Modern zamanlarda psiko-mitoloji: Astrolojİ

HABER MASASI
Abone Ol

Mitler, kaotik evrende sabit bir nokta sunan doğaya sahip olduğu için bir mit olarak astroloji, insana kendini güvende hissedebileceği bir “ev” hissi de vadetmektedir. Mitsel yönüyle astroloji, burçları mukabilinde insanların davranışlarının öngörülebileceği, yaşanacak olası problemlerin de dış etkenlere davranışlarının öngörülebileceği, bağlı olduğu fantastik bir anlam dünyası sunar.

Yaşadığımız çağ kaygı çağı olarak adlandırılıyor. Kaygı duygusunun her çağda hayatta kalmayı destekleyen bir konumu olduğu için insanoğlunun yaşantısında önemli bir yer tutuyor. Yüzyıllar öncesindeki insanların felakete ilişkin hissettiği kaygılara benzer kaygıları bugün de taşıyoruz. Sanayi devrimi sonrası toplumda öznenin kendini konumlandırmasının ve bunu algılama biçiminin değişimiyle beraber -tüketim toplumuna varan yolculukta- insanın yaşadığı kaygı, çağdaş kapitalizmin yarattığı yetersizlik duygusundan besleniyor. Renata Salecl, 2004 yılında yazdığı Kaygı Üzerine isimli eserinde yetersizlikle beslenen kaygı duygusunun medya üzerinden servis edilmesini şu sözcüklerle ifade eder: “90’lar ideolojisi ‘yap gitsin! (Just do it!)’ ve ‘Kendin ol!’ gibi buyrukların peşinden giderken, günümüzde medyanın önümüze çıkardığı yeni düstur, ne yaparsan yap yanlış yapacaksın, ama bizim tavsiyemize uyup tekrar denesen iyi olur”dur. Salecl’in ifadelerinde de görüldüğü üzere, modernizmle beraber “insan zihninin merkezde oluşunun yansıması olarak kendin ol!” mottosu karşımıza çıkarken, postmodernizmin etkisiyle meta-anlatıların bağlamsal çerçeveye indirgenerek “merkezini kaybetmiş insan” ortaya çıkar. Merkezsiz insan için gerçek ve doğrunun bağlamsal bir değişim ile akışkanlaştığını görebiliriz. Nitekim Zygmunt Bauman’ın ifadesiyle akışkan gerçeklik sürekli inşa hâlindedir. Her yeni bir akım ile yeniden inşa edilen ve doğruları bağlama göre şekillenen bir insan modeli oluşmuştur. Gerçekliğin merkezsizleşmesiyle beraber gerçek ötesi (post-truth) bir çağda hakikatin insanın çıkarlarına göre önemsizleşmesi masadadır.

Emedios Varo’ya ait bir tablo.

Öte taraftan hiperkapitalizm, bu merkezsizlik içinde kafası karışık insanın yetersizlik hissinden faydalanır (Salecl 2004:55). Bir diğer ifadeyle hiperkapitalizm insanın yaşadığı yetersizlik duygusundan faydalanarak insanı önce tüketip yetersiz hissettirip ardından bu yetersiz insana yeni ihtiyaç alanları yaratmaktadır. Nitekim, sosyal medyada “5 adımda mutluluk”, “3 günde 5 kilo verme diyeti”, “kusursuz bir cilt bakımı için gerekenler” gibi başlıklarla sunulan içeriklerin insanın yetersizlik hissinden beslendiği kolayca fark edilebilir. Tüm bunlara ek olarak sistem, insanın yetersizlik hissiyle yaratılan yeni ihtiyaçları gidermek için bir ürün yerine yeni anlam merkezleri satmaktadır. Bu sebeple bireysel hikâyesinin biricikliğini kaybetmiş insanın başkalarının hikâyesi üzerinden anlam devşirmesi işten bile değil. Nitekim bir pazarlama stratejisi olan retro, geçmişte üretilen ürünlerin güncel ihtiyaçlara yönelik yeni bir form kazanarak yeniden üretilip tüketilmesini hedeflemektedir.1 Retro pazarlama stratejisi güden bir firmanın tüketicilerin duygularına (geçmişe özlem) yönelik üretim yapması, o markaya yönelik olumlu duyguların ve görüşlerin gelişmesine yol açmaktadır.2 Hâl böyle olunca anlam arayışında olan merkezsiz insanların tüketim davranışlarında retro ürünlerin popülerleşmesi de bir tesadüf olmuyor. Zira kendi hikâyesini kaybederek trendlerin mahkûmu olmuş sıradan ancak dışlanmamış insan kendisine orijinal bir hikâye devşirmektedir denebilir.

Varoluşçu Psikiyatrist Rollo May Kendini Arayan İnsan isimli eseri.

Varoluşçu Psikiyatrist Rollo May Kendini Arayan İnsan isimli eserinde onaylanma ve beğenilme arzusu taşıyan günümüz insanının en büyük endişesinin beğenilmemek, dışlanmak ve onaylanmamak olduğunu ifade eder. Nitekim moda akımlarının etkisiyle her geçen gün tektipleşerek kendi iç sesini kaybeden insanın da benzer endişeler taşıdığı söylenebilir. Descartes’ın meşhur “düşünüyorum öyleyse varım” söylemiyle hakikatin menşei olarak kendi zihnini merkeze alan insan, akıl yürütme ile açıklanamayan her bir olguyu bilimsel olmayan “metafizik” alana hapsetmiştir. Antropolog Bronislaw Malinowski Büyü, Bilim ve Din isimli eserinde “mitlerin” metafizik alana hapsedilerek bilim dışı addedilmesine bir reddiye olarak mitleri şu şekilde tanımlar: “Hayattayken incelendiğinde, mitler bilimsel bir ilgiyi bastırmak üzere yapılan bir açıklama değil de derin dinsel ihtiyaçlarla ahlaki arzuları bastırmak için kadim bir gerçekliğin anlatı şeklinde yeniden canlandırılmasıdır.” Bir diğer ifadeyle mitler, insanın derinden gelen bir anlamlandırma ihtiyacına cevaben doğmuş anlatı biçimidir. Nitekim May de mitleri ev metaforu üzerinden anlatır ve mitleri evi insanların yaşayabileceği bir yer olarak ayakta tutan ancak dışarıdan görünmeyen kirişlere benzetir (May, 2016:15). Mitlerin metafizik alana hapsedilip bilim dışı ilan edilmesiyle birlikte bilimin açıklayamadığı olguları anlamlandırma noktasında merkezini kaybeden insan, derin bir anlamsızlık hissiyle baş başa kalmıştır. Gündelik meşguliyetlerine ve yoğun iş hayatına ara veren modern insanın yaşadığı iç sıkıntısını ise Frankl “pazar nevrozu” olarak isimlendirir. Zira meşguliyet hâlinin ortadan kalkmasıyla birlikte insanı derin bir anlamsızlık hissi kaplamaktadır.

Rollo May bu konuya ümitvar bir pencereden bakarak mitleri, günümüz insanının kaybolmuş ve amaçsız bir hâlde oluşuyla açığa çıkan endişe ve suçluluk hislerine bir sığınak olarak tanımlar.

Çünkü mitler kelimelerin ötesine geçerek zıtlıkları birleştirebilen bir yapıya sahiptir (May, 2016:29). Laboratuvar sonuçları bilimsel bilginin doğası gereği yanlışlanabilir ve değişebilir verilerdir ancak mitler kadim bir gerçekliği bünyesinde taşır. Bununla beraber günümüzde mitler -tıpkı retro pazarlama akımında olduğu gibi- bilim kurgu filmlerinde insanların bugünkü ihtiyaçlarına göre yapılandırılarak yeniden sunulmaktadır. Avatar, Matrix filmlerinin bu kadar popüler oluşu, mitsel olana özlem ve insanın gizemli yönünü anlamlandırmaya duyulan ihtiyaç olarak yorumlanabilir. Hâl böyle olunca astroloji de modern insanın mit yoksunluğuna bir latife olarak karşımıza çıkar. May insanın kendisini hayat dramında başrol oyuncusu olarak gördüğünü ve bu rolü ahlaki ve akılcı bir bağlamdan ziyade duygular üzerinden yapılandırdığını öne sürer (May, 2016:37).

Remedios Varo’ya ait bir tablo.

Bugün en basitinden bir blog sayfasında burcunun özellikleri hakkında bilgi sahibi olan insan, kendini bireysel yaşam kurgusunun merkezine dramatik bir kahraman olarak yerleştirir ve burçların birbiriyle olan ilişkisi çerçevesinde çevresindeki diğer insanların onunla kuracağı ilişkilere dair bir çıkarımda bulunabilir. İlişkilerin “neden” olduğundan ziyade “nasıl” olacağına dair gizemli bir bilgi kaynağı sunar. Nitekim panik atak geçirmekten muzdarip bir kişinin “paniğin neden kaynaklandığını biliyorum, biyolojik mekanizması hakkında da bilgi sahibiyim ancak atak geldiğinde ne yapacağımı bilmiyorum” demesi bireysel mitlerimiz ile benliğimiz arasında olan uçurumun, bilgiyi hâl diliyle harmanlayamayışımızın göstergesidir. Bir diğer ifadeyle duygu ve düşünce arasındaki kopukluğun izdüşümüdür. Halbuki mitler, bu boşluğu dolduracak “gizemli” dünyayı sunar ve kadim bir gerçekliğe dayanması sebebiyle kolektif bilinçdışında bulduğu karşılıktan aldığı güç ile bize çeşitli ritüeller sunar. Ritüeller, bir sonraki gün yapılacakları kestirebilmeye içkin doğası bakımından insanın güvende olma isteğine bir cevap sunarak gelecek endişesini kontrol edebilmesini kolaylaştırıcı bir etki sağlar. Önümüzdeki ay olacak “retro etkisi” ile çıkarımda bulunan bir kişi, planlarını buna göre şekillendirerek bir nevi zamanı bükme hissini yaşama imkânına sahip olur.

Hillmann’ın meşhur ifadesiyle “mitoloji antik zamanların psikolojisi, psikoloji ise modern zamanların mitolojisidir.” Bu cümleyi günümüzde astroloji üzerinden yeniden yazacak olursak, astroloji de modern zamanların psiko-mitolojisidir.

Öte taraftan bireyin yaşadığı sosyal problemlerde kendi sorumluluğu üzerinden atabileceği bir bilinmezlik olarak astroloji, yalnızlık kaygısı taşıyan insana bir başka deva aracı da sunar. Eşiyle ya da arkadaşıyla bir problem yaşayan birey bunun retro etkisinden kaynaklandığını düşünerek yaşanan problemdeki payını kompanse ederek örselenme riskini ortadan kaldırabilir. Mitler, kaotik evrende sabit bir nokta sunan doğaya sahip olduğu için bir mit olarak astroloji, insana kendini güvende hissedebileceği bir “ev” hissi de vadetmektedir.

Psikoloji bilimi aynı zamanda felsefe ve mitolojiden beslenen bir arka plana sahiptir.

Mitsel yönüyle astroloji, burçları mukabilinde insanların davranışlarının öngörülebileceği, yaşanacak olası problemlerin de dış etkenlere bağlı olduğu fantastik bir anlam dünyası sunar. Her birimizin giriş, gelişme ve sonucu olan bir hayat hikâyesi var ve mitler bu hikâyenin kurgulanmasında bireye bir anlam dünyası sunarak belirsizlikten zihni karışan insana bir çerçeve verir. Bu duruma ek olarak mitsel doğruların çok kişi tarafından paylaşılıyor olması dışlanma korkusuyla sarmalanmış endişeli ve yalnız insanı bir ailenin parçası hâline getirmektedir. Bir nevi iç gruplar ve dış gruplar oluşturup insanı bir iç grubun parçasına dönüştürerek güven hissi sunmaktadır (bkz. Tajfel’in Sosyal Kimlik Kuramı). Değerli meslektaşım Doç Dr. Gülüşan Göcen’in ifadesi ile bir “hikâye bükücü olarak terapistler” aslında mitlerden beslenen bir psikoloji biliminden güç almaktadır. Zira terapi odası, geçmişin kötü izlerine rağmen bilimsel kanıta dayalı teknikler ile güzel bir gelecek kurgulama imkânını sunar. Psikoloji bilimi aynı zamanda felsefe ve mitolojiden beslenen bir arka plana sahiptir. Hatta pek çok sendromun ismi (Peter Pan Sendromu, mitomani vb.) mitolojik karakterlere dayanır. Hillmann’ın meşhur ifadesiyle “mitoloji antik zamanların psikolojisi, psikoloji ise modern zamanların mitolojisidir.”3 Bu cümleyi günümüzde astroloji üzerinden yeniden yazacak olursak, astroloji de modern zamanların psiko-mitolojisidir. Kafası karışmış merkezsiz insana hem ruhsal dengesini korumak için bilinmeyeni kontrol alanı sağlar hem de bilimin açıklayamadığı gizemli olan bilgilerden güç alarak fantastik bir anlam dünyası sunar. Ve bir taraftan da gizemli dünyasıyla her birimizi kendi hikâye bükücülerine dönüştürebilmeyi de vadederek büyülü bir dünyaya davet eder. Sanal dünyada hiper-gerçekliğin gerçek dünyayı kurguladığı bir dünyada psiko-mitoloji olarak astrolojinin bu kadar popüler olması da bir tesadüf değil…

  • Dipnotlar: 1. A. Menge, “Retro pazarlama – Kayseri’deki nostaljik mekânlar üzerine bir araştırma” (Yayımlanmamış yüksek lisans tezi), Nuh Naci Yazgan Üniversitesi, Kayseri, 2017, s. 43. 2. Reyhan Sarıçiçek, Filiz Çokay Çopuroğlu, İbrahim Halil Korkmaz, “Brand ıdentity and brand ımage of consumers in retro marketing context: a research on GAUN academicians”, Gaziantep University Journal of Social Sciences, 1h/2 345- 358, 2017. 3. Gülüşan Göcen, Psikoloji Mitoloji ve Din, Kaknüs, 2018.

Kaynaklar: Renata Salecl, Kaygı Üzerine, Çev. Barış Engin Aksoy, Metis, 2014. Rollo May, Kendini Arayan İnsan, Çev. Kerem Işık, Okuyanus, 2014. Rollo May, Psikoterapist ve Mitlere Yolculuk, Çev. Kerem Işık, Okuyanus, 2016.