Side’nin Luvi kökleri ve nar mitinin bugüne uzanan izleri
Hemen tüm Side fotoğrafları Apollon Tapınağı’yla başlarken bu yazın ekim sonuna tepkiyen Side’si burada nymphaeion ile (anıtsal çeşme) başlamalı, konglomera ile devam etmeli ve narla hitama ermeliydi. Niçin mi? Annemarie Schimmel’in “Ruhum bir kadındır.”ını tevil ediyorum: “Narın ruhu bir tanrıçadır.”
Altı yaşındayım. Pazar. Babamın peşindeyim. Titreyengöl’deyiz. Bir turist kafilesi durup bize bir soru sordu; daha önce de anlattığım, belleğimin o tatlı hikâyesi. “Ne münasebet Sayd, Side’dir o, nar!”
Mit, söylenir gider ve yaşam vesilesi olur ya, Tanrıça Side’nin hikâyesi de bunun bir temsili işte. Rivayet odur ki Side, Taurus/Toros Dağları’nın tanrılarından birinin kızıdır, bir doğa tanrıçasıdır ve tabiri caizse, devriye gezer doğada nymphalarıyla ve dryadlarıyla. Su ve orman perileriyle. Günün birinde kızıyla çıkar bu gezilerden birine ve Melas Çayı’nın (Manavgat Irmağı) bereketli topraklarında yetişen şahane çiçeklerden birini koparıp ona hediye etmek ister. Fakat çiçeğe uzandığı anda kımıldayamaz olur Side ve tıpkı Daphne gibi, ayaktan başa kabuk, gövde bağlamaya başlar. Annesinin bir nar ağacına dönüşmesiyle neye uğradığını şaşıran ufaklık da şaşkındır periler de. Elbette Side, adanmışlık görüsüyle anlar mevzuyu: O çiçek, bir zamanların bir doğa tanrıçasıdır ve kim bilir, hangi “hikmet”le mıhlanmıştır oraya. Tabiatta yaptığı bu tahribatın diyetini bir nar ağacına dönüşerek ödemenin eşiğinde olan Side, “Öyleyse ben de minik, kırmızı taneler veren bu ağacın benliğinde doğaya bereket kaynağı olacağım.” der nymphalarının, kendisinin toprağa kök salmış ayaklarını ıslatan gözyaşları eşliğinde. “Kızımı sık sık buraya, gölgeme getirin; sâyelerimde oynasın. Ve ona muhakkak şunu anlatın: Sakın bir çiçeği koparmaya kalkmasın, hiçbir ağaca zarar vermesin zira el uzattığı bir çiçek, bir ağaç; suret değiştirmiş bir tanrıçadır belki.”
Anadolu’nun yerli mi yerli, Luvi mi Luvi halkı; cânım Sideliler, hemşehrilerim ve Anadolu’nun “ruhu tanrıça” kadim toprakları.
Side’ye dair ziyadesiyle tarihî, arkeolojik, coğrafî detay mevcut fakat onları işin ehline bırakalım. Bir mitten bir menkıbeye uzanan -Tanrıça Side’nin çiçeğinden ve narından Sümbül Efendi’nin boynu bükük sümbülüne, mesela.
Side’de son kazılarda Athena Tapınağı da ayağa kaldırıldı, Apollon’a nâzır bizimle artık ve Demeter’e teşne; Ragıp-Selma Devres yadigârı Side Müzesi, hamamın yenilenen efsunlu bölümleriyle bir kez daha karışıyor kalabalığa. Öyleyse Athena’ya düzenlenen Epibaterios Bayramı neşesiyle açalım limanı her senenin baharında!
Bilge Umar’ın “Adı, güçlü bir olasılıkla Pa sözcüğünden (“su”, “akarsu”) türetilmiş Luvi kökenli bir adın Helen ağzına uydurulmuş biçimi” (Sidece, özgünlüğü uyarınca iftiharla gülümser burada) dediği Pamphylia’yı “Side kâşifi” Suat Şakir Kabaağaçlı alır, Pamfilya Butik Hotel & Restoran yapar, deniz kotunda; hurma ağaçlarına bakıp tuz koklayan mevkiinde bugün hâlâ masasındaki beynelmilel konuklarının sesleri... Poseidon’un deniz thiasos’larının kortejvâri sesleri, o kristal kokuları taşıyan Nereidlerle, yunuslu kasetlerle, Helios’la ve Selene’yle, “kim bilir hangi derelerin yataklarına aittiniz” konglomeralarıma işler. Klineli lahitlerde “dinleneduran” Melas (Manavgat) Nehri’nin tanrısı Melas’ın cevabı: “Konglomeradır çünkü, emer.” O sırada 34’ünde bu dünyaya veda eden yaşıtım Romana ünler:
“Bazılarına göre ölülerin ruhları hayatın büyük zahmetine katlandıktan sonra uçsuz bucaksız gökyüzüne uçacaktır. Ben, Zosimion’u hak ettiği saygıyla seven Romana’yım. (O), başıma sadakatim değerinde bir altın taç taktı. Hayatı böyle yaşadıktan sonra o, beni 34 yaşımda istemeden yer altı dünyasının kapısında bıraktı.”
Burada bidayeti Pergamon, nihayeti Neokoros unvanlı Side olan antik yolun mil taşı, Hitit bazaltına göz kırpar: “Aynı yolun yolcusuyuz.” Saçlarını dahi dağıtmadan bugüne ulaşan Faustina, sikkesinden göz kırparak onaylar taşı: Pax Romana. Liman, sabit kadem yerinden kentin alametifarikası Nike temsillerine ve torso’larına gururla bakar. Fakat en kıvançlı birileri var: Ord. Prof. Arif Müfid Mansel ve Prof. Dr. Jale İnan. İksion, cezasını çekip Tartaros’a girmek üzere; Side duyguludur yalnız, o sebeple üzgün ve yerleri “yaş”. Yine de bir Gigantomakhia heyecanı.
Deniz kabarır, sonra çarşafa döner; titanlar yenilir, Olympos yükselir ve fakat Side’nin, kırdığınızda içinden bin kızıl inci saçan narı, bütün kültürlerini; süslü, bazen yaralı bereli fakat hep yenilenen o sert Luvi kabuğunda mahfuzdur.
Metop*:
Side’nin içinde bulunduğu antik bölgenin adı Pamphylia’dır. Uzun seneler boyunca Küçük Asya dâhil birçok bereketli toprağa Helen medeniyetinin hâkim olduğu yönündeki Avrupa-merkezci tezlerin ekseninde bu ismin Grekçeden türetme bir isim olduğu ve pan- (“bütün) ön ekinin bozulmuş hali ile hylia (“ırklar”, “cinsler”, kabileler”) kelimesinden oluştuğu ve “bütün ırkların ülkesi” manasına geldiği düşünülüyordu. Bu zorlama yorum, başta Anadolu’nun özgün kök uygarlıklarını ve hikâyelerini araştıran, senelerce bu konu üzerine dirsek çürüten arkeologlar, antropologlar, sanat tarihçiler tarafından yanlışlansa da bu galat hâlâ doğru bilinmeye devam ediyor. Yazının içindeki Bilge Umar referansında olduğu gibi bu meselenin üzerine seneler önce de düşülüyordu fakat gelişen teknolojik imkânlarla ve haberleşme teknolojileriyle doğru bilgiye artık çok daha kolay ulaşıp “Nedir?” ve “Ne değildir?”i detaylıca araştırabiliyoruz. Anadolu’nun kültürel sürekliliğine ve Luvi köklerine dair kapsamlı araştırmalar için Prof. Dr. Fahri Işık (bilhassa Pamphylia ve Uygarlık Anadolu’dan Doğdu kitapları) ile Prof. Dr. Havva İşkan’ın (özellikle Lukka’dan Lykia’ya Aziz Nikolaos’un Ülkesi ve Patara kitapları) çalışmalarına muhakkak bakılmalı.
* Klasik mimarinin Dor düzeninde, frizlerin dikey olarak konumlandırılmış tabletlerinin arasındaki boşluğu estetik olarak dolduran dikdörtgen oyuk. Antik Şeyler’in minik dikdörtgen spot kutucukları da onun metopu olsun öyleyse!