1986'da ne olmuştu? Biz büyüdük ve kirlendi dünya

BETÜL DURDU
Abone Ol

Takvimler 26 Nisan 1986’yı gösterirken bugün bile yoğun birşekilde gündemi meşgul eden bir kaza yaşandı. DöneminSovyet ülkelerinden Ukrayna’nın Çernobil kentindekinükleer enerji santralinin dört numaralı reaktöründe büyükbir patlama meydana geldi. Geçtiğimiz günlerde HBO’nunÇernobil dizisini yayınlamasıyla yeniden çokça konuşmayabaşladığımız kaza; gerçekleri, yalanları ve bilinmezleri ileinsanlığın bilim serüveninde kara bir leke olarak hatırlanmayadevam ediyor ve muhtemel tüm geleceklerde de devamedecek gibi duruyor.

Çernobil Faciası, ta ki 2011 yılına kadar Uluslararası Nükleer Olay Ölçeğine göre tarihte meydana gelmiş en büyük nükleer kaza olarak kabul ediliyordu. Evet, Fukişima Nükleer Santrali kazasının yaşanmasıyla beraber biricik olma özelliğini kaybetti fakat etkileri hala sürüyor. Öyleyse zamanı 33 yıl geriye sarıp bir bakmak gerek; Çernobil’de neler olmuştu?

Kaza, Uluslararası Nükleer Olay Ölçeği'ne göre bugüne kadar meydana gelmiş en büyük nükleer kazalardan biridir.

İnsanlık tarihinin en korkutucu nükleer faciasının neden yaşandığına dair bir türlü kesin sonuçlara ulaşılamasa da resmi görüş, santralin dört numaralı reaktörü rutin bakıma alınacağı zaman, durdurma işlemleri sırasında güvenlik yönünden önemli olan elektrik kesilmesi ile ilgili özel bir deneyin yapılmak istenmesi nedeniyle kaza olduğunu söylüyor. Nükleer santral çizelgesinde de çalışanların dördüncü reaktörü kapattıkları anda reaktörün sıcaklığının korkunç boyutlara varmasıyla patlamanın gerçekleştiği yer alıyor. Ancak bu patlamanın ardından birkaç saniye sonra ikinci bir patlama gerçekleşiyor. Bunun sebebi tam olarak anlaşılamamakla birlikte, grafit-buhar etkileşmesi gibi bir takım kimyasal reaksiyonlar sonucu olabileceği görüşü öne çıkıyor.

Kaza 26 Nisan 1986 Cumartesi günü 4 numaralı reaktörde yapılan sistem testi esnasında başlamıştır.

Uluslararası Nükleer Güvenliği Danışma Kurulu'nun (INSAG) 1986 yılında yayınladığı ilk raporda, patlamanın sorumlusu olarak, kuralları çiğnedikleri söylenen santral operatörleri gösterildi.

Buna rağmen, 1992 yılında yayınlanan INSAG-7 raporunda ise santralin tasarımından kaynaklanan, kontrol çubukları ve güvenlik sistemleri gibi kimi özelliklerin de altı çizilmişti. Yani uzmanlar, Çernobil nükleer santralinin inşasında en başında birtakım kusurlar olduğunu ileri sürdüler. Deprem ve terör saldırısı gibi pek çok ihtimal göz önünde bulundurulmuş olsa da, bunların hiçbiri tek başına yeterli bir açıklama olarak kabul görmedi ki günümüzdeki tartışmaların temelini de bu iki farklı rapor oluşturuyor.

Çernobil’de patlamadan hemen sonra yanmakta olan reaktörü söndürmek için ilk olarak itfaiyeciler reaktöre soğuk suyla müdahale ettiler ancak bu işe yaramayınca üzerinde 27 Nisan’dan 5 Mayıs’a kadar 30’dan fazla askeri helikopterle yangını kontrol altına alabilmek ve radyasyonu hapsetmek için enkaza tonlarca kurşun, kum döküldü. Bu çabalar da durumu vahimleştirdi. Helikopterlerden dökülen malzemeler çekirdeğin daha da ısınmasına neden oldu. Son olarak çekirdek nitrojenle soğutulabildi. Felaket kontrol altına alınmaya çalışırken mecburi insan gücüne duyulan ihtiyaç, "tasfiye görevlilleri" adı altında binlerce insanı radyasyon zehirlenmesiyle baş başa bıraktı.

UNSCEAR raporuna göre ise 2008 yılına kadar kazadan yüksek dozda radyasyona maruz kalan 4000 kişiden 64'ünün radyasyon sonucu öldüğü doğrulanmıştır.

Hiroşima ve Nagazaki'ye atılan atom bombalarını tam 200 kat aşan bir etki yaratan kazadan sonra yüzden fazla radyoaktif element atmosfere saçıldı. Çernobil’deki patlamadan dünya kamuoyunun haberdar olması ise felaketten iki gün sonra, İsveç'te Forsmark Nükleer Santrali'nin dışında çalışan personelin radyasyon denetimi sırasında iş elbiselerinde yüksek düzeyde radyasyon tespit edilmesiyle gerçekleşti.

Yetkililer, sorunun İsveç'te çalışan diğer nükleer santrallerden kaynaklandığını düşündüler fakat santraller kontrol edildiğinde, herhangi bir radyasyon sızıntısına rastlanmadı.

Ardından, meteoroloji raporları incelenmeye başlandı ve radyasyon taşıyan hava akımının Ukrayna'dan kaynaklandığı bulundu. İsveç'in resmî olarak bilgi istemesiyle Rusya, Çernobil'de bir kazanın olduğunu dünyaya itiraf etmek zorunda kaldı.

Rusya'nın resmî verilerine göre oluşan radyoaktif serpintiden en çok etkilenen yer %60 ile Beyaz Rusya oldu.

İlk anda patlamanın etkisiyle santralde görevli 31 kişi öldü ancak daha sonra radyoaktif elementler rüzgarla Ukrayna, Beyaz Rusya, Rusya ile İskandinavya, Avrupa ve Türkiye'nin de dahil olduğu yakın coğrafya on yıllar boyu sürecek ölümcül bir felaketin pençesine düştü. Kanser vakaları hızla arttı, patlamaya yakın bölgelerdeki tarım toprakları radyoaktif kirlenmeye maruz kaldı ve bu sebeple binlerce insan yaşadığı yeri terk etmek zorunda kaldı. Şimdilerde patlamanın olduğu bölge "turizm destinasyonlarından" biri olsa da insanlık en büyük felaketi bu zehirli topraklarda tattı.

Patlamadan sonra dört numaralı reaktörünün etrafına betondan, devasa bir "lahit" (kapak) örüldü. Bu lahit, atmosfere daha fazla radyasyon salınmasını engellemek üzere tasarlanmıştı fakat 20 ile 30 yıl arasında dayanacak bir ömre sahipti.

Çernobil kazasının ardından Rusya, Beyaz Rusya ve Ukrayna sürekli olarak yaptığı dezenfekte işlemleri ile sağlık işlemlerinde yüklü derecede harcama yaptı.

Lahitin 2016’da ömrünü doldurmasıyla reaktör, daha önce görülmemiş bir mühendislik yöntemi olan çelik kalkanla örtüldü. Olası bir radyoaktif sızıntıyı yüz yıl boyunca engelleyebileceği açıklanan kalkana rağmen günümüzde bilim insanları Çernobil’de hala 190 ton uranyum ve 1 ton plütonyumun bulunduğunu ve bölgede tüm radyoaktif kalıntıların temizlenmesi için 48 bin yıla ihtiyaç olduğunu söylüyor.