Arada kalmak ya da Tiran

H. YILDIRIM AĞANOĞLU
Abone Ol

Kartallar ülkesi Arnavutluk’un 1610 metrelik Dajti dağının etekleriyle verimli ovaların birleştiği yerde kurulan bir başkent Tiran. Tiran’a inince ilk olarak tarihi ve doğal güzellikleriyle öne çıkan bir şehir değil, modern yönü ağır basan bir şehir göreceksiniz. Çok zengin bir ülke değil ama; hâlâ Komünizmin yokluk ve baskı yıllarından izler taşıyan bir şehir görmek yine de ilginç. Eğer vize sorununuz yoksa ülkeye karadan ulaşabilirsiniz. Ancak ülkeye İstanbul’dan havayoluyla vizesiz ulaşmak istiyorsanız Tiran’a inmek zorundasınız. Buradan birkaç saatlik yolculuklarla Arnavutluk’un Berat, İşkodra, Kruya (Akçahisar), Draç şehirlerine giderseniz bu üç milyonluk küçük ülkenin tamamını tanımanıza sebep olacağından Tiran seyahatini çok daha anlamlandıracaktır.

Tiran önceleri küçük bir köy iken 1614 yılından itibaren yavaş yavaş gelişmeye başlayan tipik bir Osmanlı şehridir. Fakat çevresinde tarih öncesi dönemden kalan yerleşim yerleri bulunmaktadır. Tiran ovasında rastlanan İlirler’e ait kalıntılar Arnavutlar’ın üç bin yıldır bu topraklarda yaşadığını ispatlar. Osmanlılar 1450-1478 tarihleri arası dağlık ve geçit vermez Arnavutluk’ta bulunan şehirleri fethederken oldukça zorlanmıştır. İskender Bey ile Osmanlılar arasındaki uzun mücadelelerden bahseden tarihi kayıtlarda bölgeden Büyük ve Küçük Tiran diye bahsedilir.

Bovilla Reservoir.

1614 yılında Arnavut Berkinzade Süleyman Paşa, Tiran’da kendi adıyla anılan bir cami, hamam, han ve imaret yaptırdı. Daha sonra pazar yeri ilâve ederek köyün kasabaya dönüşmesini sağladı. Makedonya’daki Struga’dan, Lezhë (Leş) Limanı’na giden yol, Tiran’dan geçer ki bu da ticaretin önemini ortaya koyar. 1661-62’de şehri ziyaret eden Evliya Çelebi bir voyvoda ile bir kadının görev yaptığını, birçok camisi, hanları, hamamları, alışveriş yapılan sokakları, kiremit kaplı evleri ve meyve bahçeleri bulunduğunu yazar.

1703’te Tiran’da 400 hâne ve 3.000 kişilik nüfusun bulunduğu bilinmektedir. 1793’te Molla Bey Bargjini (Berkinzâdeler) tarafından büyük bir caminin yapımına başlanmış, ancak yarım kalan inşaatı oğlu Edhem Bey 1823 yılında tamamlayabilmiştir. Caminin dışı kadar içi de geç Avrupa ve Osmanlı tarzının bir karışımı olan canlı duvar boyamalarıyla süslenmiştir.

1892-93’de Tiran kazasında 31.383’ü Müslüman, kalanı Ortodoks veya Katolik toplam, 32.322 nüfus vardı. Kazada 6 cami, 59 mescid, 47 tekke ve zâviye, 1 medrese, 1 rüşdiye, 13 ilkokul, 1 Rum, 1 Katolik mektebi, 2 Rum ve 1 Katolik kilisesi vardı. Bunların dışında 1 hamam, 1 saat kulesi, 31 han, 20 meyhâne ve 1 eczahane mevcuttu. Kazanın merkezi olan Tiran kasabası ise 17.000 kişilik nüfusa sahipti.

Enver Hoca Müzesi.

Balkan savaşları esnasında Tiran, Sırp ordusu tarafından işgal edilse de Arnavutluk’un bağımsızlığını kazanmasından sonra, 1920 Ocak ayındaki millî kongre esnasında başşehir ilân edildi. Tiran’ın 1938’de 25.000 nüfusu vardı. Kral Ahmed Zogu idaresi döneminde ve İtalyan işgalinde (1939-1943) büyük bir imar hareketi başlatıldı. Kral için bir saray, ayrıca pek çok sayıda bakanlık binası inşa edildi.

Şehir II. Dünya Savaşı’nda, 27 Ekim-17 Kasım 1944 arasında işgalci Alman güçleriyle komünist gerillalar arasındaki şiddetli çatışmalarda çok zarar gördü. Enver Hoca liderliğinde çok sert bir komünist diktatörlük iktidarı ele geçirdi ve halka çeşitli yaptırımlar uyguladı. 1957’de Tiran’da ilk üniversite kuruldu. 1967’de Arnavutluk kültür devrimi esnasında bütün dini kurumlar ortadan kaldırıldı ve din mensupları hapse atıldı veya baskı altında tutuldu. Cami, tekke, kilise ve manastırlar yıkıldı. Sadece Hacı Edhem Bey Cami ve hemen yanındaki 1830 tarihli Saat Kulesi ayakta bırakıldı. Bu iki yapı şehrin en önemli anıtsal sembolünü teşkil eder.

Ethem Bey Camii.

1990 yılında komünist diktatörlüğün sona ermesinin ardından çeşitli dini kurumlar yeniden canlandı ve müesseseleşti. Diğer eski komünist ülkelerle mukayese edildiğinde, günümüzde Tiran’da Müslüman, Katolik ve Ortodoks cemaatleri arasındaki iç içe yaşam dikkat çekecek biçimde uyumludur. Ayrıca şehirdeki Halveti, Bektaşi, Kadiri ve Rifâî tarikatına ait tekkeler şehrin manevi havasını zenginleştirmektedir.

Komünizmin çökmesinden sonraki ilk on yılda Tiran’da büyük bir nüfus patlaması oldu. Şehir günümüzde yaklaşık 800 bin nüfusa sahiptir. Şehir meydanı eski komünist ülkelerden esinlenerek büyük ve geniş meydanları ve caddeleri ile dikkat çekmektedir. Meydanda bulunan ve bina üstündeki komünist figürlerle yaşanan kara günleri hatırlatan Milli Tarih Müzesi’ni mutlaka gezmelisiniz. Ayrıca hemen yanındaki Enver Hoca’nın yakın dostu Çinlilerce yapılan Opera binası da bu dönemin diğer bir yapısı olarak dikkat çekmektedir. Meydandaki bakanlık binaları ise İtalyan işgal yıllarından kalmadır.

Ulusal Tarih Müzesi.

Tiran’a 25 kilometre mesafede Dajti dağına teleferik ile çıkabilir, 15 kilometre mesafedeki Petrela Kalesi’nde ise eşsiz manzarası eşliğinde bir yemek ve çay molası verebilirsiniz. Arnavutlar Türkleri seven sıcakkanlı insanlardır. Fakat çok zengin bir mutfak kültürü beklemeyin. Hele İstanbul’dan geliyorsanız Arnavut ciğeri ve Elbasan tava sormayın, çoğunlukla bilmezler. Çünkü bunlar Osmanlı zamanında gelen Arnavutlarca sunulan bir İstanbul yemeğidir.