Söyle bana, sebze pazarını neden vuruyorlar?

ESAD ESEOĞLU
Abone Ol

Mads Gilbert’in yazdıklarını okuduğumda, aslında “dünyayı nasıl kurtarmam” gerektiğini anlıyor gibi hissettim kendimi. Zira dünyayı kurtarmak, herkesin kendi heybesinde biriktirdiklerini ortaya koymasıyla alâkalı bir eylem. Bu kimi zaman sokaktaki hayvanları beslemek, onlara şefkat göstermek olurken, kimi zaman da bir yarayı kapatmaktan geçiyor.

Profesör Doktor Mads Gilbert’i, tüm dünya 2014’te İsrail’in Gazze’ye uyguladığı “Koruyucu Hat” operasyonu sırasında Obama’ya yazdığı mektupla duymuştu ve o mektupta Gilbert, Obama’yı Gazze’nin en büyük sağlık merkezi olan Şifa Hastanesine davet ediyordu: “… Sizi Şifa Hastanesi’nde bir gecelik, sadece bir gecelik kalmaya davet ediyorum. Belki temizlikçi kılığında gelirsiniz…” Gilbert,Obama bir gece geçirse dahî tarihin değişeceğini düşünüyordu, zira “kalbi ve gücü olan hiç kimse Filistin halkının katledilişini durdurma kararı vermeden Şifa’da geçirmiş olduğu geceye sırtını dönüp gidemez”di. Ne yazık ki Obama Şifa’ya gitmedi ve acımasız güçler Gazze’ye yeni operasyonlar düzenlemeye devam etti. Maalesef Gazze’yle sınırlı değildi bu; tarih boyunca olduğu gibi farklı coğrafyalar tüm dünyanın gözü önünde canhıraş bir şekilde sıkıştırılmaya/yok edilmeye mahkûm oluyordu.

Mads Gilbert

Yazıyı kaleme aldığımız tarihlerde hâlen Kuzey Norveç Üniversite Hastanesi’nin acil tıp bölümünün başında görev yapan Mads Gilbert, 1947’de dünyaya gelen ve kendisini Filistin’e adamış bir anesteziyoloji uzmanı. Fırsat buldukça Filistin’e gidip hastalara “şifa dağıtan” Gilbert, doktorluk görevini yerine getirirken aynı zamanda şahit olduklarını her fırsatta dünyaya duyurmaya çalışmış çektiği fotoğraflar ve kaleme aldığı anılarıyla. Gözlemlerini belgeleyerek dünyaca ünlü tıp dergisi Lancet’te yayımlamış hatta.

  • Mads Gilbert ismini yukarıdaki mektubu kaleme aldığı 2014 yılında duydum. Yazdıklarını ve yaptıklarını incelediğimde gerçekten hayata bakışıma yön veren Gilbert’in Türkçeye çevrilmiş iki kitabı mevcut. Biri İntifada Yayınlarından basıma sunulmuş Gazze’de Gece. Diğeri ise arkadaşı Göğüs Cerrahı Erik Fosse ile 2009’da gittikleri Gazze seferinde yaşadıklarını yazdıkları, Pegasus Yayınları’ndan çıkan Gazze’nin Gözyaşları.

Gilbert’in kitaplarında sık sık dile getirdiği mesaj oldukça etkileyici: “Gitmem gerektiğini anlıyorum. Filistinliler kendi tedavilerini kendi başlarına halledemedikleri için değil -oldukça eğitimliler ve savaş halinde tıbbi müdahalede bulunmak konusunda engin deneyime sahipler- dayanışmanın öneminden dolayı.” Filistin topraklarına gittiği zaman kendisine söylenen “Sen gelince yalnız değiliz” cümleleri motive ediyor Gilbert’i. Bu yalnız olmama arzusunun evrenselliği geliyor aklıma, dünyanın neresinde olursak olalım bir tebessümün bile ne kadar etkili olduğunu hatırlıyorum ve aslında Filistin’de görev yapan doktorların Gilbert’e söylediklerini daha da iyi anladığımı düşünüyorum.

Gazze'nin Gözyaşları

Mads Gilbert’in yazdıklarını okuduğumda, aslında “dünyayı nasıl kurtarmam” gerektiğini anlıyor gibi hissettim kendimi. Zira dünyayı kurtarmak, herkesin kendi heybesinde biriktirdiklerini ortaya koymasıyla alâkalı bir eylem. Bu kimi zaman sokaktaki hayvanları beslemek, onlara şefkat göstermek olurken, kimi zaman da bir yarayı kapatmaktan geçiyor. Ve evet, dünya herkesin kendi heybesini ortaya çıkarmasıyla güzelleşecek gibi duruyor. Çok basit ama çok da gerçek olan bu eylem, Gilbert’in dünyasında binlerce kilometreye uzanabiliyor. “Yaşam için mücadele edenlere” ithaf ettiği Gazze’de Gece kitabının ilk sayfasında alıntıladığı, Prof. Anton Hauge’un Oslo Üniversitesi’nden mezun olan tıp öğrencilerine 1995 yılında yaptığı konuşmada bunu görüyoruz: “Mesleğimizi seçmekle yaşamın tarafını seçmiş olduk. Bunun anlamı bireysel inisiyatif, yaratıcı heves, yüreklilik ve anında harekete geçme yeteneğidir.” Anında harekete geçmenin, harekete geçen için kimi zaman ne kadar zor ama bundan fayda görecek kişi ya da olay için ne de etkili olduğunu hatırlamak gerekir burada sanırım.

Yaşamın kutsallığından bahsettiği Gazze’de Gece kitabının önsözünde, içinde bulunduğu sağlık alanından köken alan bakış açısını yansıtarak şunu da söylüyor Gilbert: “Tıp mesleğinin toplumla ilişkisi koparılamaz, koparılmamalıdır; meslek yaşayan bir güç, iyi hayatlar yaşamanın ve adalete hizmet eden değişimler yaratmanın bir aracı olmalıdır.” Temmuz 2014’te gözlemlediklerini, fotoğraflar yoluyla ve kişilerin hikâyelerini yazma yolunu tercih ederek aktaran doktor, herhangi bir görüşü destekleyerek değil, adaletsizlik karşısında tarafsız kalmama endişesiyle yaşadığını söylüyor. Yazarın Filistin ve Gazze üzerinden kaleme aldıklarını zamandan bağımsız, tüm dünyada yaşanan zulümleri düşünerek okumaya çalışıyorum; dünyayı kurtarmak biraz daha somutlaşıyor zihnimde.

2009’da gittikleri Gazze’de yaşananların anlık karmaşalar, yanlış hesaplamalar, hastalıklı bir zihniyetin yanlış anlaşılmalarının sonucu meydana geldiğini görmek istediklerini ama durumun böyle olmadığını söylüyor Mads Gilbert, Gazze’nin Gözyaşları’nda.

Beraber gittikleri yol arkadaşı Erik Fosse ile yaşadıkları ve bakış açıları oldukça dikkat çekiyor. Hareketlerini dikkat çekici kılan en büyük şey ise, motivasyonları. Bu motivasyon aklıma, 2017 yılında Namık Kemal Üniversitesi’nde düzenlenen acil tıp kongresinde konuşan Sınır Tanımayan Doktorlar’ın (MSF) Yunanistan Temsilcisi Dr. Apostolos Veizis’in sözlerini getiriyor: “Kalaşnikofların altında yahut zor doğa koşullarında çalışıyoruz, çalışmak zorundayız. Ve bunu yaparken benim düşündüğüm tek şey var: bu dünyayı daha iyi bir yer hâline getirmek. Dünyanın birçok yerinde zor koşullar var: Suriye, Yemen, Gazze, Lübnan, Afrika ülkeleri. İşte buralar adına, buradaki insanlar adına...” Bir şekilde dünyada yaşayan her bireyin ölüm endişesi olmadan, sağlıklı yaşaması mümkün olmalı. Dr. Apostolos da bunu söylemişti aslında: benim yaşadığım coğrafya nasılsa, dünyanın öte ucundaki bir çocuk da aynı güven ortamında yaşamalı. Bu dertle dertlenmek bir dünyayı kurtarmak eylemi adına en güzel motivasyonlardan biri olsa gerek.

Yeni döneme prelüdler
Nihayet

Kitaplarda aldığım notları karıştırıyorum. En önemli bulduklarımı aktarma endişesiyle tararken sayfaları, Erik Fosse’nin yazdığı şu cümleye rastlıyorum: “Bizi, doğru zamanda doğru yerde olduğumuza inandıran İsrail savaş makinelerinin sesiyle uykuya daldık.” Bu cümle belki tek başına oldukça etkileyici görünme amacıyla yazılmış duruyor ama kitapta gözlemlerini okuduğumuz iki doktor da Gazze’den ayrılmamak için ellerinden geleni yapıyorlar daha çok durmak, daha çok yardım etmek için. Ama bu mümkün görünmüyor, zira bu şekilde sert günlerin yaşandığı bir coğrafyaya dışarıdan gelenler belirli bir sürenin üzerinde duramazlar, sağlık örgütleri psikolojik açıdan bunu uygun bulmuyor. Bu gerçeklik karşısında savaş coğrafyasının çaresiz vatandaşlarını düşünmek insanı tekrar tekrar bunaltıyor.

Mads Gilbert

Gözlemlerini meslekî gerçekliklerle beraber aktaran Gilbert ve Fosse, acil vakaların aynı anda, bir bombalı saldırı sonrası geldiğinde Filistinli doktorlarla dayanışma içinde nasıl karar aldıklarından, tüm hastaneyi nasıl da ameliyathaneye çevirmeye çalıştıklarına kadar her türlü deneyimlerini yazıyorlar (bu kısımları da hayli heyecanla çizmişim, zira meslekî anlamda bana bir şeyler öğretiyor). Bu zor kararların ardından odalarına çekildiklerinde düşündüklerini yazıp, kendilerini hüzünlendiren şarkıları paylaşmayı da ihmâl etmiyorlar. Orada yaşadıklarını arkadaşlarına yazan Mads Gilbert’e, bir arkadaşı vesilesiyle müzisyen Lars Bremnes’in Vegetable Market parçası geliyor. Zira bir gün önce İsrail bir sebze pazarına bombalı saldırı düzenlemişti. “Peki söyle bana, sebze pazarını neden vuruyorlar?” Böyle anlarda neden kelimesinin anlamsızlığını düşünerek arıyorum şarkıyı Youtube’da.

Zor durumda olduklarını yazmaktan çekinmiyor Dr. Gilbert kitabın bir yerinde: “Umutlu iyimserlik ve gerçekçi karamsarlık arasındaki dengeyi bulmak zordu.” Durumun zorluğu bu cümlelerde kendini açıkça belli ediyor ve belki de bu dengeyi bulmanın verdiği zorluk, orada haftalarca kalmalarının önüne geçiyor. Ama bir şekilde dünyayı kurtarmak uğruna orada olmanın gerekliliğini de biliyorlar. Burada aklımıza hızla İsmet Özel’in “Sevgilim Hayat” şiirinden şu dizeler geliyor:

“…ben öyle bilirim ki yaşamak

berrak bir gökte çocuklar aşkına savaşmaktır.”