Islıkla çağrılamayan

ÖZLEM GÖKTAŞ
Abone Ol

Islıkla Çağrılan’da Kadir’in hikâyesi hepimizin bir şekilde ucundan kıyısından, içinde yer aldığımız bir hikâyedir. Fakat kullanılan dil, zaman, imgeler, metaforlar; akış içerisinde kullanım bakımından farklı ve yenidir. Islıkla Çağrılan’ı güçlü yapan en önemli özellik anlatıcıdır.

Islıkla Çağrılan, Emine Batar’ın Şule yayınlarından çıkan kitabı. Tek bir öyküden oluşuyor. Uzayan Gölgeler ve Düğün Daveti’nden sonra okuyucusuyla buluşan Emine Batar, insana dair meseleleri, uzun öyküde de kendine özgü bir dille, öykünün sınırlarını zorlayarak ve didaktiğe düşmeden anlatmayı başarıyor.

Kitabın kapağında öykü yazsa da, “Neden roman değil?” sorusunu sormadan edemiyor insan. Uzunluğu göz önünde bulundurulduğunda roman denilebilir fakat yazarın da bir söyleşisinde ifade ettiği gibi, dil ve anlatım bakımından değerlendirildiğinde, uzun öykü demek daha doğru bir yaklaşımdır, denebilir.

Islıkla Çağrılan’da Kadir’in hikâyesi hepimizin bir şekilde ucundan kıyısından, içinde yer aldığımız bir hikâyedir.

Islıkla Çağrılan’da Kadir’in hikâyesi hepimizin bir şekilde ucundan kıyısından, içinde yer aldığımız bir hikâyedir. Fakat kullanılan dil, zaman, imgeler, metaforlar; akış içerisinde kullanım bakımından farklı ve yenidir. Islıkla Çağrılan’ı güçlü yapan en önemli özellik anlatıcıdır. Kadir hem içerden hem dışardan bir gözle olayları anlatandır. Öykü iki zaman diliminde akmaktadır. Kadir yaşadıklarını kendi iç gözüyle anlatırken aynı zamanda yaşanılanları aynada seyrederek bir dış göz olur. Kadir yaşanılanları aynada seyreder. Kendisi yoktur o aynada ama olmak ister. Belki de bütün hikâye Kadir’in aynadaki görüntüde olamaması ile ilgilidir. Artık zamanla sır dökülür ve ayna kararır.

İki katmanlı zaman diliminde akan öyküde, italik yazılan kısımlarda, Kadir dışarıdan bir gözle bakar yaşanılanlara ya da yaşadıklarına. Hislerini kısa, yarım cümlelerle anlatır, şiirsel bir söyleyiş vardır ve bu akış biraz geriden gelir. Öyküye derinlik katan bu italik kısımlardaki kısa, imgeli, şiirsel cümlelerdir. Olup bitenlerin Kadir’in iç dünyasına nasıl yansıdığının anlatılması, öykünün okuyucuyu etkileme gücünü arttırmıştır.

Babası uzaklarda olduğu zamanlarda annesi, Kadir ile baş edemeyeceğini düşünerek babasının rolünü üstlenir. Öğretmenleri de babanın başarıya odaklanmış, hata kabul etmeyen tutumuna destek verir. Onaylanmak, değer görmek sevilmek için yalan söylemekten bile kaçınmaz Kadir. Büyüdüğünün görülmesini ister.

“Herkes kendi içinde bir yılanla doğar. Yılanıyla birlikte büyür. Onu evcilleştirir ve iyimser yaparsa yılanı onun iyi bir insan olmasına izin verir. Yok, eğer evcilleştiremez ve iyimser yapamazsa yılanı onu acımasız yapar.” Büyürken yılanını eğitmelisin. Yoksa seni kimse eğitemez. Öyküdeki diğer bir önemli özellik ise, felsefi derinliktir. Kadir’in yabancılaşma ve yalnızlık konularını varoluşçuluğa göre anlatmaya çalışan yazar, italik bölümlerde kahramanın iç dünyasını yansıtır. ‘Ben’ ve ‘öteki’ birbirlerini keşfeder ve anlamaya çalışırlarsa ancak o zaman varoluşlarını tamamlayabilirler. Heidegger’e göre, ‘ben’ yalnızlıktan kurtulmak için etrafıyla iç içe olmak, özümsenmek, değer görmek, sevmek, sevilmek ister.

Kadir de kendini bir ‘ben’ olarak duyumsamak ve kendisiyle kendisi olmayan arasındaki sınırı çizmek ister. Kadir giderek topluma yabancılaşmış ve kendi yalnızlığına gömülmüştür. Acımasız insanları gördükçe onlardan biri olmak istemez. Saf benliğine kavuşmak ister. “Bana karışmış başkalarından kurtuldum! Diyebilmeyi öğretiyordum kendime.” Kötü insan bir çamur yığınıdır ona göre insana şekil veren iyiliktir. Çamurdan iyilikle ünsiyet kazanır insan. Kötülüklerinden arınıp içindeki ‘ben’i bulmaya çalışır. Manevi değerlere yönelir, dua eder. “Güzel kalmak istiyorum çünkü Tanrı güzel olan her şeyin içindedir.” Varoluş mücadelesinde tutunduğu en büyük dal, şiirdir. Varlığın anlamını sorgular. İçe döner ve Tanrı’nın varoluşunu sezinlemeye çalışır.

Yazar, modern dünya isteklerinin birey ile dış dünya arasındaki uyumsuzluğu arttırdığını göstermeye çalışırken, aynı zamanda da rap müzik söylemek, ses kaydı yapmak gibi yine modern yaşamın imkânlarıyla Kadir’i yalnızlıktan kurtarmaya çalışır. Babası ve annesi modern yaşamın bitmek bilmez istekleri peşinde koşarken ondan uzaklaşmışlardır.

Kadir köpek besler.

Kadir köpek besler. Köpeğe birkaç hareket öğretmeye çalışırken, kitap okumayı da öğretmeyi düşünür. Bu çok kolaydır çünkü insanlar da kitapların sadece sayfalarını çevirmektedir. Bunu köpeğin de yapabileceğini düşünerek, aslında etrafındaki insanların cahilliğine dikkat çeker.

Yazar, hayal ile gerçek arasındaki farka dikkat çekerken aslında, bu farkın oluşmasındaki nedenler konusunda okuyucuyu düşündürmek ister. Hayal ile gerçek arasındaki fark, Kadir’in uçuk hayallerinden midir, yoksa yetişkinlerin gerçeği, eğilip bükülemeyecek kadar katılaştırmasından mıdır?

Bir ırmağın içinde geriye kıvrılan, taşan, çarpan, dağılan, küçük dalgalar oluşturarak akmanın bir yolunu bulmaya çalışır Kadir. Katılaşmaktan korkar. Şiire tutunur. İnsanlar duygusuzlaşmış ve beton duvarlara dönüşmüştür. Gittikçe grileşen insanları işaret eder yazar.

“Yılanım beni yendi mi? Ne oldu bana anne? Çocukluğumdaki kişi değilsem ben kimim?” Yazar, bu soruları Kadir’i ya da Kadir gibileri yılanına karşı güçsüz, zayıf bırakan annelere, babalara, öğretmenlere sorar ve verilecek cevaplarla bir iç hesaplaşma kapısı aralar.

Kadir’in bireysel ve içsel mücadelesini dile getirildiği öyküde; sevginin, merhametin, değer vermenin insanın varoluşsal bir gerekliliği olduğunu yeni bir dille anlatmayı başaran Emine Batar, öykünün sonunda Kadir’i, ulaşmak istediği uzaklığa yöneltir.

“Islıkla uğursuzlukları çağırıyorsun” der, annesi. Kadir ıslıkla çağrılanlarda değil, ıslıkla çağrılamayanlarda kaybolmuştur oysa.