Ramazan Özdemir: İstanbul’a geldikten sonra dernek kurmasaydık kendimi çok yalnız hissederdim

KÜBRA KURUALİ YAŞAR
Abone Ol

Köyüne hasret İstanbul’u mesken tutmuş çok insan var bu şehirde. Bazıları ile aynı mekânı paylaşırken, aynı zamanda buluşamayız bir türlü… Çünkü zaman onlar için köylerinde geçirdikleri bir aylık bahtiyarlıktır. Geriye kalan ise on bir ay toprağının hasretiyle yanmaktır. O zaman da derneklerinin yolunu tutar, hemşerileriyle köy muhabbetine dalarlar. Dergimizin çaycılarından Ramazan Özdemir de köyüne gitmek için gün sayanlardan… 1968 yılında Ordu’nun Aybastı ilçesine bağlı Elbeyi köyünde doğmuş. 16 yaşındayken ailesinden ayrılıp çalışmak için İstanbul’a gelmiş.

Dernek kurmasaydık kendimi çok yalnız hissederdim. İlk yıllarda evim yoktu kalabileceğim.

Kışın kar altında kalan dağlarını, baharda bakım yaptığı fındık tarlalarını, dinmeyen nisan yağmurlarını, sıcaklar bastırdığında rüzgârını, yani her koşulda köyünü hatırlayıp iç çekiyor Ramazan Bey. Ne zaman çay almaya gitsem, telefonundan ya fotoğrafını gösteriyor köyünün ya da videosunu izletiyor arkadaşlarına. Bazen de kurucusu olduğu köy derneğinin faaliyetlerini anlatıyor uzun uzun. Yıllık izinlerin kullanılmaya başlandığı bugünlerde Ramazan Bey’i tatlı bir heyecan sardı.

Memleketinizi çok mu özlediniz dedim, “köyümü özledim” oldu cevabı… “Ağustosta bir köy sayısı çıkaracağız” dedim, mutlu oldu. “Sizinle biraz sohbet edebilir miyiz?” İnce belli bardaklara taze demlenmiş birer çay doldurdu ve başladı anlatmaya…

Köyünüzü bu kadar severken neden göç?

1984 yılına kadar memleketimizde halı dokuyup geçimimizi sağlardık. Ben tek başıma 35 tane halı dokudum o yıllarda. Ailelerin nüfusu arttıkça halıcılıktan kazandıklarımız yetmedi tabii. Başka da geçim kaynağımız yoktu. Şartlarımız zorlaştığı için 8 bin kişilik köyümüzden büyük şehirlere yavaş yavaş göçler başladı. Özellikle İstanbul’a…

İstanbul’da geçiminizi nasıl sağladınız?

O zamanlar çoğumuzun evi yoktu, gurbetçiydik.

Gurbetçiydik derken?

Mesela çoğumuz inşaat sektöründe çalışıyor, geceleri de inşaatlarda kalıyorduk. Yatacak yerimizin, sıcak bir çorba içecek evimizin olmadığını kastediyorum. Dernek kurmasaydık kendimiçok yalnız hissederdim. İlk yıllarda evim yoktu kalabileceğim. O yıllarda böyle telefon da yok, özlediğini arayasın. Bir hemşerimizi görelim iki muhabbet edelim diye yol gözlüyorduk. Çok yalnız kaldım. Kendimi garip hissettim.

Başka memleketten insanlarla tanışıp kaynaşmadınız mı?

Köyden gelen aileler İstanbul’da zorluk çekmesin, gençler kötü alışkanlıklar edinmesin diye bize ait bir çatımız olsun isteğiyle harekete geçtik.

Bir yabancı ortamda ne konuşursunuz. Gündemle alakalı, ülkede ne varsa onu konuşursunuz. Ama bir memleketlinizle 50 yıl öncesini de konuşursunuz. Köyünüzü, dedenizi, atanızı konuşursunuz. Herkes birbirini tanır, ortak tanıdıklarınız olur. Köylüsüyle konuşacağı çok şeyi olur bir insanın. Ne demişler? Adam dayağı yemiş, vay arkam, demiş. İnsan hemşerisi varsa kendini güvende ve güçlü hisseder.

Dernek şart mıydı peki?

Derneğimizi 1999 yılında kurduk. Köyümüzden özellikle İstanbul’a çok göç oluyordu. Köyden gelen aileler İstanbul’da zorluk çekmesin, gençler kötü alışkanlıklar edinmesin diye bize ait bir çatımız olsun isteğiyle harekete geçtik. Köyümüzdeki gibi birlik beraberliğimiz devam etsin, bir arada olalım istedik. 15 kişiyle çıktık yola, dernek kurulduktan sonra da 200’e yakın üyemiz oldu. Bu sene itibariyle 1200 üyemiz var.

Evleriniz birbirine yakın mı? Belli semtlerde belli bir yörenin insanları oturur ya...

Derneği ilk kurduğumuzda yoğunluk Bağcılar, Güngören, Mahmutbey, İkitelli semtlerindeydi. Son yıllarda Esenyurt-Kıraç taraflarında hemşerilerimiz çoğaldı. Biz derneği Bağcılar-Göztepe mahallesinde kurduk. Esenyurt’taki köylülerimizin derneğe gelmekte zorlandığını görünce oraya da şube açtık.

Vay canına şube demek...

Oradaki arkadaşlarımızda bize bağlı olarak faaliyetlerini sürdürüyor.

Ne gibi faaliyetler yapıyorsunuz?

Göztepe’deki binamız büyük. En üst katını kahvehane yaptık. Vatandaşımız başka kahvelere gitmesin, oralarda parasını çarçur ederek kumar oynamasın, dedik. Bizim kahvede de okey ya da kâğıt oynuyorlar. Ama kesinlikle ortaya para konmuyor, eğlencesine… Onun alt katında düğün salonu kadar büyük bir alanımız var. Bir bölümünü ise konferans salonu olarak kullanıyoruz.

Neler yapılır bu salonlarda?

Kendi üyelerimiz nişan, kına gecesi gibi özel günlerinde kullanır. Ramazan boyunca iftarlar veririz. Mukabele okuturuz. Seçim dönemlerinde parti teşkilatlarından gelen siyasileri ağırlarız. Memleketimizden gelen misafirlerimizle sohbet ederiz. Kur’an bilmeyen gençlerimize hocalar ders verir.

Bayramın birinci günü namazdan sonra bayramlaşma yapılır. Camiden çıkan genç yaşlı herkes gelir, büyüklerin ellerinden öpülür, muhabbet edilir, ikramlarda bulunulur. Bunlar haricinde lise ve üniversitede okuyan gençlerimize burs veriyoruz. Üyelerimiz arasında hastalar, yaşlılar, maddi durumu iyi olmayanlar var ise onlara yardım ediyoruz.

Şimdi buradan çıksak gitsek açık mı derneğiniz?

Tabii ki kapımız açık. Sabah 7’den gece 11’e kadar ziyaret edebilirsiniz. Çay ocağımızda hizmet veren arkadaşımız her gün orada. Yönetimden de mutlaka biri vardır.

Köyünüzden biri vefat etti diyelim, ailesi cenazesini köye götürmek istiyor.

Bizim oralarda cenazeyi memlekete götürme huyu vardır. Toprağıma gideyim, anamın babamın yanına gömüleyim isteriz. Cenaze olduğu zaman ilk önce derneğin haberi olur. Mesaj sistemimizle tüm üyelerimize haber veririz. Belediyelerle iletişime geçer, cenazeyi götürecek aracı talep ederiz. Cenazeye gitmek isteyenler için otobüs ayarlarız. Köyde cenazeyi karşılayacak kişilerle iletişime geçeriz. Maddi durumu olsun olmasın dernek yönetimi cenaze işleriyle sonuna kadar ilgilenir.

Dernek salonundaki nişan ve kına dışında düğünlerde neler yapıyorsunuz?

Köyün sosyal medyada yeniden doğuşu
Nihayet

Üyelerimizden birinin düğün tarihini mesajla herkese duyuruyoruz. Düğün sahibini yalnız bırakmamaya çalışıyoruz. Bütün üyelerimiz buna duyarlı davranırlar. Çok kalabalık oluruz. Düğün tarihleri de genellikle ya fındıktan önce ya fındıktan sonra olur.

Dernek olarak düğün tarihlerine müdahale ederiz. Bizim haberimiz olmadan düğün tarihi belli olmaz. Bu hafta bir üyenin düğünü varsa aynı hafta başka birine tarih vermeyiz ki herkes aynı düğünde buluşabilsin. Bölünmeyelim, az olmayalım isteriz. Üyelerimizden birisi kız kaçırmış, ailesi düğünü yapmak istemiyor diyelim, biz o gençleri mağdur etmeyiz.

Aileleri ne der bu işe?

Aileleri barıştırmak için aracı oluruz. O düğünü de yaparız, evini kurarız. Mobilyacı arkadaşımız koltuk takımını verir, kuyumcu bir bilezik verir, böylece dernek vesile olur imece usulüyle o ev kurulur.

Yaz aylarında köyünüzde toplandığınız belli bir tarih var mı?

Köyün yaşlıları ocak başında büyükşehirlerdeki çocuklarının yanına gelip, nisan başında köyümüze geri dönerler.Kışın60 yaşın üstünde çok az büyüğümüz kalır köyde. Ağustosun başından sonuna kadar köyümüz çok kalabalık olur. O dönem fındık zamanıdır, gençler de köyde olur. Çünkü her ailenin az ya da çok fındığı vardır. Kimi 5 günde toplar, kimi 15 günde…

Yurt içinden ve yurt dışından hemşerilerinizin gelip toplandığı bir köy şenliğiniz var mı?

Bizim Perşembe yaylamızda her yıl Ordu Belediyesi şenlik, festival düzenler. Tarihini 6 ay önceden derneklere bildirir. Biz de üyelerimize mesaj sistemimizle haber veririz. Her yıl temmuz ayının son haftasında buluşulur. Bu sene 27’sinde olacak. O tarihte köyde olanlar zaten yaylaya çıkar. İstanbul’da olanlar da araçlarıyla köye gider. Aracı olamayan üyelerimizi de biz otobüslerle şenliğe götürürüz.

Şenlik nasıl geçer, neler yapılır?

Sportif ve kültürel faaliyetler olur. Yağlı güreş tutulur, at yarışı, off road yarışı olur. Yörenin el dokuması halıları sergilenir. Hayvansal ürünler tanıtılır, satılır. Türk halk müziği ve sanat müziği konserleri olur. Aybastılılar şenliklerde bir araya gelir, hasret giderirler. Biz özellikle ağalık festivalinde ismimizi duyurmaya çalışırız.

Ağalık festivali nasıl olur?

10 tane ağa dayı yan yana oturur. Bunlar zengin iş adamlarıdır genellikle. O festivale bağış yapmak için açık artırma yapıldığında ortaya bir miktar para koyarlar. 5 bin, 6 bin derken en çok parayı veren o yılın ağası olur. Diğer adaylar onu tebrik eder. Ağalığı kendi pikniğimizde de yaparız. Bu yıl gönüllüler arasından 12 bin lirayı bağışlayan yılın ağası oldu.

Ağalar bir yıl içindeki bütün etkinliklere mi bağış yapar?

Hayır, sadece ağalık yapılan etkinlik için ortaya para koyar. Diğer etkinliklerde ondan bir şey istemeyiz. Genellikle Perşembe’deki yayla festivalinde ve bizim derneğimizin pikniğinde ağalık yapılır.

Pikniğiniz ne zamandı?

Ramazan ayından önce yaptık pikniğimizi. İstanbul’daki üyelerimizi Arnavutköy’de piknik alanında bir araya getirdik. O günün organizasyonu bize aittir. Arabası olmayanlara araç ayarlarız. İsteyen yemeğini yanında getirir ama biz de keşkek, kavurma, pilav, ayran ikram ederiz. Buradaki iş adamlarımızdan, beyaz eşya, televizyon gibi bağışlar gelir. Onları piknikte çekilişle üyelerimize hediye ederiz. Sanatçılarımız gelip konser verir. Gelemeyenler izlesin diye sitemizden şenliği de pikniği de yayınlarız. Avrupa’daki üyelerimize Elbeyi il mi diye soruyorlarmış.

Üyelerinizden ne kadar idat alıyorsunuz?

Aslında aldığımız paradan sayılmaz. Yıllık 24 lira alıyoruz. Aylığa vurursanız 2 liraya geliyor. Bir çay parası.

Formaliteden bir para?

Göztepe’deki binamız büyük. En üst katını kahvehane yaptık. Vatandaşımız başka kahvelere gitmesin, oralarda parasını çarçur ederek kumar oynamasın, dedik. Bizim kahvede de okey ya da kâğıt oynuyorlar. Ama kesinlikle ortaya para konmuyor, eğlencesine… Onun alt katında düğün salonu kadar büyük bir alanımız var. Bir bölümünü ise konferans salonu olarak kullanıyoruz.

Şimdi formaliteden... Dernek kurulduğunda kiracıydık. Baktık ki köylümüz birlik beraberlik istedi, katılımlar çok oldu, 2005 yılında bir mülkiyet almak için üyelerimizden aylık belli bir para aldık. Göztepe’deki binamızı satın aldık onunla. Daha sonra Kıraç’taki şube için de para topladık. 50 yıl önce Elbeyi yörenin en fakir köyüymüş. Şu an maddi anlamda bölgede bir numaraya yükselmiş durumda. Hiç unutmam, küçüklüğümde babam köyümüzle ilgili şunları anlatmıştı. Elbeyi, Alankent Beldesi’nin diğer köyleri arasında okuyamamış, kendini geliştirememiş, fakir kalmış bir köymüş. Ama o yörede insanlar en çok bize güvenirmiş. Köyden Fatsa’ya atlarla patates götürürlermiş.

Elbeyili Fatsa’ya gidiyorsa bir başkası çocuğunu ya da aileden birini onun yanında şehre gönderir, “Sen onu geldi bil” derlermiş. Diğer köylerin adını vermeyeyim şimdi, biri için “yolda bil”, diğeri için “öldü bil” derlermiş. Elbeyi fakirmiş ama güvenilirmiş, dürüstmüş. Emanete sahip çıkarmış. Artık maddi durumumuz iyi çok şükür, emanete de ölene kadar sahip çıkıp görevi çocuklarımıza devredeceğiz.

Çocuklarınız emanete talip mi?

Bizimle etkinliklere katılıp, birbirleriyle tanışıyorlar. Biz eminiz ki bizden sonra da muhabbetleri devam edecek. Birinin derdi hepsinin derdi, birinin neşesi hepsinin neşesi olacak inşallah.

Yeni projeler var mı?

Şimdi daha da güçlenmek için bir yazlık site yapmayı düşünüyoruz. Elbeyililer Sitesi…

Memleketinizde mi olacak bu site?

Hayır, İstanbul’a yakın olsun istiyoruz. Çatalca, Tekirdağ taraflarında olacak. 100 dönüm arazi alalım istiyoruz. Üyelerimiz için standart yazlıklar yapacağız.

Benim param var diyelim, bana da satar mısınız bir daire?

Mülkiyet alamazsınız, Elbeyili değilsiniz.

Bir Elbeyli’den kiralarım o zaman.

Üyeler mülkiyetlerini hemşerileri dışında kimseye kiraya veremeyecek. Ancak misafir olabilirsiniz siz. Başımızın tacıdır misafir. Bu, yeni bir proje. Alt yapısı için planlamalar yapmaya başladık.

Elbeyili olmayana ev satmayacağınıza göre başka memleketten gelin, damat da almazsınız siz?

Benim gönlüm ister ki almayalım. İki tane kız evlendirdim. Her namazımda dua etmişimdir, Allah’ım beni yabancılarla, töresini bilmediğim insanlarla karşılaştırma diye. Duam kabul oldu, damatlarım da Elbeyili. Ama gençler artık sevdi mi Elbeyili’ye bakmıyor. Şimdi iki oğlum var bekâr, isterim ki onlar da hemşerilerimizle evlensin.

Başka memleketten birini severlerse…

Ben başka memleketten insanlara kötü demiyorum, yanlış anlaşılmasın. Belki de bir gelin olarak bana kendi memleketlimizden daha iyi davranırlar, daha çok severler. Ama ben memleketlim olsun isterim. Tabii, oğlum sevdiyse de yapacak bir şey yoktur.

Siz duaya devam edin, gelinleriniz hem hemşeriniz hem de iyi insanlar olsun.