Ayhan Işık ölmez

GÜVEN ADIGÜZEL
Abone Ol

Bıçkın, muzip, dramatik ve eğlenceli. Kara yağızTürk işi. İngiliz Kemal, Cingöz Recai, KaraHaydar, Galatalı Mustafa. Esmer ve sol kaşhafif havada. Küçük Hanımefendi’nin şoförü.Avantür filmlerden salon adamlığına, karafilmlerden melodramlara uzanan 25 yıllıkbaşarılı bir sinema kariyeri. Hep zirvede, daimabaşrol, taçsız kral. Türk sineması AyhanIşık’la başlar. Sinemacılar Dönemi’nin miladıolarak kabul edilen Ö. Lütfi Akad’ın meşhurfilmi Kanun Namına’nın (1952) başrolündeAyhan Işık vardır. Yeşilçam’ın bıçkın yıldızıolarak bu filmi takip eden 138 film boyuncabir daha başrolden hiç inmeyecektir zaten.

5 Mayıs 1929'da İzmir'de dünyaya geldi.

Bir Fikret Hakan-Sadri Alışık değildi elbette. Oyunculuk yetenekleri sınırlıydı. Tipi, yüz hatları ve mimikleri itibariyle hafif duygusal, komedi filmlerinde daha başarılı bir performans sergiliyordu. Belli rollerin içinde, belli kalıplara sıkışarak icra etti mesleğini. Ama işine âşık bir aktör olarak tam bir profesyoneldi. Ressamdı, ışığın nereden geleceğini, nereye bakacağını, nasıl poz vereceğini çok iyi bilirdi. Hayatını sinema saatine göre kurmuştu. Disiplinli, kuralcı, dakik, prensipli, kaprissiz ve uyumluydu. Ona bahşedilen ışığa sıkı sıkıya tutunup, ölene kadar tahtından hiç inmeden halkın sevgilisi olmayı başarmıştı. Hiçbir prodüktör onu öldüremedi.

İzmir’e mübadeleyle gelmiş Selanik göçmeni bir ailenin altıncı çocuğu. 1929 doğumlu. Tekne kazıntısı kendi tabiriyle. İzmir Karataş’tan İstanbul’a taşınır Işıyan ailesi, saraçtır babası ve 6 yaşındadır hayattaki tek dayanağı gittiğinde, yetim ve yalnız. Resim yapmaya istidadı vardır. Önce Bâb-ı Âli, ardından İstanbul Darphanesi, çizim yeteneğini konuşturup hayatını kazandığı yerler olur. İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nin resim bölümünde öğrenciyken, Amerika’ya gidip otomobil tasarımları yapmayı düşlediği bir sırada, dönemin tek sinema yayını olan Yıldız mecmuasının açtığı kapak yıldızı yarışmasından aldığı birincilikle soyadı gibi ışıldayan parlak bir hayat serilir önüne.

Lütfi Ömer Akad'ın Kanun Namına filmiyle büyük ün kazandı.

Bahtlı bir öğrenci. Mahir İz’in okul müdürü, Salah Birsel’in müdür yardımcısı olduğu Nişantaşı Erkek Orta Mektebi’nde okurken, edebiyat derslerine Rıfat Ilgaz giriyordur. Senarist Safa Önal, ressam Semih Balcıoğlu ve karikatürist Ferruh Doğan’la okul arkadaşı aynı zamanda. Güzel Sanatlar Akademisi’ne gittiğinde ise hocası Bedri Rahmi Eyüboğlu, dönem arkadaşı Fikret Otyam. Böylesine büyük bir görgü, ortam ve çevreden gelecek kadar bahtlı.

Siyah-beyaz filmlerin unutulmaz aktörü. Gary Cooper, Gary Grant ya da tam yerine rast gelecek hâliyle Clark Gable. İnce bıyıkları, merdivenleri çıkışı, sol kaşı. Sigara içişi evet ama en çok ani ve karizmatik bir hareketle o sigarayı söndürüşü. Ayhan Işık, tahta kaşık, bütün kızlar ona âşık tekerlemesinin öznesi. Yakışıklılığı malûm. Az bulunan o yıldız ışığına sahip aynı zamanda. Jön kavramının anlamına yön veren bir aktör olarak star sistemini başlattığı Yeşilçam kariyerinde, her zaman gişe garantili. Not: Senaryoya mutlaka bir tane sigara söndürme hareketi yazılacak.

Yüzü her zaman dışarıya dönük. Türk sinemasının evrensel bir kimliğe sahip olmasının mümkünleri üzerine düşündü. 1959’da Hollywood’a gidip aktör olarak şansını denemesi de bu evrensellik fikriyle ilgiliydi. 1 yıl sürecek Amerika seyahati sonrası hayal kırıklıklarıyla birlikte yeni tecrübeler getirmişti Yeşilçam’a. 1970 sonrası İtalyan yapımcılarla çalıştı. Frank Agrama’nın yönettiği L’Amico Del Padrino (Babanın Arkadaşları) ile başlayan yurtdışı kariyeri, başrolünü ünlü aktör Klaus Kinski ile paylaştığı İtalyan yönetmen Sergio Garrone’nin yönettiği Avrupa’da gösterim şansı da bulan, 1973 yapımı La Mano Che Nutre La Morte (Ölümün Nefesi) ve 1974 yapımı Le Amanti Del Mostro (Canavarın Sevgilisi) adlı filmlerle devam etti. Sonrasına ömrü vefa etmedi.

Küçük Hanım seri filmleriyle de halk tarafından oldukça beğenilir ve devam eden dönem içerisinde Taçsız Kral unvanını kazanır.

Yönetmen, yapımcı, senarist, aktör, ressam, şarkıcı. Ayhan Işık. James Bond değil Cingöz Recai. Resimde empresyonistti, sinemada disiplinli. Claude Monet’in tarzından, Clark Gable’ın havasından etkilenmişti. Oldukça tok, güzel bir sese sahipti. Plak yaptı. Sahne adamı değildi ama Gönül Belası’nı en güzelinden söyledi. Yalnızca şu 5 filmi çekmiş olsaydı bile, yeterdi taçsız kral olmasına; Kanun Namına (1952) Otobüs Yolcuları (1961) Acı Hayat (1962) Üç Tekerlekli Bisiklet (1963) ve Küçük Hanım serisi (5 film).

Ayhan Işık ölmez! Bu değişmez kural. Yaptığı film anlaşmaların ilk maddesi böyle. Eğer filmin sonunda ölürse, seyirciyle arasında kurduğu o büyülü bağ kopacaktır, ölmez bu yüzden, seyircisini üzmez. Sigarasını da en karizmatik hâliyle söndürür. 1979. Perde kapanır. 50 yaşında, biraz erken belki. Ayhan Işık ölmez!

  • "Kral sıfatını bana halk verdi. Kendi kendime 'ben kralım' demedim. Şöhretten, servetten başım dönmedi; ahlâkım, karakterim değişmedi. Bugünün gençleri, şöhretli kimseleri kendilerine örnek alıyor. Ben de, meşhur insanların taşıdıkları büyük sorumluluğu bilerek yaşıyorum. Seyircilerime olan borcumu ödemek ve torunlarıma iyi bir nam bırakmak istiyorum. Eğer bunları yaptımsa kendimi bahtiyar sayacağım."