Altı kitap 6 öykü

HABER MASASI
Abone Ol

Öykülerin teknik açıdan iyi kurulmuş olmaları bahsi geçen duyguların bizlere geçmesinde önemli bir faktör. Bu açıdan bakıldığında başarılı bir çalışma ile karşı karşıya olduğumuzu söylebiliriz.

Karabatak dergisinde yayımlanan öykü ve yazılarından tanıdığımız Ela Korgan, bu kez Beni Biri Merak Etti ile çıkıyor karşımıza. İnce işlenmiş dili, derin sıkıntısıyla canımızı yakmaya yeltenen öyküler görüyoruz. Çoğu zaman başarılı da oluyor. Yalnızlık, kitabın ana izleğini oluşturan duygu. Karşılaştığımız anlatıcılar, acımasız bir dünyada yalnızlıklarına sarılı bir şekilde dimdik ayakta durmaya çalışıyor. Aşırı düşüncelere sahip, takıntılı diyebileceğimiz anlatıcılarımız, kendi kafalarındaki esas dünyayı sunuyor bizlere. Bu dünya, yalnızca onların dünyası ve bizden bu dünyaya dahil olmamız bekleniyor. Öykülerin teknik açıdan iyi kurulmuş olmaları bahsi geçen duyguların bizlere geçmesinde önemli bir faktör. Bu açıdan bakıldığında başarılı bir çalışma ile karşı karşıya olduğumuzu söylebiliriz. (Onurhan Ersoy)

BENI BIRI MERAK ETTI - ELA KORGAN ŞULE YAYINLARI

  • Slavoj Zizek’in “Hikayelerini bilmediklerimizdir en çok düşman olduklarımız.” sözü ile başlayan kitapta hiç tanımadığımız insanların yani ötekilerin hikayelerini okumaya hazır olmalı okur. Gözaltına alındıktan sonra hiçbir delil ve tanık olmamasına rağmen tutuklanarak haksız yere sekiz yıl cezaevinde yatan ve sonrasında hayatını kaybeden Cengiz’in hikayesi karşılıyor bizi. Sırf soy ismindeki bir harfin yanlış okunmasından dolayı gözaltına alınan ve gözaltında geçirdiği altı şiddet dolu günün sonunda bir özür bile dilenmeden serbest bırakılan Ekrem’in acı dolu ve bir o kadar da absürt hikayesi dehşete düşürüyor. Bazı davalardan çekilmeleri için baskı gören avukatların, uğradıkları işkenceler ve maruz kaldıkları insanlık dışı uygulamalar sonucu hayatlarını kaybeden mültecilerin, uyuşturucu batağına düşen gençlerimizin içler acısı hikayelerini okuyacağınız kitapta anlatılan bütün hikayeler yaşanmış gerçek olaylardan kaleme alınmış. Aynı zamanda avukat ve çocuk kitabı yazarı olan Mehmet Ali Başaran hem kendi başından hem de meslektaşlarının şahit olduğu adli olayları yaşanıldıkları hali ile estetik kaygıdan uzak, dile önem vermeden aktarmış. Edebi kaygı ve dilin ön planda olmadığı hikayeler, son zamanlarda sıkça gündemde tartışma konusu olan adaletin, hukukumuzda ne denli uygulandığını da gözler önüne seriyor. (Uygar Atasoy)
  • CEZA HIKAYELERI - MEHMET ALI BAŞARAN - PINAR YAYINLARI

Yedi Meşaleciler arasında altı şairin yanında yer alan tek öykücüdür Koray. Kitabında korku temasını merkezde tutarak, 7 öyküyle korku türünün ilk örneklerini veriyor edebiyatımızda. Küçük öyküler üzerinden “korku” ve “gizem” temasını işliyor, özellikle Anadolu insanının yaşama koşulları içine bu nüveleri serpiştirerek gerçekçi bir biçimde söylemek istediklerini anlatıyor. Ele aldığı karakterin yaşadığı korkuları ön plana çıkarıp, psikolojik olarak yaşadıkları git-gellere de değiniyor. Çalışmalarında gotik bir havayı taşıdığı söylenen yazarın, özellikle “Kavaklıkoz Hanında Bir Vaka” adlı metnindeki geleneksel mekânı; bir hanı kullanması okuyucuyu gotik atmosfere hakikaten de bürüyor. Hikâyeler korku türünde ama cin, vampir, sapık katiller ve şizofrenlerle karşılaşmıyor okur. Ölümü davet eden bilinmeyenin sınırlarına girilmesinde karabasanlar, düşler ve sanılar söz konusu kimi zaman. Düşüncelerin ayrıksılığının anlatıldığı “Kıllı Maymun” gibi öykülerde, doğaüstü bir dünyadan ziyade tekinsiz kahramanların varlığı korkuya düşürüyor. Öykülerin başlamasına tesadüfî olaylar ilham oluyor, nedeni görünmeden boşluklarda büyüyen korku ve dehşet aktarılırken, nereden geldiği belli olan ya da olmayan lanetler başrolde olabiliyor. (Betül Sezgin)

GÜZEL VE ESRARENGIZ - KENAN HULUSI KORAY - LAPUTA YAYINLARI

  • Yavuz Ahmet, çeşitli romanları ve hikayelerinin ardından bu sefer karşımıza Kudüs’ü merkeze alıp yoğunlaştıran öykülerle çıkıyor. Ancak öykülerde belirgin bir şekilde hissettiğimiz bir durum var: Kitaptaki Kudüs teması yoğunluğu, Kudüs’ün incelenip her yönüyle ele alınmasıyla oluşturuluyor. Böylece öyküler, sıradanlaşabilecek duygusallıktan kendini sıyırmayı başarıyor. Kitap önce kapağıyla bir öykü barındırmış: “Balon Kız”. Kitap boyunca şahit olacağımız duvarların ilki burada. Kitaba ismini veren öyküyle Abraham’ın sesine kulak veriyoruz başta. Sayfaları çevirdikçe, Filistin’in ayrı köşelerinden çeşit çeşit hikâye bizi karşılıyor. Öyküler geniş bir zaman aralığını ele alıyor, kâh günümüz dizilerine atıf yapıyor, kâh Sultan Süleyman zamanının içine bizi düşürüveriyor. Böylece zenginleşen bir içerik barındırıyor. Ancak zaman zaman kitapta sektelere uğramak da mümkün. Hızlı karakter geçişleri, iç konuşmaların arada fazla uzaması gibi durumlar, öyküde akıp giderken bir yere takılmamıza sebep olabiliyor. Kitaptaki genel ahenk ise okuyup hissedilmeye değer. (Nursena Yıldız)
  • İBRAHIM’I BEKLERKEN - YAVUZ AHMET - PRUVA YAYINLARI

Kara Dursun Ve Diğer Ankara Söylenceleri İsmail Kılıçarslan’ın Sokakta ve Böyle Şeyler Filmlerde Olur kitaplarının ardından 2018 yılında karşımıza çıkıyor. Bir anda okuru Ankara’nın tekinsiz sokaklarına davet eden öyküler bununla da kalmayıp o sokaklardan çıkamayacağı hissine kavuşturuyor. Yazarın kendisini dinleyici olarak hissettirdiği öyküler okuyucuyu da içine alarak bilindik olayların keskin sonlarla bitmesiyle şaşırtıyor. Ritmin hızlı, akışın sert ve karamsar olması yazarın “Ah be!” nidalarını okura da duyuruyor. Kitabın merkezini “Kara Dursun” söylencesi oluştursa da art arda gelen diğer küçük söylenceler metni bütünlüklü bir hale getiriyor. Her öykünün ardına eklenen söylence kavramı ise aslında yazarın hem bilindik olayları anlatması hem de dinleyici olmasının izleğini taşıyor. (Betül Yavuz)

KARA DURSUN VE DIĞER ANKARA SÖYLENCELERI - İSMAIL KILIÇARSLAN - KETEBE YAYINLARI

  • Hüznün içinden umudu gösteren öyküler; belki yalnızca bu cümle bile yeter Son Zeytinler’i anlatmak için. Kitapta, çoğu öyküde acıyı barındıran temalara değinilirken bu durum iç karartıcı olmaktan ziyade, satırlar okundukça bir aydınlık hissine bürünmeye sebep oluyor. Arayışın sınırlarında dolaşıp duran karakterlerin çoğunlukta olduğu öyküler, sahici bir biçimde kaleme alınmış. Eksiği ya da fazlası olmadan, kimi zaman çok tanıdık bir anıyı okur gibi, kimi zaman masalsı bir anlatının içine düşmüş gibi karşılıyor öyküler bizi. Birinin yoldaşının ardından devam ettirdiği rutin, bir evladın babasından sonraya kalanlarla idaresi, bir çocuğun tavandaki uçsuz bucaksız dünyası ve dahası hep bir yalınlıkla bizi içine dahil ediyor. Bunların ötesinde kitap yazarın iki denemesini de içeriyor. Bunlar da kitaba bütünüyle uyum gösteren yazılar. İnsanın anlamlandırma gayretine temas eden yazılar okurun kendini yoklamasına da fırsat verir nitelikte. Berna Güzey Yırtıcı’nın çeşitli ödüller almış öykü ve denemelerini içeren Son Zeytinler kendi rutinimizi gözden geçirmemize sebep olacak bir kitaba benziyor. (Nursena Yıldız)
  • SON ZEYTINLER - BERNA GÜZEY YIRTICI - ÖTÜKEN NEŞRIYAT