Yücel Balku'nun öykülerinde yılan ve hikâyesi

GÜLŞEN FUNDA
Abone Ol

Yücel Balku, yılan kavramını öykülerinde sırasıyla, "korku unsuru", "bereket sembolü" ve "intikam", "ihanet" ve "güç" temsilleriyle işler. Yılanlar, Balku'nun öykülerinde kabuk değiştirir, ölür ve bir sonraki öyküde farklı bir biçimde yaşam bulmak üzere tekrar dirilir.

  • "Bir yılanın, paramparça edilmiş olsa bile, üzerine kırk kere güneş doğmadan sahiden ölmediği söylenir."
  • Yücel Balku, Sükût Ayyuka Çıkar

I. Yılan

Yılan; dini metinlerden mitlere kadar pek çok farklı görünümlerde görünmüş, sayısız kabuklar giymiştir. Böylece insan ve hikâyesi sürerken yılan da –alt metni– giderek zenginleşen bir motif olarak insana eşlik etmiştir. Ancak yılan, yalnızca yılan olsa da ona rengini insanlar ve insanların hikâyeleri vermiştir. Yılan da kimi zaman kötülüğü üzerine giyerken kimi zaman da iyiliği sırtlanmıştır. Babil, Hitit ve Sümer medeniyetlerinde sağlık tanrısı yılandır.2 Yılan, insanlar tarafından çok uzun zaman ilahi bir varlık olarak kabul edilir. On İki Hayvanlı Türk takviminde de kendine yer bulur. Campbell'e göre yılan, "yaşamın kendisini tüketen ve yenileyen güçlerinin simgesidir."3 Romalılar yılan etinin şifalı olduğuna inanır.4 Bereketin sembolüdür, o geldiğinde bolluk başlar.

Şahmeran

"Şahmeran Hikâyesi"nde Belkıya'nın aradığı ölümsüzlük otunu bulması için yılan-kadın Şahmeran, Belkıya'ya yardım eder. Ölümsüz otunun korucusudur yılan. Gılgamış Destanı'nda Gılgamış'tan ölümsüzlük otunu çalar ve bu sayede deri değiştirerek sonsuza kadar yaşar. Eliade, çeşitli mitlerden örnekler vererek yılanın bir ay simgesi olduğunu ileri sürer, çünkü ay ve yılan daima "yenilenir."5 Anadolu'da, evin iyesinin yılan olduğuna inanılır. Evin temelinde bir yılan yaşar ve evi korur. Kitab-ı Mukaddes'te şeytan, yılan kılığına girer, Kuranı Kerim'de Hz. Musa'nın asası kıvrak, zehirli bir yılana dönüşür. Yılanın kötülükle özdeşleşmiş olması, yaşadığı yer ile ilgilidir. Neticede asıl mekânı yerin altıdır ve yerin altı karanlıktır ve bu yüzden halk, yılanı, "anlatıları ve inanışlarında çoğunlukla ‘kara' olarak düşünür."6 Türk kültüründe kötülüğün temsilcisi olan Erlik'in vücudu yılanlarla kaplıdır.7 Bazı söylentilere göre, Eski İran mitolojisinde kötülüğün temsilcisi Dahhâk'ın iki omzunda iki yılan vardır.8 Mevlana'nın Mesnevi'sinde tüm bu bahislerde yılan ve ejderha genellikle olumsuz bir figür olarak kullanılır. 9

  • Anadolu'daki yaygın halk inanışlarına göre yılan öldürülmez çünkü bir gün ölen yılanın ailesinden biri gelir ve aileye ölüm, yıkım getirir. Kısasa kısas, hiç değişmez. Hiç değilse bu korku dolu bekleyiş bile insanlara azap olarak yeter. Sonsuz yaşamın hem de ölümün sembolüdür yılan. Meşhur Şahmeran hikâyesinde, Şahmeran'ın eti yiyeni hem öldürür [Keyhüsrev'in veziri] hem diriltir [Keyhüsrev]. Zıtlıkları içinde barındırır, yaşamı ve ölümü, zehri ve panzehiri, hastalığı ve şifayı. Ouroboros yılanı, kendi kuyruğunu ısıran yılan, nihayetinde daire oluşturur ve kendini yeniden yaratmayı temsil eder. Bu bağlamda sonsuza kadar sürecek bir kaderi, deri değiştirerek yenilenmeyi, yeniden hayat bulmayı anlatır. Bir anlamda ölümsüzlüğü simgeler. Dahası yılan, "hızlı çatal dili ve öldürücü zehriyle kendi kuyruğunu bile ısıracak kadar tehlikelidir."10

II. Hikâyesi

Anlattıkça yeniden yarattığının ve çağın ruhunu ancak böyle dile getirebileceğinin farkında olan Yücel Balku; öykülerinde geçmişi ve şimdiyi harmanlamış, insanlık kadar eski motifleri gün yüzüne çıkarmış, hikâyesini kurarken halk inanışlarından, folklorik öğelerden ve anlatılardan yararlanmış, mit ve destanları yeniden anlatmıştır. Balku'nun kurguları; postmodern izler taşımakla birlikte, geçmişin kuyusuna eğilerek yeniden yaratılmıştır. Bu bağlamda Balku, kullandığı temalardan dili bir nesne gibi eğip büken demir bileğine kadar özgün bir hikâyecidir.

Yücel Balku

Kurmacayı, metinlerarasılığı öykülerinde ustalıkla kullanmış bir öykücü olarak Balku; Türk edebiyatında özgün bir yer bulmuş, sükûtun ayyuka çıktığı anlarda hikâyesi ustalıkla anlatmış ve büyük bir sessizlik içinde yavaş yavaş düğümleri çözerken bizi büyülü bir dünyanın içine itmiştir. Dünyadan bile daha yaşlı olduğunu düşündüğü simgeler, semboller, imgeler, motifler Balku'nun öykü evreninde kendine bir yer bulmuştur. Yücel Balku'nun sıklıkla kullandığı motiflerden biri de yılandır. "Serpentarius", "Aileden Biri", "Yılan ve Erguvan", "Çekirge Sancısı" öyküleri yılan motifi üzerine kurulmuştur.

A. Serpentarius

Serpentarius, gökbilimcilere göre yılan takımyıldızının adıdır. Serpentarius öyküsünde hikâye, Yılan Tarikatı üzerine kuruludur. Bu öykü iç ve dış olmak üzere iki adet kurguyu bünyesinde barındırır. Korku, hikâyenin beslendiği temel duygudur. Anlatıcı, zamanın bir yerinde hikâyesi için yarattığı Âdem'in yazgısını yaşamaya başlar. Bir zamanlar kalemle yazdığı hikâye, kaderi olur. Üst kurmaca öyküde kendi belli eder. İki Âdem, iki ayrı anlatıcı vardır ama biz ikisinin hikâyesini aynı kâğıttan okuruz. Epigraf dışında, öyküde üç tane muamma vardır. Muammaların çözülmesiyle hikâye düğümlenmeye başlar. Ayrıca muammanın altında ejder başlı yılan motifi vardır, Serpentarius'un yani Yılan Tarikatı'nın simgesi budur. İlk muamma, Namık Kemal'in bir beyitidir. "Bir katre mâ düşünce gülün kalb-i pâkine/İsmim çıkar heman varak-ı tâb nâkine."11 Gül kelimesi, "kâf" ve "lâm" harfleriyle yazılır ve ortasına düşen "mim" ve "elif" harfleri birleşerek "mâ"yı oluşturur. Nihayetinde "Kemâl" sözcüğüne ulaşılır.

Muamma çözülünce Âdem, Kemal'in evine gider, ev darmadağındır, masanın üzerinde birkaç damla kan ve diğer muammanın yer aldığı zarf vardır.

İkinci muamma ile korku unsuru güçlenir. "Sefinenin başı girse limana/O memduhun ismi çıkar meydana."12 Sefinenin başında bulunan "sin" harfi "liman "kelimesinin başına geldiğinde ortaya "Süleyman" adı çıkmaktadır. Süleyman'ın cesedinden ise kurtlar çıkmaktadır, alnındaki "S" harfi ise yılan motifini imlemektedir. Son muamma ise Fuzulî'nin bir beyitidir, "Mihnet sarayı sineme geldikçe muttasıl/ Bezl eylerim hadengine her lahza hunı dil."13 Bu muammanın cevabı da anlatıcının yani "Âdem"in adıdır. Hikâyedeki gerilim üçüncü muammadan sonra zirveye çıkar. Âdem, yolun sonuna geldiğini fark eder. Ve hikâyesindeki kahramanın yaptığı gibi, Muradiye'deki eski Bizans dehlizinden içeri gider. Mekân olarak mağaranın seçilmesi bu noktada yılanla ilişkilendirilebilir. Mağara, neticede yılanların evidir. Mağaranın meydanında dört başlı yılan heykeli vardır.

Sükût Ayyuka Çıkar

Dört yılanbaşının dört ayrı yönü göstermesi bir açıdan manidardır. Ne de olsa yılan, her yola gidebilecek kadar tehlikelidir ve kanı ihanetle doludur. Her şey sona erdiğinde "Anlatan kim, anlatılan kimin hikâyesi?" diye sorulabilir. Çünkü iç ve dış kurgular birbirine çıkan yollara dönüşür. Yani, nereye gidersen git, yolun sonu başladığın yere çıkar. Anlattığın hikâye, kendi hikâyene dönüşür. Yol bittiğinde, gerçekten bittiğinde, yolun sonu geldiğinde düştüğün boşluk, kuyu ya da çukur; kendi evin, kendi kalbin, kendi odandır. Hikâyenin sonunda Âdem, hikâyenin başına döner bu yüzden. Bu noktada, epigraftaki muammanın cevabı öykünün sonuyla birleşir: "Ol nedir ki yokdurur cisminde can/ Karnı içi dolu yılan çıyan/ Dili yoktur yetmiş iki dil bilir/ Başını kesecek söyler ayan"14 cevabı kalem olan bu muamma, hikâyenin sonunda parıl parıl parlar. Zira öykünün son cümleleri şu şekildedir: "Ama hangimiz yazdıysak kalemle yazdık. Belki ikimiz de ayrı ayrı yazdık, ikiye ayrılmış o kalemin parçalarını bölüşerek."15

B. Aileden Biri

  • "Aileden Biri" öyküsünde de yılan motifi öykünün kurucu unsurudur. Bir gün, çatıda yılan yumurtaları bulan ev sahibi, zamanla yılanların eve yerleşmesine şahit olur. Karısı yılanlara bir şey yapmamasını tembihler zira yılan demek bereket demektir ki o günden sonra evin bereketi artar, ocaktaki süt kendiliğinden çoğalır. Adam, yılan avcılığına başlar sonra. Evdeki yılanlara sözü geçmediğinden veya zarar veremediğinden hıncını dağlarda çıkarır. Avladığı yılan derileriyle eşyalarını kaplar, tütün tabakasını, çakmağını. Ve yılanların etini yer. Adamın karısı da adamın bu eylemlerin bir sonucu olacağını sezer ve korkmaya başlar. "Yılanların zavallı hemcinsleri senden intikam alacaklar."16 der. Yılan ailesi eve o kadar yerleşirler ki, evin reisi olurlar. Adam, kendi yetersizliği karşısında ezilir de ezilir.

Hele bir gün, karısının bir gün çocuklarını "Yılanlara söylerim." diye korkuttuğunu görünce daha fazla dayanamaz ve tüfeğini doğrultup yılana ateş eder. Aslında o gün kırmızı yılanı gerçek bir baba olmaya karar verdiği ve çocuklarını korumak için öldürdüğünü söyler adam. Ama neticede evin yılanını öldüren adam, günün birinde, yılanın eşi tarafından öldürülür. Yani bir intikama kurban gider, aldığı canı kendi canıyla öder. Kısasa kısas. Hiç değişmez. Hikâyenin sonunda, tabut omuzlarda giderken iki yılan da takip eder cenaze alayını, çayırları yara yara ilerlerler. Anlatıcı da yılanlar hakkında şöyle diyerek hikâyeyi çarpıcı bir biçimde bitirir: "Beni korumaktan başka çareleri yoktu. Beni kurda kuşa, yılana çıyana karşı korumak kollamak zorundaydılar. Babalarının tabutuydum ben."17

C. Yılan ve Erguvan

"Yılan ve Erguvan" öyküsünde de yılan motifi öykünün kurucu unsurudur. Yılan motifi burada ihaneti simgeler. Kasabadaki tüm insanlar neredeyse bir yılan gibi yaşamaktadır. Yılanlaşan insanların efendisi Büyük Efendi'yi şöyle tarif eder anlatıcı: "Dönülmeze gönderilip dönmeyenlerin, dönüp de damgalananların ve vücudundaki erguvani damgaları saklamak için ateşten şallara bürünenlerin ve bir gün çağırılmaktan ödü kopanların ve yılan yumurtası olmaktan nefret edenlerin efendisi."18 Yılan-insanlar, birbirleri Büyük Efendi'ye ihbar etmekte ve böylece ondan gelecek zulüm ve acıdan bir müddet kurtulmaktadır. Hikâyenin bir yerinde, kasaba halkı dünyaya yılan yumurtası getirmek istemez ama Büyük Efendi'nin yaptırımlarıyla karşı karşıya geldiklerinde çoğalmaya mecbur kalırlar. Hıyanet edenler de "erguvan renkli bir damgayla damgalanırdı. Casusluk macerası böyle sonuçlananlar Yılan'a verilen raporlarda ‘Erguvan oldu.' diye belirtilirdi."19 Sonra bir gün, başka bir kasabada Nurlu Şeyh adında bir adam ortaya çıkar.

Büyük Efendi, insanları ayaklandırmasından korktuğu için casuslar gönderip onu alt etmek ister. Bu noktada anlatıcı, kasıtlı olarak casus olmak istediğini söyler ve olur. Nurlu Şeyh'in adamları tarafından acılardan yapılmış bir nehirde yıkanır, o inledikçe ve ateş etini dağladıkça zaman süner, akreplere ve farelere etini över, bitsin diye bu acı. Bir çengelli iğne gibi, acıyı da etine tuttururlar sanki. Nihayetinde işkenceler sona erer ve Nurlu Şeyh'in casusluğunu yapmaya başlar. Ama bilmediğimiz bir şey vardır. Anlatıcı, başından beri Büyük Efendi'nin aradığı casus Levransov'dur. Nurlu Şeyh, yine bir gün istihareye yatmak için gittiği mağaraya gider. Levransov, hiddetle, "Neden ihanet ettin?" diye sorar. Nurlu Şeyh, kıyafetlerinden ve yalanlarından soyundukça Büyük Efendi olur. "Sen ihanet etmedin mi sanki?" diye cevap verir Nurlu Şeyh yahut Büyük Efendi. Böylece ihanet, bu öykünün kalbindeki tek duygu olur.

D. Çekirge Sancısı

"Çekirge Sancısı" öyküsünde de yılan motifi kullanılmıştır. Hayvanlarla, özellikle yılanlarla bu kadar içli dışlı olan Topar Timur; köye baharda ve sonbaharda olmak üzere iki kez gelir ve biri erkek, diğeri kız olmak üzere iki çocuğu da beraberinde dağa götürür. Dede Korkut'taki Tepegöz hikâyesini anımsatır bu durum. Anlatıcıya göre dağa gidip dönen çocuklarda bir farklılık vardır: "Dönen çocuklarda bir tuhaflık vardı; döndükleri zaman bir ayak izinde birikmiş yağmur suyu kadar durgun ve kirli oluyordu bakışları. Dağa yaklaşmadıkları gibi o yöne bakmıyorlardı bile. Ama uzun uzun bakıyorlardı birbirlerine; sanki birbirlerinin gözlerinde aynı zalim yazgının kelimesi kelimesine aynı hikâyesini okumak yetiyordu onlara."20 Nihayetinde, Topal Timur köye geldiğinde bu sefer anlatıcıyı ve İlknur'u götürür dağa.

Mağaraya vardıklarında Topal Timur toprak bir tencereye su doldurur ve çocuklardan, değişik renklerde pamuklar sarılmış dokuz iğneye bakmalarını ve suda gördüklerini anlatmalarını ister. Böylece ölümsüzlük otunu bulacaktır. Topal Timur, çok zaman önce, dağlarda dolaşırken, yılanlardan ölümsüzlük otunun varlığını işitir. Bu ot, yılda iki kez, yani Topal Timur'un köye geldiği iki mevsimde, ilkbahar ve sonbaharda toprakta bitermiş. Yılanlar bu otu bulmak için henüz buluğ çağına ermemiş bir kız ve erkek çocuğa ihtiyacı olduğunu söylerler. "Çünkü çocukluk ölüm düşüncesiyle sınırlanmamıştır ve bu yüzden bir tür sonsuzluktur."21 Topal Timur, anlatıcıya ve İlknur'a hikâyesini anlatır. Eskiden de çirkin ve topal olduğunu, bunun insanın kaderi üzerine kazınabilecek en derin damga olduğunu, köydeki herkesin onu dışladığını, çirkin ve topal diye kız vermediklerini, kaç kez canına kıymayı düşündüğünü ama onların yanında ölmenin bir bedeli olarak ardından zavallı diyeceklerini...

Kimsenin gitmeye cesaret edemediği, ayı, kurt, kanatlı yılan ve hatta ejder hikâyeleriyle anılan bu dağa kendini vurduğunu, dağın insanlardan daha merhametli olduğunu, dağda yaşayan hayvanlarla dost olduğunu, onların dilini anladığını... Hayatı boyunca bir insan tarafından sevilmediğini, kimsenin ona şefkatle dahi sarılmadığını, ölümsüzlük otunu bulursa ve biraz daha yaşayabilirse belki bir gün bir kadının onu sevebileceğine inandığını... Uzun uzun anlatır. Ve nihayet, anlatıcının tarif ettiği mağaraya giderler. Mağaranın ortasındaki kuyunun başına vardıklarında, Topal Timur, büyülü sözler söyler: "Mér quvva va serpenta."22 Timur bu sözlerden sonra acıyla kıvranır ve gövdesinden çıkan her renk ve boydan yılan kuyuya girip kaybolur. Kuyudan ağızlarında getirdikleri tek dal ot ile çıkarlar ve anlatıcının ayağının altına bırakırlar.

Anlatıcı Topal Timur'un acı çekmesine dayanamaz ve ölümsüzlük otunu yer. Ve Topal Timur'un bedeni çürüyüp dağılır. Ne yılanlar vardır şimdi ne de Topal Timur. Anlatıcı, "Kuyunun taş kenarına oturup anasını kaybetmiş oğlak gibi meleye meleye ağlar."23 Ölümsüz oldum, deyince İlknur da üzme kendini, der. Ama "İyi tarafı nedir ki sonsuza kadar hiç büyümeden on bir yaşında bir çocuk olarak yaşamanın?"24 Daha fazla üzülmesin diye İlknur da ölümsüzlük otundan yer. Ve köye hiç dönemezler. Dağda, mağarada yaşamaya devam ederler, hiç büyümeden.

III. Dört Farklı Yılan ve Hikâyesi

Yücel Balku, "Serpentarius" öyküsünde yılanı korku temsiliyle işler. Öykü mağarada biter ve bu mağara yeni bir hikâyeye analık eder, başka bir hikâye doğurur. Mağaranın ortasında dört yönü gösteren yılanbaşlı heykel bu bağlamda sembolik olarak, her yere gidebilir olan yılanı imler. "Aileden Biri" öyküsünde yılan, evin iyesi olan, gerçek bir yılandır ve eşinin intikamını almıştır. Anlatıcının yılanın üzerine binmesi ve öldükten sonra evin içinde bir hayalet gibi dolaşması öyküye farklı bir büyü katar. Bu anlamda yılan, intikamı simgeler Bu öyküde yılan bir de bereketi temsil eder. Çünkü çatıdaki yumurtalar çatlayıp yılanlar eve dağılınca eve bereket gelmiş, ocaktaki sütler çoğalmıştır. "Yılan ve Erguvan" hikâyesi, distopik, karanlık bir hikâyedir.

Yılandan farksız, birbirlerine ihanet eden yılan-insanların hikâyesidir anlatılan. Neticede, yılan-insanların hesap verdiği Büyük Efendi de fıtratına uygun olarak kendine ve halkına ihanet eder ve bir mağaranın içinde yok olur. Bu öyküde de yılan, ihanetin temsilcisidir. "Çekirge Sancısı" öyküsünde yılanlara hükmeden, onlarla aynı dili konuşan, onlardan işittiği ölümsüzlük otunu arayan Topal Timur'un hikâyesi anlatılır. Bir anlamda doğanın gücüyle güçlenir Timur. Köye döndüğünde tüm köy halkı, dışladığı Timur'u başköşeye oturtur ve saygıda kusur etmez. Çünkü Timur'un beddua lanetinden ve kötü yılanların basmasından nehrin taşmasından, hayvan cesetlerinden korkarlar. Bu anlamda yılan, gücü temsil etmektedir.

Bu öyküde, yılanların ölümsüzlük otu hakkında bilgi sahibi olması yahut onu koruması, bize, Şahmeran hikâyesini ve Gılgamış Destanı'nı anımsatır. Yücel Balku, yılan kavramını öykülerinde sırasıyla, "korku unsuru", "bereket sembolü" ve "intikam", "ihanet" ve "güç" temsilleriyle işler. Halk inanışlarında yılana dair anlatılan hikâyeler neyse Balku da onları hikâyesine eklemler. Neticede, dünya üzerinde anlatılan sayısız mit, yılan üzerine kuruludur. Yücel Balku da böylesi zengin bir kavramı öykülerinde çok çeşitli suretlerde yeniden oluşturur. Yılanlar, Balku'nun öykülerinde kabuk değiştirir, ölür ve bir sonraki öyküde farklı bir biçimde yaşam bulmak üzere tekrar dirilir.

1 Yücel Balku, Sükût Ayyuka Çıkar, s. 241.

2 Birsel Çağlar Abiha, "Mitolojiden Tarsus'a Bir Sembol: Yılan ve Şahmaran", s. 2.

3 Joseph Campbell, Batı Mitolojisi Tanrının Maskeleri, ss. 390-391.

4 Yücel Balku, Sükût Ayyuka Çıkar, s. 435.

5 Birsel Çağlar Abiha, "Mitolojiden Tarsus'a Bir Sembol: Yılan ve Şahmaran", s. 6.

6 Rezan Karakaş, "Siirt Efsane ve Halk İnanışlarında Yılan Miti", s. 53.

7 Celal Beydili, Türk Mitolojisi Ansiklopedik Sözlük, s. 616.

8 https://islamansiklopedisi.org... (Erişim: 6 Ekim 2020)

9 Aslı S. Çobanoğlu, "Mevlana'nın Mesnevi'sinde Yılan Ve Ejderha Motifi", s. 9.

10 Necati Sümer, "Dinsel ve Mitolojik Bir Sembol Olarak Yılan", s. 276.

11 Yücel Balku, Sükût Ayyuka Çıkar, s. 50.

12 A.g.e., s. 52.

13 A.g.e., s. 57.

14 A.g.e., s. 49.

15 A.g.e., s. 63.

16 A.g.e., s. 245.

17 A.g.e., s. 248.

18 A.g.e., s. 255.

19 A.g.e., s. 260.

20 A.g.e., s. 273.

21 A.g.e., s. 279.

22 A.g.e., s. 281.

23 A.g.e., s. 282.

24 A.g.e., s. 282.

Kaynakça

Abiha, B. Ç., "Mitolojiden Tarsus'a Bir Sembol: Yılan ve Şahmaran", 2. Tarsus

Kent Sempozyumu, (15‐17 Kasım 2012), ss. 1-9.

Balku, Y., Sükût Ayyuka Çıkar Bitmemiş Külliyat, İstanbul: Can Yayınları, 2011.

Beydili, C., Türk Mitolojisi Ansiklopedik Sözlük, Yurt Kitap Yayınları, Ankara, 2005.

Campbell, J., Batı Mitolojisi Tanrının Maskeleri, Çev.: Kudret Emiroğlu, Ankara: İmge Kitabevi, 2003.

Çobanoğlu, S. A., "Mevlana'nın Mesnevi'sinde Yılan Ve Ejderha Motifi," 9. Milletlerarası Türk Halk Kültürü Kongresi, 2017, ss.1-15.

Eliade, M., Dinler Tarihine Giriş, Çev.: Lale Arslan, İstanbul: Kabalcı Yayınevi, 2003.

Karakaş, R., "Siirt Efsane ve Halk İnanışlarında Yılan Miti", Folklor/Edebiyat, Cilt: 19, Sayı: 73, 2013/1, ss.49-62.

Sümer, N., "Dinsel ve Mitolojik Bir Sembol Olarak Yılan", The Journal of Academic Social Science Studies, Number: 43, Spring I, 2016, p. 275-288.

https://islamansiklopedisi.org... (Erişim: 6 Ekim 2020)