluşturur.

Adaletin Tesisi

Bölgede işlenen bir dizi cinayet ile kaçak avla birlikte süregiden hayvan katliamının eşzamanlı anlatımı, ölümlerin hayvanların intikamı olarak açıklanması, filmin durduğu zeminin gerçekçiliğine dair soru işaretlerine sebep olur.

Duszejko bölgede kaçak olarak avlananları engellemeye gayesiyle, adaleti tesis etmesini beklediği kurumlara müracaat eder. Ancak ne polis merkezindeki memurların ne de kilisedeki rahibin söylemleri ve eylemleri sürüp gideni değiştirmek konusunda umut vaat etmez.

Yönetmen Holland, Duszejko’nun yozlaşan kurumların temsilcileriyle karşı karşıya geldiği sahnelerde kullandığı rahatsız edici yakın planlarla, “konuşan büyük ağızlar” olarak tasvir ettiği bürokrasiye karşı eleştirel duruşunu pekiştirir. Onlardan umduğu yardımı alamayan Duszejko’nun av hayvanlarını ve ormandaki diğer canlıları insan müdahalesinden kurtarmak için bireysel girişimlere başvurmasıyla filmde olaylar karışır.

Duszejko’nun mücadelesi, ülkemizde son dönemde medyaya yansıyan hayvana işkence görüntüleri ile görüntülerin sorumlularının aldığı trajikomik cezalara dair haberleri hatırlatır. “Kabahatler Kanunu” veya “Mala Karşı İşlenen Suçlar” kapsamında verilen caydırıcılıktan uzak cezaların, şu haliyle toplumun vicdanını rahatlatmaktan uzak olduğu aşikâr. Yasalar insanların vicdanı ile uyum içinde olmadığında, bireylerin kendi adalet anlayışını bizzat tesis etmeye girişebilecekleri tehdidi ortaya çıkar ki, İz’in temel meselelerinden biri budur.

Yine de bölgede işlenen bir dizi cinayet ile kaçak avla birlikte süregiden hayvan katliamının eşzamanlı anlatımı, ölümlerin hayvanların intikamı olarak açıklanması, filmin durduğu zeminin gerçekçiliğine dair soru işaretlerine sebep olur.

Başkarakter Duszejko’nun tercihleri ve anlatıya dahil olan yan hikâyelerle İz yer yer inandırıcılığını yitirmekten kurtulamaz.

Keza Duszejko’nun tuhaf kadercilik anlayışının kanıtlanabilir bir bilim dalı olarak gördüğü ve doğruluğundan zinhar şüphe etmediği astrolojiyle temellendirilmesi de yaşananları ikna edicilikten uzaklaştırır. Başkarakter Duszejko’nun tercihleri ve anlatıya dahil olan yan hikâyelerle İz yer yer inandırıcılığını yitirmekten kurtulamaz.

Mirai ve animenin farklı yüzleri
Nihayet

Tüm zaaflarına rağmen yönetmen Holland’ın, İz’i belirli tür kalıplarının sınırlayıcılığına hapsetmemesi filme özgün bir nitelik kazandırır. Zira bütüne yayılan pastoral üslupla örtüşmez görünse de uzlaştırılan polisiye hikâye merkeze alınırken, nevi şahsına münhasır başkarakterin özellikleriyle birlikte dram, gizem ve hatta kara komedi türlerine has unsurlar da filme dahil edilir.

Holland gibi klasik anlatı konusunda rüştünü çoktan ispat etmiş ve kariyerinde belirli bir noktaya gelmiş yönetmenlerin türler arasındaki arayışlarını göz ardı etmemek gerek. Kuşkusuz İz, Holland’ın sinema sanatının sınırlarını zorlama denemesinin yanı sıra beyazperdeye görülüp görülebilecek en sempatik katil karakterlerinden birini armağan etmesiyle de akıllarda yer tutacak.

Ekim Vizyonunda Dikkat Çekenler

Yerli ve yabancı dikkate değer filmlerin sinema salonlarında yer alacağı Ekim ayının vizyonundan şu üç film öne çıkıyor.

Blade Runner 2049, Philip K. Dick’in Androidler Elektrikli Koyun Düşler mi? isimli bilimkurgu romanından uyarlanan ilk film Bıçak Sırtı’nın (Blade Runner, 1982) otuz beş yıl aradan sonra gelen devam filmi bu yılın merak edilen yapımlarından. Filmin yönetmen koltuğundan İçimdeki Yangın (Incendies, 2010), Geliş (Arrival, 2016) filmleriyle tanıdığımız Denis Villeneuve var. Vizyon tarihi: 6 Ekim 2017

Çavdar Tarlasındaki Asi, Çavdar Tarlasında Çocuklar romanıyla dünya çapında popülerleşen yazar J. D. Salinger’in hayatını konu ediyor. Filmde yazarın kariyerinin yanı sıra, gençlik yıllarına dönülerek kendisine ağır bir travma yaşatan İkinci Dünya Savaşı sırasındaki cephe tecrübesi anlatılıyor. Vizyon tarihi: 6 Ekim 2017

Türkiye’nin Oscar adayı olarak belirlenen Ayla, Kore Savaşı sırasında yaşanan bir gerçek hikâyeden esinleniyor. Film savaşa katılan Türk askerlerinden Süleyman asteğmen ve evlat edindiği beş yaşındaki Koreli yetim kız çocuğun yıllarca ayrı düşmelerini ve yeniden kavuşmalarını anlatıyor. Ayla, Güney Kore ile aynı anda vizyona girecek. Vizyon tarihi: 27 Ekim 2017