Nesnelerin tarihine yolculuk

AYÇA ÖRER
Abone Ol

Çay tabağını masanın üzerine bırakıp, televizyonu açmak için kumandaya uzanıyorsunuz. Oysa televizyon diye bir şeyin ihtimali yüz yıl önce hayal gibiydi, çayın yaygınlaşması 1970’lerde oldu desek? Kudret Emiroğlu, Gündelik Hayatımızın Tarihi eseriyle, hayatımızın her noktasındaki nesnelerin tarihini gözler önüne seriyor.

Çay tabağını masanın üzerine bırakıp televizyonu açmak için kumandaya uzanıyorsunuz. Oysa televizyon diye bir şeyin ihtimali yüz yıl önce hayal gibiydi, çayın yaygınlaşması 1970’lerde oldu desek? Kudret Emiroğlu, Gündelik Hayatımızın Tarihi eseriyle, hayatımızın her noktasındaki nesnelerin tarihini gözler önüne seriyor.

Kudret Emiroğlu, Gündelik Hayatımızın Tarihi

On iki yaşındaki yeğenim, evde çocukken kullandığımız ama şimdi işlevsiz kaldığı için süs olarak duran çevirmeli telefonun önünde durup, “Bu ne?” diye sordu. Bu sorunun bize akıl dışı gelmesi karşısında “Telefon” dedik. Ahizeyi kulağına götürdü, numaraları çevirmeye başladı, üçüncü numarada sıkılıp, “İyi de bununla mesela bankayı arayamazsınız ki… Nasıl tuşlama yapacaksınız?” deyiverdi.

İnsanlığın bir sürü buluşu ancak yüzyıllar içinde yapabildiğini varsayarsak, çocukluğumuzdan bu yana dünyanın en hızlı zamanlarına tanıklık etmiş sayılırız. Cep telefonunun kablosuz nasıl çalışacağını hayal bile edemezken, şimdi telefondaki saniyelik takılmalara tahammülsüz hale geldik. Bir editör arkadaşım bilgisayarların hızlandığını anlatmak için şu örneği vermişti; “Eskiden bilgisayara bir komut verir, arada beklerken, bir avuç çekirdek yerdik. Sonra baktık çekirdek çitleyecek zaman kalmamış.”

Cemal Süreya’nın deyişiyle; “Hayat kısa kuşlar uçuyor.”

  • Kudret Emiroğlu’nun kitabı tam da böyle şaşkınlıklara mazhar olanların aşina olacağı türden. Yine çocukluk nostaljisi yapacak olursak, çocukluğunda Resimli Bilgi ya da Hayat Ansiklopedisi’ni elinden düşürmeyenlerin özlemine şifa olabilir.

Gündelik Hayatımızın Tarihi’ne kitap demek doğru mu? Sanırım bu eserin 670 sayfalık hacmiyle kitapla ansiklopedi arasında salınıp durduğunu teslim etmek zorundayız. Bununla beraber, inançlardan geleneklere, takvimden görgü kurallarına, mutfaktan banyoya, giyim kuşamdan yeme içmeye her türlü yaşamsal alışkanlığın değişimini özetleyen bu eseri bir seferde okumaya gerek yok. Dönem dönem açıp madde madde ilerleyebilirsiniz.

Kitabı rastgele açalım. “Kâğıt Havlu” maddesi. Meğer şimdi mutfağın olmazsa olmazları arasında gösterilen kâğıt havlular bir üretim hatasıymış. 1907 yılında Scott kardeşlerin fabrikasında kesilerek tuvalet kâğıdı olarak çıkması gereken kâğıt bobinden hatalı çıkınca atmaya kıyamayıp piyasaya sürmüşler.

Leonardo da Vinci

Gözlük kullanmaya gönül indirmeyenlerin kurtarıcısı lenslere ne demeli? Tarihleri Leonardo da Vinci’nin su dolu tüp denemelerine dayanıyormuş. 1680’lerde jelatinle imal edilmeye uğraşılmış ama ilk başarılı deney, 1877’de İsviçreli doktor A. E. Fick tarafından gerçekleştirilmiş. Yine de ilk kullanım 1936’da.

Başka bir örnek daha. İstanbul’da gazozun tarihi 1890’lara uzanıyormuş. Niğdeli Aleksandr Mısırlıoğlu, Fransa’dan gazoz yapımı için makine getirip Karaköy’de Mısırlıoğlu adıyla üretime başlamış.

İlk bulaşık makinesi, “evdeki hizmetçilerin özensizliğinden bunalan zengin kadınlar” için icat edilmiş. Illionisli bir politikacının karısı Josephine Cochrane verdiği yemeklerle tanınır ve “Kimse bulaşık makinesi icat etmezse ben ederim.” sözüyle bilinirmiş. Dediğini de yapmış ama o zamanlarda evlerdeki su kapasitesi makineyi kullanmaya yetmemiş. Yine de bu buluş Bay Cochrane’ye patent kazandırmış. Türkiye’nin bulaşık makinesiyle tanışmasıysa 10 Mayıs 1985, Arçelik’in ‘Leydi’ modeliyle.

Köpüklü kahve
Nihayet

Sonra fanila… Avrupa’da 1800’lere kadar kullanılmayan fanilanın yaygınlaşması 1830’larda mikrop korkusu yüzünden olmuş.

Peki çöplerin 1868’de çıkarılan Tanzifat Resmi’yle beraber belediyelere toplatılmaya başlanması? Ondan önce mahalle halkı kendi örgütlenmesiyle çöpleri toplar, “Çöp çıkaran” diye bağıran küfeli çöpçülere verirmiş. Hatta, belediyelerin çöp işini üstlenmesi Ahmet Lütfi Efendi tarafından eleştirilmiş, halkın temizlik yükümlülüğünden sıyrılmasına gerekçe olarak gösterilmiş.

Dolmuşun İstanbul’da ilk olarak denizde kullanılmasına ne demeli? Sirkeci’den Beykoz’a işleyen dolmuş motorlar iki saatte yol alırmış.

O kadar ilginç maddeler var ki, birini seçince diğerine haksızlık oluyor sanki.

İlk kez 2001’de Dost Yayınları tarafından basılan kitap, şimdi İş Bankası Kültür Yayınları tarafından yeniden basıldı. Kitabın on iki dile çevrildiğini de not düşelim.

İlk basım Kudret Emiroğlu’nun şu sözleriyle açılıyor:

“Günlük yaşamımızda yer eden birçok eşya, gelenek ve âdetin tarihi karanlık ve bir o kadar da ilginçtir aslında. Çoğu zaman üstüne düşünmediğimiz, bazılarını işlevsel gördüğümüz, bazılarını toplumsal zorunluluk kabul ederek uymaya çalıştığımız, bazılarını çocukluğumuzun geri gelmeyecek günlerinden anılar olarak kalan, bazılarına alışmaya çalıştığımız ve bazılarına da tepki duyduğumuz eski-yeni eşya, âdet ve ifadeler, kişiliğimizi belirleyen, kişisel veya grup olarak kimliğimizi ifade etmemizde birincil derecede rol oynayan, kültür ve uygarlık ürünleridir.”

Bu kitabın en önemli özelliği sanki yıllardır hayatımızdaymış gibi yaşadığımız nesnelerin aslında ne kadar geçici bir tarihi olduğunu hatırlatması. İşte bu yüzden dönüp dönüp okunacak bir eser.