Musluk suyu sağlıklı ve içilebilir ancak damak tadımıza uymuyor!

KÜBRA KURUALİ YAŞAR
Abone Ol

Dünyanın birçok yerinde çeşmeden su içilebilirken, bir zamanların su medeniyeti ülkemizde sadece İstanbul’da değil, birçok şehrimizde neden çeşmeden su içemediğimiz üzerine sohbet ederken bir “su dosyası” yapmaya karar verdik. Evlerimizde çeşmeden akan suyun tadını neden sevemiyorduk, yurt dışındaki şehirler bu sorunu nasıl aşmıştı, onlarda olup bizde olmayan neydi? Tüm bu soruların cevabını uzmanından alabilmek için Yıldız Teknik Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü’nden Prof. Dr. Mehmet Çakmakcı ile buluştuk. Suyumuzun ne kadar sağlıklı ve tüketilebilir olduğundan damacana ve şişe suların durumuna, ev tipi artıma cihazlarından arıtma tesislerine, suya dair pek çok konuyu konuştuk.

Evlerimize ulaşan çeşme suları ne kadar temiz ve güvenli? Neden musluktan su içemiyoruz?

Musluktan akan sular Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü’nün sürekli denetimi altında, suyu taşıyan hatlar devamlı kontrol ediliyor. “İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmelik”te içme suyu kalite parametreleri için limitler var. Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü tarafından yapılan analizlerde yönetmeliklerdeki herhangi bir parametre limit değeri aşıyorsa hemen ilgili kurum kuruluşlara bildiriliyor ve tedbir alınıyor. Aslında bu konuda iyi bir denetim var. Yani musluktan akan suyun sağlıksız ya da kullanılamaz olduğuna dair herhangi bir gösterge yok. Bilakis teknik olarak sağlıklı ve tüketilebilir.

Ama musluk suyunun tüketildiği söylenemez, bunun sebebi nedir?

Tüketilememesinin sebebi biz kullanıcıların damak tadıyla da alakalı. Doksanlı yıllarda yaşanan kuraklıktan sonra hazır suları tüketmeye başladık. Zamanla da yumuşak, içimi kolay ve içerisinde klor olmayan sulara alıştık. Bu sularda koku olmadığı için damak tadımıza daha çok uyuyor.

Musluk sularında ise herhangi bir bakteriyolojik gelişmeyi önlemek için litre başına 0.2-0.5 miligram oranında kullanılan aktif klor var. Aktif klor zararlı bakterileri önlüyor ama suda da bir koku bırakıyor.

Dünyada çeşmeden su içilen şehirler bu meseleyi nasıl çözdü? Onlar klor kullanmıyor mu?

Ömerli Barajı.

Bazı gelişmiş ülkeler şebeke hatlarını yenilediler ve su dağıtım hatlarında da su kalitesini gerçek zamanlı olarak izliyorlar. Suya dışarıdan herhangi bir şeyin bulaşması gerçek zamanlı izleme ile anında fark ediliyor ve su kalitesindeki sorunlara hızlı müdahale ediliyor. Böylece, musluklardan sağlıklı suların akması sağlanmış oluyor. Bu şehirlerde şu anda klor kullanılıyor. İstanbul özelinde baktığımızda, Ömerli’de ilk içme suyu arıtma tesisi 1978 yılında işletmeye alındı. Mevcut durumda Ömerli’de 5 adet arıtma tesisi var. Bu tesislerin toplam 2 milyon elli bin m3 ve Türkiye’nin en büyük kapasiteli arıtma yerleşkesi. Anadolu Yakası’nın suyunun hepsi neredeyse buradan karşılanıyor. Ömerli’de arıtılan su Bahçelievler’e kadar geliyor. Suyun gelmesi için çok uzun bir yol var, saatler alıyor. Dolayısıyla bu kadar uzun süre şebekede kalan su, sağlık riski oluşturmaması için mecburen klorlanıyor. Metropoller için bu yöntem kullanılıyor. Fakat yeni planlanacak olan toplu konut alanlarına yapılacak şebekelerin klor kullanmadan kalitesini takip edebilmeliyiz. Sıfırdan inşa edilen bir şehirde damak tadına hitap eden bir arıtma sistemi, yerleşmiş bir şehre kıyasla çok daha kolaylıkla yapılabilir. Ancak İstanbul için bu çok zor. Eğer su tek bir merkezden dağıtılarak uzun bir yoldan gelmeseydi, küçük lokalizasyonlarda arıtma tesisleri yapılsaydı denetimi çok daha kolay olurdu. Ve maalesef ki şu an İstanbul’da şehir merkezinde yeni bir arıtma tesisi yapacak kadar alan da yok.

Daha iyi kalitede musluk suyu için uygun ünitelere sahip arıtma tesisleri yapılmalı

Londra, Berlin, Roma gibi şehirlerde musluktan su içebiliyor olunmasının nedeni suyun uzaktan gelmiyor olması mı?

İstanbul için bu çok zor. Eğer su tek bir merkezden dağıtılarak uzun bir yoldan gelmeseydi, küçük lokalizasyonlarda arıtma tesisleri yapılsaydı denetimi çok daha kolay olurdu.

Hayır. Gelişmiş ülkelerin arıtma tesislerinde damak tadına olumsuz etki edebilecek, sağlık açısından risk oluşturmayan bazı parametreler sudan alınıyor. Genellikle konvansiyonel arıtma sonrasında ozon ile aktif karbon üniteleri kullanılıyor. Bu üniteler kullanıldıktan sonra suyun tadında ve kokusunda ister istemez bir iyileşme oluyor. Ülkemizde de yeni yapılacak tesislerde suyun damak tadına hitap etmesi için gerekli üniteler dikkate alınmaya başlandı. Aynı şekilde eski tesislerede de yeni üniteler ilave edilerek suyun damak tadına uygunluğu sağlanabilir. Terazinin bir tarafına arıtma maliyetini ve diğer tarafına da sudan kaynaklı yaşanan hastalıkların tedavisi için harcanan paraları koyduğumuzda, tedavi için harcanan paraların artıma için harcanandan daha fazla olduğu görülecektir. Hollanda’da bununla ilgili çalışmalar yapıldı. Arıtılan sudaki arseniğin standardı 10 mikrogram iken Hollanda su otoriteleri bu standardın 1 mikrograma düşürülmesini kabul etti. Araştırmalara göre arseniğin sebep olduğu kanser hastalıklarına devletin harcadığı paranın, standardın 1 mikrograma düşürülmesi için arıtmaya harcadığı paradan çok daha fazla olduğu ortaya konuldu. Benzeri bir araştırma Danimarka’da da yapıldı. Arseniğin, felç hastalığına etkisi araştırıldı ve sonrasında içme suyu standartlarında arseniği standardının 5 mikrograma düşürülmesi kabul edildi. Ülkemizde de sadece içme suyu standartlarını sağlayacak seviyede arıtma tesisi yerine vücutta birikim yapabilecek kirleticilerin önemli oranda giderilmesini sağlayacak ünitelere sahip arıtma tesisleri yapmamız gerekiyor. Suyun doğrudan sağlığımızı etkilediğini yöneticilerimizin bildiğini düşünüyor ve daha iyi kalitede musluk suyu için uygun ünitelere sahip arıtma tesisleri yapılmasına yöneticilerimizin destek olmasını bekliyoruz.

Peki bunun için neler yapılmalı?

2000’li yıllara kadar dünyada su temini çok önemliydi, sonrasında ise sağlıklı su temini.

Ülkemizde çok sayıda arıtma tesisi sadece içme suyu standartlarını sağlayacak konvansiyonel arıtma ünitelerinden oluşuyor. Suyun damak tadına da hitap edebilmesi için bu arıtma tesislerine yeni üniteler ilave edilmesi öneriliyor. Gelişmiş ülkelere baktığımızda suyun hem içme suyu standartlarına hem de damak tadına uygunluğunun sağlayacak hiçbir maliyetten kaçınmamışlar. 2000’li yıllara kadar dünyada su temini çok önemliydi, sonrasında ise sağlıklı su temini.

Günümüzde ise musluktan sağlıklı suyun içilebilirliği önem kazandı. Eğer bunu başarabilirsek birçok tezgâh altı sistemden de kurtulabiliriz.

Musluk suyu kalitesini etkileyen bir diğer önemli husus da binalardaki su depoları.

Tertemiz bir suyu bir hafta on gün dışarıda bıraksak suda tortular oluşmaya başlar. Depolarda da zamanla çökelmeler ve birikimler olabilir. Bu sebeple, depoların bakımının periyodik olması gerekiyor.

Deponun sadece ihtiyaç halinde kullanılmaması ve suyun depodan geçerek eve ulaşması da oldukça önemli. Böylece herhangi bir su kesintisi durumunda da depodan taze su kullanılmış olacaktır.

Kullanıma uygun her su tüketilebilir mi?

Sağlık Bakanlığı’na bağlı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü tarafından köylerden metropol şehirlere kadar tüm yerleşimlerde su kalitesi analizleri yapılıyor ve bu suların içme suyu olarak tüketilip tüketilemeyeceğine analiz sonuçları değerlendirilerek karar veriliyor.

“İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmelik” 2005 yılında Resmî Gazetede yayımlandı. Bu yönetmelik, “İnsani Tüketime Yönelik Su Kalitesi Hakkında Avrupa Parlamentosu Ve Konsey Direktifi” dikkate alınarak hazırlandı. Sağlık Bakanlığı’na bağlı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü tarafından köylerden metropol şehirlere kadar tüm yerleşimlerde su kalitesi analizleri yapılıyor ve bu suların içme suyu olarak tüketilip tüketilemeyeceğine analiz sonuçları değerlendirilerek karar veriliyor. Su temiz gözükebilir ama toksik, zehirleyici, kanser yapıcı vb. kirleticileri içerebilir. Renk bir göstergedir ama suyun sağlıklı olduğuna delalet etmez.

Hiçbir belediye paketlenmiş suyu teşvik etmiyor, etmez de!

Seksenli yıllardan sonra damacana ve pet şişe sular hayatımıza girdi. Musluktan su içememe sorunumuzun çözülemeyişinde su üreticilerinin etkisi var mı?

Hiçbir paketlenmiş su üreticisinin su idarelerini etkileme durumu söz konusu olamaz ve mümkün değildir. Çünkü su idarelerinin yöneticileri ve diğer yöneticilerimiz de aynı musluk suyunu kullanıyor. Dolayısıyla sağlık açısından uygun olmayan bir suyu kesinlikle su dağıtım hatlarına vermezler. Bir başka husus da hiçbir belediye paketlenmiş suyu teşvik etmiyor, etmez de.

Musluk suları genellikle birçok minerali içerir, bu mineraller de sağlık açısından gereklidir. Geç olsa da günümüzde musluk suyunun içilebilirliğinin sağlanması konusunda da çalışmalar yapılmaya başlandı.

Damacana, plastik ya da pet şişelerdeki sular ne kadar denetleniyor?

Suyun saklandığı koşullar da çok önemli. Gün ışığında kalması durumunda pet şişenin yapım malzemesinden kaynaklı bazı kirleticilerin suya geçebileceğini biliyoruz.

Ambalajlı suları Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü denetliyor. Hem piyasada hem de fabrikada periyodik olarak denetimler yapılıyor ve uygunsuz olanlar ifşa ediliyor. Bu isimleri zaman zaman haberlerde görebiliyoruz. Suyun saklandığı koşullar da çok önemli. Gün ışığında kalması durumunda pet şişenin yapım malzemesinden kaynaklı bazı kirleticilerin suya geçebileceğini biliyoruz. Dolayısıyla hazır suları gün ışığına maruz bırakmamaya, belirli bir serinlikte saklamaya dikkat etmemiz gerekiyor. Ama denetimi yapılan suların sonrasında hangi şartlarda bekletildiğinden tüketiciler olarak emin olamayız.

Dışarıdan hazır su alırken neye dikkat etmeliyiz?

Ambalajlı suları, doğal kaynak ve işlem görmüş olarak ikiye ayırabiliriz. Doğal kaynak suları herhangi bir arıtma işlemine tabi tutulmamış ve kaynağından çıktığı gibi ambalajlanmış sulardır. İşlem görmüş ya da arıtma işleminden sonra paketlenen sular da bulunuyor.

Firmalar ambalajda hangi arıtma üniteleri kullandığını belirtmezler, ancak denetleyiciler bu arıtma ünitelerini görür ve bilir. Ambalajlı sular berrak olmalı, tortu vb. kirleticiler içermemeli ve insan sağlığı için gerekli olan mineralleri içermelidir. Bunun haricinde “İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmelik”te pH’ın 6.5-9.5 aralığında olması belirtilmiştir; biz pH’ı 7-8 olan suların tüketilmesini öneriyoruz. Sağlık açısından suyun belirli bir sertliğe sahip olması önemlidir (7,5-15 Fransız sertlik birimi). Sertliği oluşturan en önemli elementler kalsiyum ve magnezyumdur. Yönetmelikte sertlik için bir alt ve üst limit değer belirtilmemiştir. “İnsani Tüketime Yönelik Su Kalitesi Hakkında Avrupa Parlamentosu Ve Konsey Direktifi”nde de sertlik ile ilgili bir düzenleme bulunmuyor.

Yani sert su daha mı sağlıklı?

Kalsiyum ve magnezyumun sağlık açısından önemli faydaları vardır. ABD’de yapılan bazı araştırmalarda 7,5 Fransız sertliğinden düşük olan suları tüketenlerde kalp ve damar hastalıklarına daha fazla rastlanıldığı belirtilmiştir. Belirli bir sertlikte suyun tüketilmesi sağlık açısından önemlidir.

Ambalajlı sularda ise durum farklıdır. Özellikle işlem görmüş sularda sertlik çok düşük değerlerde olabilir.

Ham su kaynağına ve arıtma tesisi ünitelerine bağlı olarak musluk sularında sertlik konsantrasyonunda farklılıklar olabilir. Bu sebeple, sulardan kalsiyum ve magnezyum gibi iyonları gidermeyen arıtma tesislerinin sularında doğal olarak sertlik bulunur. Yani musluk suları genellikle farklı konsantrasyonlarda sertlik değerlerine sahiptir. Ambalajlı sularda ise durum farklıdır. Özellikle işlem görmüş sularda sertlik çok düşük değerlerde olabilir. Bu sebeple, ambalajlı suların ambalajında sertlik, kalsiyum ve magnezyum parametrelerinin belirtilmesinin ilgili bakanlık tarafından zorunlu hale getirilmesini öneriyoruz. Mesela sulardaki sertlik çay ve kahvenin tadını etkiler. Mesela sert suda çayınızı demlerseniz olumsuz anlamda çayınızın tadı farklı olacaktır. Ama içerisinde mineral barındırmayan bir suda çay demlerseniz sadece çayın veya kahvenin pigmentini ve aromasını alırsınız. Bu sebeple, bazı çay ocaklarında tezgâh altı ters osmoz sistemleri gibi sudaki mineralleri alan arıtmalardan geçmiş sular kullanılıyor. Bu sularda sertlik pek olmaz.

Arıtma cihazları insan sağlığı için yararlı mineralleri sudan uzaklaştırmamalı

Özellikle son aylarda sürekli zamlanan içme suları birçok tüketiciyi çeşitli markaların arıtma cihazlarını satın almaya yönlendirdi. Bu cihazlar ne kadar güvenilir?

Bu cihazların sağlıklı su üretimi konusunda yeterli denetimi bulunmuyor. İnsanlar kendi isteğiyle bu cihazları alıp bireysel olarak evlerinde kullanıyor.

Elmalı Barajı.

İnsanlar su arıtma cihazı seçiminde özgürdür. Musluk suları, içme suyu yönetmeliklerinde belirtilen standartları sağlamakta ve bu suların damak tadına uygun olması için bazı insanlar tarafından tezgâh altı arıtma sistemleri kullanılmaktadır. Bu cihazlar suyu damak tadına uygun hale getirmeli ama insan sağlığı için yararlı olan mineralleri sudan uzaklaştırmamalıdır.

Evlere aldığımız tezgâh altı paket arıtma sistemlerinin bazılarında ters osmoz membranı bulunuyor. Ters osmoz membranları suyun içerisindeki bütün mineralleri sudan alır.

Mineraller alındığı için ters osmoz membranından geçen sulara tekrar mineral eklemeye çalışılır. Bu suların sağlık açısından pek uygun olduğu söylenemez. Bazı araştırmacılar tarafından bu sularla yemek yapılmaması tavsiye edilir.

  • Şunun da altını çizmekte fayda var, sudan kazandığımız mineralleri gıdalardan kazanamayız. Bazen, “hocam şu yiyecekleri yiyoruz içerisinde kalsiyum magnezyum vb. faydalı mineraller yüksek sudan almasak ne olacak,” diyorlar. Hayır, düzen öyle değil. Dişlerle küçültüp midede parçaladığımız bağırsaklarda da emilimle kana geçirdiğimiz bu gıdaların içerisindeki kalsiyum ve magnezyum vb. minerallerin ne kadarının çözülüp çözülemediğini ve vücuda alınıp alınmadığını bilmiyoruz.

Kalsiyum ve magnezyumun suda çözülmüş formda bulunması, bu elementlerin bağırsaklarda emilimle kana geçmesini kolaylaştırmaktadır. Sonuç olarak, suda mineral olması çok önemli, bunu dışarıdan takviyelerle dengelemek pek kolay değildir.

Su cihazlarının içine koydukları mineraller takviye olmuyor mu?

Musluk sularında sadece kalsiyum ve magnezyum mineralleri yok, diğer minerallerde çok düşük konsantrasyonlarda da olsa bulunur. Sağlık için tüm minerallere ihtiyaç var.

Özellikle ters osmoz membranından süzülen sulara kalsiyum, magnezyum ve karbonat vb. ilavesi yapılır. Musluk sularının mineral içeriği ham su kaynağına göre farklılıklar gösterir. Musluk sularında sadece kalsiyum ve magnezyum mineralleri yok, diğer minerallerde çok düşük konsantrasyonlarda da olsa bulunur. Sağlık için tüm minerallere ihtiyaç var. Arıtma cihazlarında kullanılan membran filtrelerin bir ömrü vardır. Bu ömürler arıtılan su miktarı veya kullanım süresi ile belirtilir. Örnek olarak 6 m3 su tüketiminde ya da 6 aylık kullanımda değiştirilmesi önerilebilir. Membran haricinde kullanılan tortu filtre ve aktif karbon filtrelerin de belirli periyotlarla değiştirilmesi gerekiyor. Eğer vaktinde değiştirmezseniz sorunlarla karşılaşabilirsiniz. Sonuçta arıtma cihazları dünyada ve ülkemizde önemli bir ticaret sektörü. Yukarıda ters osmoz membranı kullanımının mahzurlarından söz ettik. Bu mahsurları dikkate alarak artıma cihazı satın almadan önce firmalara arıtma cihazında ters osmoz membranı var mı diye sorulmasını öneriyoruz.

Günü kurtarmak yerine su temini açısından geleceğimizi planlamalıyız

İçme suyu ve kullanma suyu arıtma tesislerinin projelendirilmesinde ve işletilmesinde nelere dikkat edilmeli?

Artık ülkemiz arıtma tesisleri için gerekli olan birçok teknolojiye sahip; önemli bir teknolojik eşik aşıldı. Arıtma tesisin çok sayıda ekipmanı ülkemizde üretiliyor. Arıtma tesisleri tasarımında suyu temin edeceğimiz kaynak ve havzası önemli. Ham suyun fiziksel, kimyasal, mikrobiyolojik ve radyolojik özelliklerinin en az 5 yılını gözden geçirmek, ham su kaynağının potansiyel kirlenme için risk değerlendirmesini yapmak, ham su kaynağını etkileyen su havzasında ki mevcut ve gelecekteki alan kullanımını değerlendirmek gerekir.

Arıtma cihazları dünyada ve ülkemizde önemli bir ticaret sektörü.

Geçmişe dönük ham su özellikleri konusunda elimizde veri yok ise mutlaka pilot tesis çalışması yapmalı ve bu pilot tesis çalışması sonuçlarına göre arıtma tesisi ünitelerine karar vermeliyiz.

  • Potansiyel su kaynağı olabilecek su kütlelerinin kalitesini sürekli izlemeli ve fiziksel olarak da havzasını kontrol etmeliyiz. Örnek olarak mevcut durumda içme suyu amacıyla kullanmadığımız bir gölümüz olabilir. Bu gölü gelecekte kullanma ihtimalimiz var ise periyodik olarak su kalitesi analizlerini yapmalı ve su kalitesindeki değişimi değerlendirmeliyiz.

Mevcut su kaynaklarının yetersiz kalması durumunda B planı olarak bu gölümüzden içme suyu temin edebiliriz. Su kalitesini iyi değerlendirdiğimiz bir kaynak olması sebebiyle uygun arıtma ünitelerini kolayca belirleyebilir ve damak tadına da uygun su üretebiliriz.

Melen Çayı.

İklim değişikliği vb. faktörlerin su kaynaklarını ve miktarlarını etkilediğini de görüyoruz. Tüm yerleşim yerleri için mevcut su kaynaklarına ilave olarak B planımız olmalı. Bu B planı olan kaynak veya kaynaklarımızın su kalitesini izlemeli ve koruma altına almalıyız. Mevcut kaç yerleşimimizin içme suyu için B planı olduğunu da sorgulamamız gerekir. Sonuç olarak günü kurtarmak yerine su temini açısından geleceğimizi planlamalıyız.

İstanbul için bir B planı var mı?

İstanbul’un baraj ve göllerinin toplam kapasitesi 868 milyon 68 bin m3. 2021 yılında 1 milyar 73 milyon 95 bin m3 su İstanbul’a verildi. Bu verilerden anlaşılacağı üzere, mevcut su biriktirme yapıları İstanbul’a su temini için yeterli değil. Bu sebeple, Düzce ili sınırları içerisindeki Melen Regülatöründen de İstanbul’a su sağlanıyor. Buradan 2021 yılında 481 milyon m3 su sağlanmıştır. Benzer şekilde Trakya bölgesinden de İstanbul’a su transferi yapılıyor.

  • 2014 yılında çok ciddi bir kuraklık yaşandı ve bu dönem İSKİ tarafından Sakarya Nehri’nden su temin edilerek şehrin susuz kalmaması sağlandı. O dönem 3 ay gibi kısa sürede devasa bir terfi istasyonu inşa edildi ve sular şehre ulaştırıldı. Sakarya Nehri önemli bir B planı olarak değerlendirilebilir. Ama şunu sormak önemli: 2014’ten neredeyse 2023’e geldik. Bu kadar süre içinde otoriteler tarafından Sakarya Nehri’nde su güvenliği açısından neler yapıldı? Periyodik izlemeler var mı? Nehre deşarjlar kontrol altına alındı mı? Yaylı kaynaklardan gelen kirletici yüklerinin azaltılması için bir çalışma yapıldı mı? İstanbul için bir diğer alternatif su kaynağı da deniz suyu arıtımı olabilir. Yeterli tatlı su kaynağı varken hiçbir zaman deniz suyu arıtımı önerilmez. Son olarak da Trakya bölgesinde yer alan bazı su kaynaklarının İstanbul’a ulaştırılması konusunda düşünceler olduğunu biliyoruz.

Peki neler yapılabilir?

İstanbul gibi metropol bir şehir için Sakarya Nehri çok önemli. Bu nehrin su kalitesinin korunması ve iyileştirilmesi için eylem planlarının uygulamaya konulması gerekiyor. Sakarya Nehri’nden Kocaeli ve Sakarya illeri de faydalanabilir. Sakarya havzası için TÜBİTAK tarafından hazırlanmış Havza Koruma Eylem Planları var. Bunların ne kadar gerçekleştiğini bilmiyoruz. Sakarya Nehri havzasında Sakarya, Bolu, Ankara, Eskişehir, Bilecik, Bursa, Kütahya, Konya, Afyonkarahisar illerinin toprakları bulunuyor. Dokuz ilin yerel yönetimleri ile merkezi yönetimin iş birliği içinde çalışması gerekiyor, çünkü suyun alternatifi yok ve korumak zorundayız. 2014 yılındaki kuraklıkta su Sakarya Nehri’nden İstanbul’a getirilmeseydi, su kesintileri yapılmak zorunda kalınacaktı. Deniz suyu arıtılması için de planlamalar yapılmalı ve potansiyel deniz suyu arıtma alanları belirlenerek gerekli ise istimlak edilmeli.

Tüm canlıların sağlıklı suya erişebiliyor olması en temel haktır

Su güvenliği nedir? Bu kavramı açabilir misiniz?

2013 yılında Birleşmiş Milletler tarafından Su Güvenliği; “toplumda politik istikrar ve barış ikliminde ekosistemlerin korunması, su kaynaklı kirlilik ve afetlere karşı korumanın garanti altına alınması ve toplumun geçim kaynaklarının, refahının, sosyoekonomik gelişiminin sürdürülebilmesi için yeterli miktar ve kabul edilebilir kalitede suya sürdürülebilir erişim kapasitesi’’ olarak tanımlanmıştır. Yani kaynaktan evimizdeki musluğa kadar sağlıklı suyun temin edilmesi için alınması gereken tedbirlerin tümü su güvenliğini oluşturur.

24 Temmuz 2022’de Bolu’da merkeze bağlı Yuva köyünde içme suyundan 144 kişi etkilenerek hastanelere başvurmuştu. Bu hastaların bazılarında böbrek rahatsızlıkları görülmeye başlandı,1 kişi de vefat etti. Böyle kayıp ve hastalıkların yaşanmaması için su havzasından başlayarak evimizdeki musluğa kadar daha sağlıklı suyun akabilmesi için su güvenliğinin oluşturulması gerekiyor.

İSKİ 2018 yılında, İçme Suyu Arıtma Tesisleri’nde Sürekli Su İzleme Sistemi’ni kurdu.

Tüm canlıların sağlıklı suya erişebiliyor olması en temel haktır. Suyun kirlenmesinin yanında suya sabotajlar da olabilir. Mesela 2021 yılında ABD’nin Florida eyaletinde bulunan Oldsmar şehrinde, içme suyu arıtma tesisinin otomasyon sistemlerine bir hackerın sızdığı ve bir kimyasalın aşırı miktarda suya verilmesine neden olmuştu. Gerçek zamanlı su kalite parametrelerinin izlenmesi ile bu durum kısa sürede fark edildi ve suyun dağıtım yapısına verilmesi engellendi. İSKİ 2018 yılında, İçme Suyu Arıtma Tesisleri’nde Sürekli Su İzleme Sistemi’ni kurdu. Bu sistem gerçek zamanlı su kalite parametrelerini analiz etmekte ve konuyla ilgili yetkililerde analiz edilen su kalite parametrelerini izleyebiliyor. Su kalitesindeki değişim anlık olarak izlendiği için olumsuzluklar su dağıtım hattına verilmeden görülüp tedbir alınabiliyor. Diğer su idarelerinin de benzer su izleme sistemlerini kurması önerilmekte.

İnsan kaynaklı su kirliliğiyle ilgili hem bireysel hem de yönetimsel olarak ne gibi önlemler alınmalıdır?

Evimizde yapılmasını istemediğimiz hiçbir şeyi dışarıda da yapmamalıyız. Evimizde çöpleri, plastikleri vb. ortalığa atıyor muyuz? Bu noktada insanlarımızın bilinçlenmesi gerekiyor. Doğaya yaptığımız her kötülük bir gün bumerang gibi dönüp bize gelecektir. Perflorlu ve poliflorlu alkil maddeler (PFAS); bugün dünyada en yaygın olarak üzerinde arge yapılan konuların başında geliyor. Bunlar da çok sayıda sağlık sorununa, kanserlere yol açabiliyor. Pet şişelerden tutun giydiğimiz giysilere kadar bu maddelerin kullanıldığı çok sayıda eşya var. Dolayısıyla satın aldığımız şeylerin de doğaya zarar verip vermediğine dikkat etmeliyiz. Bugün dünyanın başındaki en büyük belalardan biri kanda dahi tespit edilmiş durumda olan mikro plastikler. “2020/2184 Sayılı İnsani Tüketime Yönelik Su Kalitesi Hakkında Avrupa Parlamentosu Ve Konsey Direktifi”nde PFAS’lar için limit değer belirlenmiştir. Bu, gelecekte ülkemizde de uygulamaya konulacaktır.

Amerika’nın bazı şehirlerinde 2008 yılından beri evsel atık suları arıtılıyor, yer altı suyuna beslenerek belli bir mesafeden sonra çekilip içme suyu olarak tüketicilere sunuluyor. Döngüyü kapatmaya çalışıyorlar.

Merkezi ve yerel yönetimlerin mevcut tatlı su kaynaklarının korunması için daha sıkı tedbirler alması gerekiyor. Su toplama havzasına yapılacak deşarjlar, insani faaliyetler ve endüstriyel faaliyetler su kirliliği açısından hassas olarak değerlendirilmeli, cezalar da caydırıcı olmalı.

2021 yılında yapılan Su Şurası’nın ardından Meclisten geçecek olan bir Su Kanunu vardı. Hem şurada alınan kararlar hem de kanunun ne durumda olduğunu anlatır mısınız?

Su Şurası, suyun çok yönlü ele alındığı ve çok sayıda paydaşın katıldığı bir çalışmadır. Bu şurada geleceğe yönelik olarak yapmamız gereken eylemler belirlendi ve yayınlandı.

İklim değişikliği, dünyayı ve ülkemizi olumsuz etkiliyor. Bu etkilerini önümüzdeki yıllarda daha fazla hissedeceğimizi öngörerek su ve toprağımızı korumak için Su Şurası’nda belirlenen eylemlerin uygulamaya geçmesi oldukça önemli.

Su kaynaklarımız çoğalmıyor, tek çoğalan şey suyun tüketimi. Bu noktada dengelemeyi nasıl sağlarız? Amerika’nın bazı şehirlerinde 2008 yılından beri evsel atık suları arıtılıyor, yer altı suyuna beslenerek belli bir mesafeden sonra çekilip içme suyu olarak tüketicilere sunuluyor. Döngüyü kapatmaya çalışıyorlar. Orange County’de atık sular arıtılarak yeraltı suyuna veriliyor ve sonrasında ise içme suyu olarak kullanılıyor. Biz de bu tesisi ziyaret ettik ve arıtılmış sularını içtik. Yeraltı suyu arıtılmış sularla beslenerek aynı zamanda okyanustan karaya gelen tuzlu su girişimi de engellenmiş oluyor. 8 yılda yaklaşık 15 m tuzlu suyun ötelendiği belirtiliyor. Ülkemizde de kıyı alanlarında tuzlu su girişleri söz konusu ve ivedilikle tedbir almamız gerekiyor. Bu tedbirleri almazsak önümüzdeki yıllarda kıyı şeritlerinde yer altından çektiğimiz sular tuzlu su olabilir.

Yeraltı suyu zor günün suyudur, bugünün değil!

Bahsettiğiniz Amerika örneği doğrultusunda Türkiye’de de benzer planlamalar var mı?

Devlet Su İşleri’nin çalışmaları var. Mesela DSİ Genel Müdürlüğünce Derebucak Prof. Dr. Yılmaz Muslu Barajı inşa edilerek, Gembos Havzasının Akdeniz’e boşalan sularının bir kısmı bu barajda depolandı. Oradan da Beyşehir Gölü’ne yıllık yaklaşık 150 milyon m3 su aktarılıyor. Böylece Beyşehir Gölü’ndeki açık kapatılmaya çalışılıyor. Bu örnekteki gibi denize akan suların iç kısımlarda kullanılabilirlikleri konusunda fizibilitelerini tamamlamamız gerekiyor ki sularımızı içeride tutabilelim. Eğer bunu yapamazsak mevcut göl ve benzeri kaynaklarımızda aşırı tüketim sonucu zamanla kuruyabilir.

Yeraltı suyu zor günün suyudur, bugünün değil. Eğer onları bugün kullanırsak, zor durumda kullanacak bir su bulamayız.

Yeraltı suları en zor gün kullanılması gereken kaynaklar. Birçok bölgede yeraltı sularının azaldığı görülüyor. Yer altından çekeceğiniz su, yeraltı su dengesini bozmamalı. Eğer aşırı su çekiyorsak zamanla obruk oluşması, kuruma gibi durumlar ortaya çıkabilir.

Devlet Su İşleri yeraltı barajları yapıyor ve bunlarla buharlaşmayı minimuma indirgemeye çalışıyor. Yaklaşık yüz elliye yakın yeraltı suyu barajını yapmaya başladı. Su Yönetimi Genel Müdürlüğü ve Çevre Şehircilik Bakanlığına bağlı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü, atık suların farklı amaçlarla kullanılabilirliği hakkında çalışmalar yapıyor. Bu çalışmalar da önemli. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi tarafından arıtılan atık suların günde 45 bin m3‘ü TÜPRAŞ tarafından kullanılıyor. Böylece, günlük 45 bin m3 su Sapanca Gölü’nden geçilmemiş oluyor. Bu çalışmalar esasında su döngüsünü kapatmak için yapılması gereken çalışmalardır. Buna benzer örneklerin hızla artması gerekiyor. Atık sular hazır bir tatlı su kaynağıdır. Mesela kuyudan suyu çekip arıtma sonrası endüstride kullanacağımıza, bazı endüstrilerde atık sular ileri derecede arıtılarak kullanılabilir. Böylece, yeraltı suyu kalitesi ve su dengesi de korunmuş olur. Özellikle belediyelere ait atık su arıtma tesisi tasarımında ilk olarak arıtılmış suyun yeniden kullanım alternatiflerini dikkate alıp tasarımı ona göre yapmalıyız. İller Bankası A.Ş. ve Devlet Su İşleri gibi kurumların da atık su geri kazanımını öncellikli hale getirmeleri öneriliyor. Arıtılmış atık suları kullananlara Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından teşvik veriliyor.

Arıtma tesisinde 100 ton su arıtıyorsunuz, bunun ancak 60 tonu musluklardan akıyor. 40 tonu ise kayıp.

Bir diğer tedbir alınması gereken nokta da su kayıpları. Arıtma tesisinde 100 ton su arıtıyorsunuz, bunun ancak 60 tonu musluklardan akıyor. 40 tonu ise kayıp. Hem arıtma maliyetleri hem de su dağıtım maliyetleri düşünüldüğünde su kaybı ile ciddi bir maddi kayıp da oluşmakta. Su kayıplarının düşürülmesi için su dağıtım altyapılarının yenilenmesi ve su dağıtım hatlarında basınçların izlenmesi gerekiyor. Son yıllarda yerel yönetimler bu konuda çalışmalarını artırdı ama henüz yeterli değil. Su kayıplarının azaltılması için yerel yönetimlerin bütçeleri genelde yeterli olmayıp merkezi bütçeden altyapı için ilave katkılar yapılması gerektiği aşikârdır.

2030 yılına kadar bazı ülkelerin su krizi yaşayacağı hatta suyunun biteceğine dair bazı araştırmalar açıklandı. Bu minvalde ileriki süreçte hem Türkiye’de hem de dünyada neler yaşanacak?

Barajların komşularımıza da ciddi faydaları var. Komşularımıza sürekli aynı debide su veriyoruz. Yazın su kurudu demiyoruz çünkü barajda biriktirdiğimiz suyu gönderiyoruz.

Şu anda ülkemize hem komşularımızdan su girişi hem de komşularımıza su çıkışları var. Özellikle Prof. Dr. Veysel Eroğlu’nun bakan olduğu dönemde çok sayıda baraj inşa edildi. Barajların komşularımıza da ciddi faydaları var. Komşularımıza sürekli aynı debide su veriyoruz. Yazın su kurudu demiyoruz çünkü barajda biriktirdiğimiz suyu gönderiyoruz. Geçenlerde Irak Cumhurbaşkanı su konusunda ciddi yardımlara ihtiyaçları olduğunu, ülkelerinin %40 kuraklık içinde bulunduğunu belirtmişti. Tüm dünyada yeterli ve sağlıklı su temini noktasında bir sıkıntı yaşanıyor. Özellikle yer altı sularımızı korumamız gerekiyor. Yeraltı suyu zor günün suyudur, bugünün değil. Eğer onları bugün kullanırsak, zor durumda kullanacak bir su bulamayız.

Su kayıplarının düşürülmesi için su dağıtım altyapılarının yenilenmesi ve su dağıtım hatlarında basınçların izlenmesi gerekiyor.

2022 yılında İtalya’da ciddi bir kuraklık yaşandı ve tarımsal üretim bu durumdan olumsuz etkilendi. Benzer şekilde bazı Avrupa ülkelerinde de 2022 yazında su sıkıntıları yaşandı. 2040 yılında

Türkiye’nin birçok bölgesinde su yetersizliği yaşanabileceği bazı projeksiyonlarda görülüyor. Su Kanunu henüz çıkmadı. Bu kanunun ivedilikle çıkması gerektiği kanaatindeyiz.

Bir Afrika atasözü şöyle der: “Sular yükseldikçe balıklar karıncaları yer, sular çekildikçe de karıncalar balıkları yer. Kimse bugünkü üstünlüğüne, gücüne güvenmemelidir. Çünkü kimin, kimi yiyeceğine suyun akışı karar verir.” Sağlıklı su temini ve sürekliliği için gerekli tedbirleri almaz isek olacakları atasözü açıklıyor.