Kaybolmanın geniş zamanı: Elias Canetti

MERT MEVLÜT GÖKÇE
Abone Ol

Yirmi altı yaşında modernist edebiyatın en ünlü romanlarından birini yazmışsanız adınızın Elias Canetti olma ihtimali çok yüksek. Körleşme romanı Cannetti’nin neredeyse tek edebi metni. Belki de kıyamete kadar bir istisna olacak, Canetti’nin tek bir romanıyla Nobel edebiyat ödülünü alması. Muazzam bir fiyaka. Ama Canetti bunu umursamaz. Çünkü ona göre başarı insanın A4 kağıdında kapladığı yerdir sadece.

1905’te doğdu ve yirminci yüzyılın tamamında yaşadı neredeyse. Bulgar Yahudisi. İki kez evlendi. Hitler’den kaçtı. Uzun yıllar İngiltere’de yaşadı. Bir yazarın hayatında ne kadar gerilim varsa hepsini yaşadı. Mesela hiç karakola gitmedi. Hiç buzdolabı taksiti ödemek zorunda kalmadı. Hiçbir kadının gözlerinde vahiy aramadı. Kitle ve İktidar gibi bir büyük metin onun elinden çıktı. Hâlâ beşeri bilimlerin tamamında en çok atıf yapılan kitaplardandır. Körleşme ve Kitle ve İktidar gibi iki büyük kitabının dışından Canetti miti, tamamıyla günlükler ve tuttuğu notlardan ibarettir. Tıpkı Pavese gibi. Tuttuğu notlar onu efsane hâline getirdi.

Elias Canetti, modernist romancı, oyun yazarı, anı ve kurgusal olmayan düzyazı yazarı.

Körleşme’de üç bölüm var. 1. “Dünyasız Bir Kafa”, 2. “Kafasız Bir Dünya”, 3. “Kafadaki Dünya”. Hegel’in üçlü kombinasyonuna ne çok benziyor. Yaşamla düşüncenin birbirine yabancılaşmasının destanını anlatıyor Canetti bu romanda. Dünyayı yok saymış bir adamın dünya tarafından nasıl karikatür hâle getirildiğini itiraf ediyor. 550 sayfalık bu romanın her satırında bir kasvet havası var. Çünkü Canetti ustası Kafka’yla aynı rotayı takip ediyor. Mutluluğun hep çekip giderkenki fotoğrafını çekmeye çalışıyor. İkisi de biliyor ki mutluluğu sadece çekip giderken çıkardığı sesle tanırız. Tanıdığımızda yoktur artık. Körleşme’deki bunaltıcı hava mutluluğu tanımlama çabası. Kafka’nın tüm sayfaları gri montlu bulutlarla doludur. Canetti’de bazen montlarını çıkarırlar.

Canetti kadar özgürlük üzerine düşünen yazar var mıdır acaba? “Başkalarının hesaba katmadığı zaman özgür olabilirsin.” diyordu o. Yaşarken hiç özgür olmuş mudur Canetti? Sanmam. Özgür değildi ama özgürlüğün ne mene bir şey olduğundan haberdardı. “Rüzgâr, uygarlıkta özgür olan tek şeydir.” demişti notlarında. Anlayabiliyorum Canetti’yi. Biz yani özgür olmayanlar geçmişimiz sevdiklerimiz sevmediklerimiz imkanlarımız imkansızlıklarımız eliyle köşeye sıkıştırılmışızdır. Oysa rüzgâr köşeye sıkışmaz. Yine notlarında “Bayraklar cisimleşmiş rüzgârlardır.” der. Bir bayrak gibi yaşayabilmek… Evet, özgürlük.

Eserlerini Almanca yazan Canetti, 1981 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandı.

Ne zaman daha iyi biri oluruz? Kestirme bir cevabı var Canetti’nin: “Sevdiğimiz herkes uyurken.” Canetti düşüncedeki derinliği sadelikle boyayabilen nadir yazarlardan. Büyük meselelere basit cevaplar verir. Onun cevapları hiçbir meseleyi çözmez. Ama çözümü ilham edecek desibeldedir. Mesela korkak kimdir? “Anılarından kaçan kişidir.” İşte bu kadar. Nasıl da halloldu mesele... Bu cevabı duyan ister istemez korkan üzerine düşünmeye başlayacaktır. Canetti bunu amaçlar zaten.

Canetti’nin ataları Türkiye Yahudilerindendi. Yahudiliğini inkâr etmemekle birlikte Müslümanlıkla sürekli flört ettiğini söylüyor otobiyografisinde.

Canetti’nin ataları Türkiye Yahudilerindendi. Yahudiliğini inkâr etmemekle birlikte Müslümanlıkla sürekli flört ettiğini söylüyor otobiyografisinde. Doğasının İslam’a uygun olduğunu söyleyip geçiyor din konusunu. İslam’ın tanrısının Yahudiliğin tanrısından daha yoğun olduğundan bahsediyor. Her şeyin örtüyle korunduğu bir din diye tasvir ettiği İslam'da en çıplak şey iktidardır, diyor.

Kamusallık insanı dürüstlüğünden eder. Şüphesi olan sosyal medya hesabı açsın. Canetti’nin gerçekten dürüst biri olduğunu düşünüyorum. Böyle bir zekâ, arkasında organize bir yazı kariyeri bile bırakmadı. İlk gençliğinde yazdığı bir roman, bir iktidar incelemesi ve kendine/hayata dair aldığı notlar…Hepsi bu. Tiyatro metinleri de var ama Canetti için onlar yazınsal müştemilat sadece. Başarma hırsının düşüncenin selası olduğunu mu düşünüyordu? Elbette... Bütün büyük yazarlar böyle düşünür.

İnsanın Taşrası , Saatin Gizli Yüreği, Sözcüklerin Bilinci.. Hep arkada kalmışa, ıssıza, karanlığın adresine gönderme var Canetti’de. Bazen olur ki yoğun bakımda olmadığı hâlde bilinci kapalı sayısız insanla karşılaşırız. Canetti o rastladığımız insanlara benzemiyor. Yaşadıkları ve yazdıkları bir yoğun bakım. Bilinci açık bir yoğun bakım hastası Canetti.