Tanrı Dağı'nın eteklerinde: Hak eğilir fakat kırılmaz

BÜŞRA BAĞDAT
Abone Ol

“Sevgi neydi? Sevgi iyilikti. Dostluktu. Sevgi emekti.” (Selvi Boylum Al Yazmalım – Cengiz Aytmatov)

Ala Arça Millî Park.

“Sevgi neydi? Sevgi emekti” sözlerini kalbimize nakşeden “Kırmızı Eşarp”, Kırgız Türk’ü Cengiz Aytmatov’un en önemli ve bilinen romanlarından biri. Hikâyesi, Türkan Şoray ve Kadir İnanır’ın başrollerini oynadığı “Selvi Boylum Al Yazmalım” filmine de ilham kaynağı olmuş. Türk sinemasında çığır açan, izleyenlerin ise içini dağlayan bu filmin yapımından sonra, romanın adı da Selvi Boylum Al Yazmalım olarak değiştirilmiş. -Ya da biz bu değişime filmin vesile olduğunu düşünenlerdeniz.- Edebiyat dünyasında “Gün Olur Asra Bedel”, “Toprak Ana” ve “Cemile” gibi diğer eserleriyle de derin izler bırakan Cengiz Aytmatov’un memleketi Kırgızistan’ı, babası ve kendi kabirlerine ev sahipliği yapan Ata-Beyit yani Babalar Mezarlığını yakın bir tarihte ziyaret etme imkânım oldu. Çarlık Rusya’sı ve ardından Sovyet rejimi tarafından ciddi baskı ve zulümlere maruz kalmış bu millet, kimlik mücadelesini “Hak eğilir, fakat kırılmaz!” sözleri ile mühürlemiş. Şimdi sizlere ata topraklarımızdan ve oradaki gözlemlerimden bahsetmek istiyorum.

Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’i özel kılan üç şey nedir diye sorsanız, hiç tereddütsüz Ata-Beyit (Babaların Mezarlığı), Tanrı Dağları ve Türk dünyasının efsane kadın lideri Kurmancan Datka’nın şehrin ortasında bulunan heykeli cevabını verebilirim. Türk dünyasının önemli tarihi başkentlerinden olan şehri genel hatlarıyla anlatacak olursak, mimarisinin Sovyet döneminden derin izler taşıdığını söylemeliyiz. Yolları cetvelle çizilmişçesine düz ve geniş. Şehir merkezindeki devlet binaları, parklar, Ala-Too meydanında bulunan “Devlet Tarihi Müzesi” ve hemen önündeki Manas heykeli eski Yugoslavya ve Sovyet başkentlerini andırıyor. Yoğun Sovyet etkisine rağmen aynı zamanda kendi kültürünü muhafaza edebilmiş bir kent. Kırgız kültürüne has renk ve desenler günlük hayatın içinde harmanlanmış. Örneğin “Ak kalpak” ve “Tebetey” giymiş erkekleri her sokak başında görmek mümkün. Yol kenarlarında ise kıl çadırları ve adeta bir şadırvanı andıran yüksek ve envai çeşit renk işlemeli mezar taşlarını görüyoruz.

Kurmancan.

Ülkenin son yüz yılını, acılarını ve millî öğretilerini somut bir şeklinde önümüze seren ilk durağımız Babalar Mezarlığı. Şehir merkezinden 25 kilometre uzaklıkta bulunan Ata-Beyit, farklı dönemlere ait birkaç anıt mezardan ve Cengiz Aytmatov’un kabrinden oluşuyor. İlk anıt 1916 yılında büyük Kırgız isyanında (Ürkün) Çarlık Rusya’sı tarafından katledilenlerin anısına dikilmiş. İkinci anıt ise, 1938 yılında Stalin’in emri ile kurşuna dizilen, Kırgız Türklerinden ileri gelen entelektüel, bürokrat ve âlimlere ait. Cengiz Aytmatov’un babası, dönemin Sanayi ve Ticaret Bakanı Toleykul Aytmatov da öldürülenlerin arasında yer alıyor. Şans eseri oradan geçen bir çoban, 138 kişinin (1’i kadın) kurşuna dizilerek topluca katledildiği ana şahitlik ediyor. Ölümünden önce mezarlarının bulunduğu yeri ise kızına vasiyet ediyor. Sovyetler Birliği’nin dağılması ile ancak özgürleşen halk, ancak o zaman mezarların yerini buluyor ve acı gerçekler gün yüzüne çıkıyor.

Anıtın tam ortasında bir büste şu sözler nakşedilmiş; “Hak eğilir fakat kırılmaz.” Bu millet baskılara rağmen boyun eğmeyeceğini zulüm görse dahi var olma gayesiyle tarihe not düşmüş. Son olarak anıtın en uç noktasında Cengiz Aytmatov’un kendi mezarı bulunuyor. Ketebe Yayınları tarafından yakın zamanda yeniden basılan kitapları ile orada bir hatıra fotoğrafı çekilip ziyaretlerimize devam ediyoruz.

Tanrı Dağları ve yollar

Esasen ülkenin yüzde sekseninden fazlası dağlarla kaplı. Bu coğrafi özelliğinden kaynaklı olarak ise ulaşım başlı başına bir mesele ve yollar için ciddi bir alt yapı çalışması yürütülmüş. Selvi Boylum Al Yazmalım’da yer alan üçüncü ana karakteri hatırlayacaksınız. Asya ve Samet’e sahip çıkan “Sevgi neydi, sevgi emekti” dedirten adam; yani Cemşit karakteri. İşte tam olarak buradan esinlenilmiş bir karakter. Cemşit; karayolları güvenliğinden sorumlu ve gününü yolları bir uçtan diğer uca gidip kontrol ederek geçiriyor. Yine romanın ana karakteri “hayırsız” İlyas için hayati bir travma olan kamyon kazası bu sarp dağlar ve yamaçlar yüzünden yaşanıyor. Sevgili; kamyonunu, “al yazmalısını” bir yamaçtan geçerken deviren İlyas bu olayın ardından toparlanamıyor ve ailesini terk ediyor. Dağlar olmasa roman farklı mı yazılırdı bilemeyiz…

Ala Arça Millî Park.

Tanrı Dağları’nın eteklerinde bulunan Ala Arça Millî Parkı bir sonraki durağımız. Başkentten 40 kilometre uzakta bulunan ve karlarla kaplı dağı tırmanıyoruz. İlerledikçe İbn Haldun’un “Coğrafya kaderdir” sözleri -klişelerden kaçınmak istesem dahi- zihnimde dönüyor. Coğrafyanın gerçekten sosyolojiye, ekonomiye ve hatta edebiyata çok önemli bir etkisi var. Ala Arça Millî Parkı yoğun kara rağmen içinizi ısıtan, mis gibi bir doğa harikası. Parktan geri dönerken buz gibi bir kaynak suyu bulup kana kana biraz da dona dona içiyoruz. “Tekrar bir baharda gelip kamp yapmak nasip olsun, âmin.” diyerek, ikinci durağımızı da tamamlıyoruz.

Kurmancan Datka:

Seyahatimizin son günlerine yakın, rutin programdan çıkıp şehrin ara sokaklarını arşınlıyorum. Kalem gibi çizilmiş dediğim yollar, yine Sovyetlere has parklarla bezenmiş durumda. Sovyet mimarisinin bir diğer ana unsuru olan şehir parklarından birine giriyorum ve biraz ilerlediğimde karşıma devasa bir kadın heykeli çıkıyor. Altında ise Kiril harfleri ile “Kurancan Datka” yazılmış. Biraz cinsiyetçi davranıyorum ve heykelin bir kadına ait olmasından inanılmaz bir haz alıyorum.

Kurmancan.

Atabeyit.

Şimdi, Türk dünyasının önemli kadın figürlerinden olan Kurmancan Ana’nın hikâyesinden kısaca bahsedeyim. Güney’in Kraliçesi olarak bilinen Kurmancan, Altay Vadisi’ndeki hanlıkları bir araya getirmeyi başarmış ve gençlerden oluşan bir ordu kurmuş. Fakat bölgeye düzenlenen Rus baskınlarına karşı askeri değil, diplomatik zekâsı ile tarih sahnesinde adını yazdırmış. Bölgeyi işgal etmek için inatla seferler düzenleyen Rus yönetimi, onu savaş meydanına çekmek için oğlunu gözleri önünde idam etmiş. Kazanılması imkânsız bir mücadele varmış önünde ve halkın zayiatını engellemek için savaştan geri duran Kurmancan Ana, Ruslara kendi beyliklerinin özerkliğini kabul ettirmiş. Ölümüne kadar da beylikleri özerk ve istikrar içinde kalmış. İşte bu fedakâr kadının adını ve hikâyesini bu büstün önünde öğreniyorum.

Ne ben anlatabilirim ne de bu köşede bana ayrılan yer yeter. Lakin bir tavsiyem var: Eğer bir gün yolunuz Bişkek’e düşerse bu yerleri ziyaret etmeyi ve birbirinden leziz Kırgız yemeklerini denemeyi unutmayın…

Cengiz Aytmatov.