Yıllar sonra kavuşma hikâyeleri

CİHAN AKTAŞ
Abone Ol

“Ailenin çöküşü” muhafazakâr kesimlerin sürekli gündemlerinde olan bir başlık. Belki de çöktüğü söylenen, parmağını kıpırdatmadığı hâlde her kurumun kusursuz bir şekilde işlemesini, her kavramın kendiliğinden tazeliğini korumasını hakkı sayan zihinlerin konforudur. Soyut bir paket değil aile, kendi toplumsal hâlimizin özeti.

Kusursuz bir yapı da değil üstelik, hele çeşitli acılarla kendi içine kapanmaya mecbur kalıyorsa... Büyük, derin bir kurum aile, insanlık toplumu kadar eski, bütün sorunlarıyla birlikte hâlâ sığınmak veya hesaplaşmak için kendisine dönülen başlıca adres.

Bizi Aşktan Koru kitabının yazarı, 68’li Susanne Brogger 90’larda evli barklı bir anne olarak kendisindeki değişimi şaşkınlıkla karşılayan Duygu Asena’ya ailenin önemini nasıl kavradığını şöyle anlatmıştı:

“Çünkü aile hastaları, engellileri ve yaşlıları şefkatle koruyan tek kurum.”

Kuşkusuz aile kendisini zayıflatan sebeplere ancak üyelerine bütün bağlılık sebepleri yanı sıra bağımsız bir kişiliğe sahip olma özelliklerini kazandırabildiği oranda direnebilir. Çocuklardan sorumlu oldukları için de sürekli öğrenme çabası içinde olmalı ailenin büyükleri.

Size soru sormayan, sürekli sallanan, bağırıp çağıran, sorunuzu değil sadece, okşamalarınızı da duymayan, saatlerce kum taneleriyle konuşan veya elinin kıvrımlarına dalıp giden çocuğunuza ancak onun bildiği dili öğrenerek kavuşabilirsiniz.

Kaç içli çocuk Temple Grandin misali sarılma ihtiyacı duyduğu anlarda gururunun kırılmasından korktuğu için kendine mekanik bir kucak hazırlayabilir?

Kaç içli çocuk Temple Grandin misali sarılma ihtiyacı duyduğu anlarda gururunun kırılmasından korktuğu için kendine mekanik bir kucak hazırlayabilir? Okulda arkadaşlarıyla her iletişime geçme çabasında uğradığı alaylar yüzünden her geçen gün biraz daha, biraz daha kaçıyordu kendi iç dünyasına doğru Temple... Çok istediği hâlde cesaret edemediği sarılmaları kontrollü olarak gerçekleştirip de huzur bulacağı bir makine tasarımı, Temple’nin dehasının kendisini gösterdiği eserlerinden sadece biri.

Temple Grandin, bir ailenin otizmli olduğu anlaşılan kızlarına kavuşma mücadelesinin gerçek bir hikâyeye dayanan filmi. Ailesi onun bir kuruma kapatılmasına izin vermedi, ihtiyaç duyduğu eğitimi alması için her yolu denedi.

Camilerde dalgalanan perdeler
Nihayet

Gidebilsin (giderse dönebilir de) böyle de umulabilir iyileşme, fakat çocuk daha bir oyun bahçesini bile paylaşmadan nereye kadar gidebilir...

Otizmli çocukları her kreş kabul etmiyor, okullarda ise öğretmen ve öğrenciler sıcak kabul gösterse bile veliler, kendi çocuğunun anlama kapasitesini daraltırmış gibi otizmli öğenciye karşı tahammülsüzlük sergileyebiliyor. Öğrenme konusundaki bu anlayış kıtlığı ne tuhaf.

Neşeli cümleleriniz çocuğunuzun bakışlarında bir türlü karşılık bulmadığı hâlde ne zamana kadar yalnız başına mücadeleyi sürdürebilirsiniz?

  • Koklamaya kıyamadığınız yavrunuz konusunda kreşte bir annenin çocuğunu “O çocuğun elini tutma, yanına yaklaşma” diye tembihlediğini kendi kulaklarınızla duyduğunuzu hayal edin. İşte böyle yanlış bir terbiye sonucu kaskatı bir bencilliğe açıklığı nedeniyle, aile bir yanıyla her zaman çöküşe açık.

Otizmli çocuğu olan aileler birçok örnekte kendi başına bir mücadele vermek zorunda. Tanıdığım bir çift yıllarını adadı sevgili yavruları kendine yetebileceği bir noktaya ulaşsın diye.

Sarılmalarının farkında olduğunu gösterdi çoktandır, ev ve okul ortamındaki sohbetlere karışıyor neşeli sesi, bir başına alışverişe gidebileceğinin güvenini de veriyor ama acaba karmaşık bina labirentlerini aşıp geri dönebilir mi eve on üç yaşındaki oğulları?

SOBE, çocukluk oyunlarının neşeli sesi ve aynı zamanda otizmli çocukları uygulamalı davranış analizi ve terapi birimlerinde eğiterek akranlarıyla oyuna katılmaya hazırlayan bir kurum.

Müjdeli haberi birkaç ay önce yazdılar bana: “İki haftadır kendi başına işler yapmak istiyor. Bir bağımsızlık dönemi yaşıyor diyebilirim. Yüzmeye tek başıma gideceğim diye tutturdu geçen hafta. Gitti.

Geriden ve belli etmeden takip ettim. Havuzdan çıkışta göründüm. Sonra pazara da tek gideceğim diye tutturdu. Mesafe rahat iki kilometre var. Günlerdir aynı muhabbet sürdü. Bugün gönderdik. Pazar arabasını aldı. Cebine otuz lira verdik. Yine geriden takip ettim. Bir şey alıp parasını ödüyor ve sonra elini cebine atıp listeye bakıyor her seferinde.

Nasıl duygulandım o anlarda. Ulu orta ağlasam yeridir. Ama kendimi tuttum. Ah be oğlum! Bugünleri görecek miydik, dedim. Rabbime şükürler olsun. İleride kim bilir daha nelere şahit olacağız. İşte böyle.”

Yaptak değil sözü olan sinema
Nihayet

Bir alfabe bir müfredat oluşturmayı başarıyor aile nadiren de olsa sarıp sarmalayan sevgileriyle, çoğu aile için ise müfredatı, alfabesi olan bir kuruma ulaşmak nadir bulunur bir şans.

SOBE, çocukluk oyunlarının neşeli sesi ve aynı zamanda otizmli çocukları uygulamalı davranış analizi ve terapi birimlerinde eğiterek akranlarıyla oyuna katılmaya hazırlayan bir kurum. Konya’da faaliyet gösteren Selçuklu Otizmli Bireyler Vakfı ’ndan yazar arkadaşım Ümit Savaş Taşkesen vasıtasıyla haberdar oldum.

Danimarka’dan bir anne, çocuğunun eğitimi için SOBE’ye geliyor, otizmli öğrencilerle çalışan Bosnalı bir öğretmen, Emricela Delic haberdar oluyor SOBE’den, daha fazla bilgi almak için Konya’ya koşuyor. Babası ve eşi savaş gazisi, Delic’in.

Sabahları çocuklarını sevgi ve neşe dolu cümlelerle uyandıran ebeveynlere on yıl boyunca imrenen bir anne, ancak SOBE’de gördüğü özel eğitimin ardından kendi çocuğunu benzeri neşeli seslerle uyandırmaya başladı. Daha önce de bir mesafe katetmemiş değil bu anne. Yavrusunun dört yaşına bastığı sırada kucağına oturup elleriyle yüzündeki organları sayması karşısında yaşadığı sevinci aktarıyordu Ümit Savaş, Memleket gazetesinde yayımlanan “Sobe, Otizm ve Mutluluk” başlıklı yazısında.

Ümit’e yazdığı mektubun bir yerinde bu yorgun anne, şöyle bir tespitte bulunuyor: “Çünkü hasta çocuk ancak akranları arasında özel birebir eğitimle beraber gelişebiliyor, çocuğun anne babası ise inanmasa bile ‘Hepsi geçecek, merak etme’ diyen dostları sayesinde güçlü bir şekilde ayakta kalabiliyor. Diğer taraftan bendeki acının adı otizm, komşudaki acının adı down, başka birilerinin acısı başka başka şeyler. Hepimizin birbirine ihtiyacı var.”

Otizmli çocukların aileleri çocuklarının onları hayata hazırlayacak bir eğitim görmesi için gece gündüz çalışmaya hazır olduklarını söylüyorlar hemen her zaman, gelgelelim kaç şehirde var ki bu eğitimi verebilecek kurumlar…

Danimarka’dan bir anne, çocuğunun eğitimi için SOBE’ye geliyor, otizmli öğrencilerle çalışan Bosnalı bir öğretmen, Emricela Delic haberdar oluyor SOBE’den, daha fazla bilgi almak için Konya’ya koşuyor. Babası ve eşi savaş gazisi, Delic’in.

SOBE’nin tecrübesi bu nedenle önemli. Bir kurumun hayata geçirilmesi, sorunu ciddiye alan aktörlerin varlığıyla mümkün. “Bunlar halledilmeyecek sorunlar değil” diyen bir terapistin sesinin çaresizlik hisseden bir anne ve babanın dünyasını nasıl değiştireceğini öngören insanlar kurdu SOBE’yi.

Ekim ayı sonunda Konya Kitap Günleri için şehirde bulunduğum günlerde Hüseyin Durukan ve Ümit Savaş götürdü beni SOBE’ye. Vakfın mekânlarını, Vakıf Başkanı Mustafa Ak, akademik danışman Ümit Savaş Taşkesen ve Psikolog, Genel Koordinatör Fatma Güllüoğlu ile dolaştık.

Türkiye’nin otizim alanında çalışan en kapsamlı merkezi olan SOBE'de 150’nin üzerinde çocuk eğitim alıyor.

Otizmli öğrencilerle, bu öğrencilerle birebir ilgilenen öğretmenlerle tanıştım. Daha sonra Ümit bana bu kurumda eğitim gören Emirhan Ateş’in anne ve anneannesinin kendilerine burs sağlayan hayırsever kişiye yazdığı mektupları gönderdi:

Ben SOBE Eğitim Vakfı’nda bir buçuk yıldır eğitim gören Emirhan Ateş’in annesiyim. Bu mektubu yazarken size nasıl hitap edeceğimi bilemediğim için önce kendimi tanıtmak istedim

diye başlıyor mektup.

SOBE hakkında daha önce de çok şey duymuş ama maddi imkânlarını göz önünde bulundurduğu için gelmeye cesaret edememiş Emirhan’ın annesi, bunu belirtiyordu mektubun girişinde. Bir arkadaşı SOBE’nin burslu öğrencileri olduğunu söylediğinde de doğrusu inanamamıştı.

Esenler Otogarı taşınabilir mi?
Nihayet

Otizmle tanıştığından beri annesiyle birlikte mücadele ediyordu çocuğunu yetiştirmek için. Her şeye rağmen başvurdu. Ardından “gece gündüz çalışsa da burs için ayıramayacağı bir parayı hiç tanımadığı bir el ödemeye başladı”. Hayırsever kişiyi bizzat tanıyıp teşekkür etmek istedi, ne var ki SOBE’nin kuralları buna izin vermiyordu. Burs veren kişiye mektup yazabileceği söylendi. Duygularını nasıl anlatabilirdi? Yedi yaşındaki oğlu Emirhan ilk kez bu sene bayramda misafirlerin elini öpmüştü.

Sesini bile duymazken şimdi anne, baba kelimeleri var

Hayırsever kişiye anneannesinin yazdığı mektuptan ise Emirhan’ın boşanmış bir çiftin çocuğu olduğunu öğreniyoruz. Baba öylece bırakıp gitmiş, anneleri dört çocuğuna bakmak için çalışıyor, Emirhan’ı yaşlı anneannesi götürüyor SOBE’ye. “Sesini bile duymazken şimdi anne, baba kelimeleri var” diye anlatıyor anneannesi.

Hâlihazırda Türkiye’nin otizm alanında çalışan en kapsamlı merkezi SOBE. Vakıfta 150’nin üzerinde çocuk eğitim alıyor ve sırada 50’nin üzerinde bekleyen var. SOBE dönemin Selçuklu Belediye Başkanı (şimdilerde Konya Büyükşehir Belediye Başkanı olan) Uğur İbrahim Altay’ın teklifiyle 2011’de sosyal sorumluluk projesi olarak gündeme getiriliyor.

Konya’nın hayata geçirdiği sivil kurumların bir başka örneği olan Selçuklu Diriliş Derneği’nden söz etmezsem bu yazı eksik kalır. Bu dernek de 2017’de Prof. Dr. Lütfullah Altıntepe’nin öncülüğü ve arkadaş çevresinin gayretiyle kuruluyor.

Evvela yurt dışındaki otizm eğitim merkezleri incelenip Türkiye’ye özel bir model çıkarılıyor. Üniversite, yerel yönetim ve sivil toplum iş birliğiyle de 2016’da Selçuklu Otizmli Bireyler Eğitim (SOBE) Vakfı kuruluyor. Necmettin Erbakan Üniversitesi Otizm Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Yahya Çıkılı, Müdür Yardımcıları Ümit Savaş Taşkesen ve Fatih Koçak kuruma akademik danışman olarak destek veriyor. SOBE’nin 2014’te faaliyete açılan güzel ve ferah binasının projesi Mehmet Kütükçüoğlu’na aitmiş.

  • Konya’nın hayata geçirdiği sivil kurumların bir başka örneği olan Selçuklu Diriliş Derneği’nden söz etmezsem bu yazı eksik kalır. Bu dernek de 2017’de Prof. Dr. Lütfullah Altıntepe’nin öncülüğü ve arkadaş çevresinin gayretiyle kuruluyor.

Kitap, spor, sanat faaliyetleri alanında açılan birimlerle genişletiliyor zaman içinde. Gençlik elden gidiyor, diye şikâyet etmek yerine, gençlerimiz için neler yapabiliriz, diye sorarak bu derneği tasarlamaya başlamış Altıntepe. Bu derneğin imkânlarıyla her yaşta insan için her şeyi devletten beklemek yerine, kadınlı erkekli bir araya gelip umut oluşturuyor insanlar.

Hazırlanan ortamlarla da kuşaklar arasında yapıcı bir iletişim sağlanıyor. Konya’daki ilgili çevreler ne kadar farkında gençlere kültür, sanat ve spor alanında imkânlar sunan Selçuklu Diriliş Derneği’nin, bilmek isterdim.