Okur Dergisi'nin hikâyesi

HABER MASASI
Abone Ol

Okur 4. yılını tamamlarken bundan sonra 3 ayda bir değil 2 ayda bir okuyucunun huzurunda olacak. Umarım aylık çıktığı günleri de görürüz... Son söz elbette her zaman okurlara aittir.

Yusuf Temizcan'a Okur Dergisi'nin hikâyesini sorduk:

Okur'un hikâyesi için 2016'nın Ağustos ayına gitmemiz gerekiyor. Uluslararası Genç Derneği'nin geniş katılımlı bir istişare toplantısında, Genç Dergisi'ye kardeş olarak bir dergi daha çıkarmalıyız fikrini ortaya atmıştım. (Umarım burada yanılmıyorumdur, öyle hatırlıyorum gerçekten, çok isterim yanılmamayı.) Hatta bir de yayınevi kurarak yayıncılık tecrübemize ilave katkılar sunmalıyız demiştim. (Bu kesin, gerçekten dedim bunu, sonra da zaten Aşina Kitap'ı kurduk.) Bu fikir genel olarak çok olumlu karşılandı o mecliste, ardından çok beklemeden hazırlık heyeti oluşturuldu, birkaç kez toplantılar yapıldı. Bizim başlarda niyetimiz aslında bir fikir dergisi çıkarmaktı. Akademik soğukluğa boğulmadan fikri meselelerin tartışıldığı, özgür ve cesur bir dergi. Aktüel meselelerin de işleneceği, her kesimden insanların görüşlerini özgürce yazabilecekleri bir mecra. O hazırlık istişarelerinin birinde, Genç Derneği'nin ve Genç Dergisi'nin öncüsü kıymetli Mehmet Lütfi Arslan abimiz "kitap dergisi çıkaralım" fikrini ortaya attı.

Yusuf Temizcan

Bu tabii bizim için kısa süreli bir soğuk duş etkisi yapmadı değil. Sonuçta hiç böyle düşünmemiştik. Konuştukça bu yeni fikre kanımız ısındı. Nasıl bir dergi olabilir, kimler yazar, neleri işleriz, nasıl bir çizgi oturturuz, yayın kurulu, periyodu vs. hepsi orada konuşuldu. Hem yeni bir kitap dergisi alandaki boşluğu önemli ölçüde doldurabilirdi hem de fikri meselelerimizi aslında burada da tartışabilirdik. O toplantıdaki herkes gerçekten kanlı canlı yeni bir derginin çıkıyor oluşundan dolayı çok heyecanlıydı. Her yeni dergi; okuma, yazma, düşünme derdi olan herkesi doğal olarak heyecanlandırır zaten. Hafif ve tatlı bir karın ağrısıdır o heyecan. Bilen bilir. Bazıları için hayatın telaşesi içinde zamanla yok olup giderken bazı platonik ve saplantılı aşıklar ömrü boyunca bu heyecanı muhafaza etmede pek mahirdir. O salondaki hemen herkes mahir olanlardandı. Lütfi abimiz o fikri ortaya attıktan sonra Genç Derneği Başkanı Süleyman Ragıp Yazıcılar abimiz, derneğin Okur'u sahipleneceğini söyledi.

  • Bu her açıdan çok rahatlatıcıydı. Lütfi abi, editör olarak benim işin başına geçmemi istedi. Hemen kolları sıvadık. Önce TÜYAP Kitap Fuarı'na yetiştirmek üzere tanıtım sayısı hazırlayacaktık. Derginin ismi için geçen Okur, diğer önerilerin hemen önüne geçti. Okur'um, Okur'uz, Okudukça gibi türev isimler de geçmişti sanırım; fakat eksiz ve yalın olanı tercih ettik. Şimdi 4 yıl öncesini düşündüğümde ne kadar isabetli bir tercih yapmışız diyorum. Derginin isim babası ve genel yayın yönetmeni Lütfi Arslan abimizdir. Başlıklar, kapak ifadeleri, dosya konuları ve dergi isimleri konusunda zaten çok iyidir kendisi. Yayın kurulunu, danışma heyetini, mutfak ekibini yavaş yavaş belirleyip istişare görüşmelerini yaparken yayın danışmanının merhum Asım Gültekin abimiz olması gerektiği düşüncesiyle konuyu kendisine açtık. Asım abi zaten Genç Dergisi'nin de yayın kurulundaydı. Hiç tereddüt etmeden kabul etti.

Dergideki bazı köşeler, bölümler, yazarlar, hatta ilk sayının reklamları Asım abiyle istişareler sonucunda vücut buldu. Katkısı büyüktü gerçekten. Derginin tanıtım sayısını hazırlarken onunla Üsküdar'daki kafelerde, evinde az oturup kafa patlatmadık. Bütün bu görüşme trafikleri, yazı çağrıları, gelen yazıların değerlendirilmesi, belli bir çizginin oturtulma çabası devam ederken tasarım şablonları da hazırlatıyorduk. Fakat gelen şablonların hiçbiri içimize sinmiyordu. Neden içimize sinmiyordu, neyi beğenmiyorduk ya da ne bekliyorduk... Bazı tasarımlar çok cafcaflı, bazıları fazla heyecansız ve soğuktu, bazıları da baya contemporary art'tı. Bu kısım biraz sancılı oldu, defalarca kapak tasarımı ve iç tasarım denedik, farklı tasarımcılarla çalıştık, bir türlü olmadı. En son Seyfullah Bayram'la beraber çalıştığımız tasarımda karar kıldık. Haftalar boyunca, sabahlara kadar çalıştık, içimize sinmeyen her sayfayı, görseli yeniden ve yeniden denedik.

Okur Dergisi

Nihayetinde ortaya çıkan ürün hepimizi mutlu etti çok şükür. Dergicilik biraz böyledir, en keyifli ve aynı zamanda en yorucu kısmı tasarım aşamasıdır. İletişimi iyi olan, kafa dengi, dergiciliği seven ve sabırlı bir tasarımcı editörün velinimetidir ve maalesef az bulunur. Tanıtım sayısı 2016 Kasım'da çıktı. Beklentimizi çok çok aşan bir ilgiyle karşılaştık. Kitap dergiciliğinde zaten ciddi bir boşluk olduğunu biliyorduk fakat geri dönüşler bizi çok motive etti. Hemen ilk sayının hazırlıklarına başladık. Kapak çizimleri için Necmettin Asma omuz verdi, iç tasarımda Abdurrahim Yüce görsel yönetmenliği üstlendi. Her sayıda tasarımı daha da güzelleşti. Her sayıyı Türkiye'ye bir hediye olarak gördük. Çünkü her dergi bir devrimdir. Çoğu zaman gönüllerde bir devrim. Okur'da ilk yazısı yayımlanmış onlarca genç arkadaşımızın varlığı bizi çok sevindirdi bugüne kadar. Nitelik her zaman birinci önceliğimiz oldu.

Görünmez adam
Post Öykü

Hiçbir görüşü, camiayı ayırt etmeden sayfalarımızı iyi kitaplara, iyi metinlere açtık. Herkesle istişare ettik, her katkıyı çok önemsedik. Eleştirileri dikkate aldık. Güzel bir haberle bitireyim, bunu ilk defa burada açıklıyorum. Okur 4. yılını tamamlarken bundan sonra 3 ayda bir değil 2 ayda bir okuyucunun huzurunda olacak. Umarım aylık çıktığı günleri de görürüz... Son söz elbette her zaman okurlara aittir.