Anlatmış olmanın büyüsü: Edgar Degas

CELİNE SYMBİOSİS
Abone Ol

Hilaire-Germain-Edgar Degas, 1834 yılının Temmuz ayında varlıklı bir ailenin çocuğu olarak Paris’te dünyaya gelir. Babası Augustin Degas, ailesinin Napoli'de kurduğu bankanın Paris şubesini yöneterek hatırı sayılır bir servet edinmiştir. Annesi ise Amerika’nın New Orleans şehrine yerleşmiş Fransız asıllı zengin bir ailenin kızıdır. Entelektüel bir aileye mensup olmanın avantajlarından yaralanan Degas, Fransa’nın ünlü okullarından Lycée Louis-le- Grand’a gönderilir. Babasının isteği üzerine hukuk fakültesine giden Degas’nın ilgisi kısa sürede sanata kayınca, Paris’teki Ecole des Beaux-Arts'ta Louis Lamothe’nin yanında akademiye başlar. Bu yıllarda özellikle Jean-Auguste-Dominique Ingres ve Eugene Delacroix gibi ressamların Louvre Müzesi’ndeki çalışmalarını inceler, Raphael'in birkaç etkileyici kopyasını üretir. 1856’da aniden okulu bırakmaya karar vererek Rönesans ustalarını çalışmak için İtalya’ya gider. Burada geliştirdiği teknik ve öğrendiği klasik üslup sanatının temellerini oluşturmuştur.

  • Bellelli Ailesi (The Bellelli Family), 1858
  • Kariyerinin ilk yıllarında aile üyelerinin portrelerini yapan Degas, İtalya’da halası Laura Bellelli’nin ailesiyle birlikte kalırken ilk başyapıtlarından biri olan “Bellelli Ailesi” çalışmasını gerçekleştirir. Resim Degas’nın klasik bir aile portresini, figürler arasında hâkim olan psikolojik ilişkileri dramatik bir şekilde aktaran usta yaklaşımını sergiliyor.

Kariyer

1859'da Paris’e döndükten sonra büyük bir stüdyoya yerleşerek adını duyurmak için salon sergilerine katılmaya başlar. Geçmişin sanatına sıkı sıkı bağlı olmasına rağmen, aldığı sağlam klasik eğitimi modern günlük hayatı betimlemek için kullanmaya karar verir. Kısa bir süre İngiliz resminin etkisi altına girerek at ve binicilik temalarını resimler. Ancak, 1870'de Fransa-Prusya savaşı patlak verince Ulusal Muhafızlar için gönüllü olup resim çalışmalarına ara verir. Ulusal Muhafızlar'da görev yaparken, tüfek eğitimi sırasında görme duyusunun kusurlu olduğunu öğrenir. 1871'de savaşın bitince, New Orleans'taki akrabalarını ziyaret etmek için kıtalararası uzun bir yolculuk yaparak Paris Komünü'nün kargaşasından uzaklaşır. Ama garip bir tesadüfe bağlı olan bu gezi Degas'nın sanat hayatında bir dönüm noktası olacaktır.

  • Babil'i Kuran Sémiramis (Semiramis Building Babylon), 1861
  • 19. yüzyılın ikinci yarısında genç ressamlar eski stilleri modernleştirmekle uğraşmaya başlar. Degas kariyerinin başlarında tarih resmi gibi akademik olarak onaylanmış türlerle yoğun deneyler yaparken “modern yaşamın Oryantalizmi”ni bulmayı dener ama aslında tutkusu sahne sanatlarıdır. 1861’de prömiyeri Paris Operası'nda yapılan ve Rossini’nin bestelediği “Semiramis” adlı iki perdelik operadan esinlenerek “Babil’i Kuran Semiramis”i resimler.

Dansın ressamı

Longchamp Hipodromu (Racehorses at Longchamp), 1873-75.

Degas Paris’e döndükten sonra, salon sergilerinin sanatın geleceği olmadığına dair ortak inancı paylaştığı Édouard Manet ile sıkı bir dostluk kurarak aralarında Claude Monet, Paul Cezanne, Alfred Sisley ve Camille Pissarro gibi ressamların yer aldığı “İzlenimci” gruba dâhil olur. Grubun 1874 ve 1886 yılları arasında yaptığı sekiz sergide yer almasına rağmen onlarla aynı idealleri paylaşmamıştır. İzlenimci ressamlar ellerinde şövale ile açık havada gezinerek ışığın değişen etkilerini incelerken, Degas konularını balerinler, sirkler, at yarışları ve Paris sokaklarından seçmiş, çalışmalarına açık havada başlamış olsalar da çoğu zaman stüdyonun ışığını ve güvenilirliğini tercih etmiştir. Bu çalışmaların çoğu rastgele görünse de aslında bir resmi tasarlamak için oldukça fazla zaman harcamıştır.

Borçlar ve diğer meseleler

New Orleans'taki Pamuk Ofisi (A Cotton Office in New Orleans), 1873.

1870'lerden itibaren Degas, alıcı bulabildiği ve ağabeyinin borçları aileyi iflas ettirdikten sonra ona ihtiyaç duyduğu geliri sağladığı için giderek artan bir şekilde bale ve dans konularını resimlemeye başlar. Bu resimler Degas'ın kariyerinin geri kalanında aynı temayı resimleyerek “Dansçıların Ressamı” olarak anılmasının ilk ve en önemli kilometre taşıdır. Ancak 1873 yılında sık sık giderek eskizler aldığı ve resim çalışmalarının bel kemiğini oluşturan, Fransız bale dünyasının merkezi Rue le Peletier Operası yanar. 1875 yılında yerine inşa edilen Palais Garnier binası Degas tarafından pek hoş karşılanmaz çünkü operanın sahne arkasına erişim abonelik sistemiyle zengin müşterilere ayrıcalık olarak sunulur. Degas bu yıllardan sonra ya başka yerlerde çalışan dansçılardan aldığı eskizlerle ya da hayal gücü ile bellek arasındaki bir tür işbirliğiyle ürettiği sonsuz varyantlarını üretmeye devam eder.

  • Operadaki Orkestra (The Orchestra at the Opera), 1871
  • Degas bu resimde, Paris Opera'nın orkestra çukurundaki müzisyenlerin ilk sıralarında merkezi figür olarak görünen dostu Désiré Dihau'yu tek başına resimlemek yerine müzisyeni daha karmaşık bir sahneye yerleştirmeye karar verir. “Operadaki Orkestra” resminde ilk defa balerinler görünür ama kompozisyonun üstüne sıkıştırılan figürler odak noktası olmaktan çok uzaktır.
  • The Rehearsal of the Ballet Onstage (Sahnede Balo Provası), 1874
  • Degas’nın dans resimlerinin her birinde, ister müzisyen, ister izleyici erkekler olsun karanlık, statik ve siluet biçimler olarak sunulur; dansçılar olabildiğince parlak, canlı ve hareketli bir görüntüde pozlarını vererek performanslarını sergilerler. Resimlerinde baleyi konu alan ressamlar genellikle gösterinin kendisine odaklanırken Degas sahne arkası ve dans sınıflarındaki zorlu provalar gibi resmiyetten uzak konulara ilgi gösterir.

Son Yıllar

1894 yılında Yahudi subay Alfred Dreyfus hakkındaki davalar sürerken, avangart sanat çevresinde birçok kişi Dreyfus’un masumluğunu savunur. Degas ise Yahudi karşıtı fikirleriyle Dreyfus olayına katı bir tutum sergileyerek onlarla tüm bağını koparır ve yalnızlaşmaya başlar. Bu sıralarda görme sorunları ilerlediği için boyayı terk etse de heykel ve fotoğraf üzerinde deneyler yapmaya devam eder. Sergilediği “On Dört Yaşındaki Küçük Dansçı” heykelinin ‘çirkin’ olduğu gerekçesiyle olumsuz eleştirilere maruz kalmasından dolayı bir daha heykellerini ne satmak ne de sergilemek ister. 1917’de 83 yaşındayken öldüğünde atölyesinde yaklaşık iki yüze yakın kil ve balmumu heykeli bulunur. Degas’nın çevresi tarafından sahiplenilen balmumu heykeller ilerleyen yıllarda bronz kalıp dökülerek, nüshaları müzeler ve özel koleksiyonlara dağıtılır.

  • Bale Sınıfı (The Dance Class), 1873
  • “Bale Sınıfı”, dans derslerini konu aldığı resimlerin en ünlüsüdür. Degas, işçi sınıfının çekici bulunmayan modellerini tasvir ettiği için sık sık eleştirilse de, birçok eleştirmen tarafında “modern yaşamın ruhunu yakalayabilen kişi” olarak savunulur. Çünkü onun için insan vücudu sonsuz ölçüde karmaşık ve şekillendirilebilir, edilgen kalmayan, durmadan değişen bir organizmadır.
  • On Dört Yaşındaki Küçük Dansçı (Little Dancer of Fourteen Years), 1879-81
  • İzlenimcilik doğası gereği heykele aykırı görülmesine rağmen teknik olarak deneysel çalışan bir sanatçı olarak heykeli çalışmalarının önemli bir öğesi yapan tek kişi Degas’dır. Yaptığı birçok heykel çalışması arasında en büyük etkiye sahip yapıtı ise, Paris Operası’nda dans eden Marie van Goethem’i model olarak aldığı “On Dört Yaşındaki Küçük Dansçı” heykelidir. Balmumundan yapılan heykele gerçek bir tütü, bale pabuçları ve insan saçından yapılma peruk eklemiştir.