Altın merkezi olma hedefinden uzaklaşıyoruz

HABER MASASI
Abone Ol

2020’de neredeyse yüzde yüz artışla 26,6 milyar dolara ulaşarak rekor kıran altın ithalatı getirilen düzenlemeler ile frene bastı. Ancak yüzde 40 katma değer üreten altın sektörü getirilen düzenlemeler nedeniyle en önemli avantajlarını da kaybetme riskiyle karşı karşıya. İstanbul Altın Rafinerisi yönetim Kurulu Başkanı Ayşen Esen, bu risklerden en önemlisinin lojistik avantaj olduğuna dikkat çekiyor.

2020 yılında pandeminin neden olduğu korku yatırımcıları altına yöneltti. Pandeminin damgasını vurduğu 2020’ye 290 TL’den başlayan gram altın Kasım ayında 539 TL’ye kadar yükseldikten sonra dengelendi. Gerek pandeminin neden olduğu korku gerekse bu prim oranları yatırımcıların altına yönelik iştahını artırdı. Özellikle de fiziki altına olan ilgi 2020 yılında Türkiye’nin altın ithalatının yüzde 98,9 artışla 13,4 milyar dolardan 26,6 milyar dolara yükselmesine neden oldu. Altın ithalatının etkisi 2020 cari dengelerine de yansıdı. 2019’da 6,8 milyar dolar fazla veren cari denge 2020 yılında 36,7 milyar dolar açık verdi. Enerji ve altın hariç tutulduğunda ise cari denge 6,8 milyar dolar fazla verdi. Hal böyle olunca altın ithalatına da yeni düzenlemeler geldi. Bu düzenlemeler altın ithalatını frenlerken, yüzde 40 katma değer üreten altın sektörüne de büyük darbe vurdu. İstanbul Altın Rafinerisi Yönetim Kurulu Başkanı Ayşen Esen, Türkiye’nin elinde tuttuğu en önemli lojistik avantajını da kaybettiğine vurgu yaptı.

2020 yılında Türkiye’de yaşanan yoğun altın ithalatı ve bunun cari dengeye olan negatif etkisi nedeniyle altın ithalatına düzenlemeler getirildi. Bu düzenlemelerin altın sektörüne etkisi ne oldu?

Türkiye’de altın ithalatı her zaman ihracatın önündeydi. Altın işi global bir iştir, sadece Türkiye diye düşünmemek lazım. Bunun içinde kuyum sektörü de var. Kuyumculukta biz dünya üçüncüsüyüz. Fakat bu sektörde bir hammadde sorunu var.

Yıllarca çıkan altın madeni miktarı yılda 20-30 ton arasında seyretti. Geçen sene 40 ton olduğu zaman hepimiz çok sevindik. Ancak dönüp bakarsak yıllık olarak ihtiyaç 300-400 ton arasında. 40 ton ihtiyacın yüzde 10’u. Halktan gelen hurda altını da 150 ton olarak düşünürsek geri kalanı ithal etmek zorundasınız. Ben bunu faydalı ithalat diye tanımlıyorum. Çünkü altın ithalatı tamamen kayıt içidir, her şeyi kayıtlıdır. Ya rafineri olarak işlersiniz, saflaştırırsınız veya buradan da kuyum sektörüne gider işlenir, sanayide kullanılır. Katma değer yarattığınız ürünleri ihraç edersiniz. Amaç ithalatı azaltmak değil ithalatı kontrol etmek olmalı. 2020’de altının çok talep görmesi aslında fiyatla ilgili bir şey değildi, halkımız kolay nakde dönen emniyetli pozisyonda kalmak istedi. İkinci unsur; çevre ülkeler olan MENA bölgesi bankacılık sistemi çok gelişmiş bir bölge değil ama hepsinin elinde altın var. Altını ticari barter aracı gibi kullanıyorlar. Bu ikinci unsurdu. Üçüncü bir unsur da özellikle Orta Doğu’daki ülkelerin birçoğu sıkıntılar yaşadıkları için buranın altın ticaretini yapan insanlar Türkiye’ye doğru kaydılar ve Türkiye’de çok ciddi bir şekilde ticarete yöneldiler. Bunun içinde altın ticareti de vardı. Bu bağlamda baktığımızda 2020 hakikaten ithalat rakamlarının çok yüksek olduğu bir yıl oldu. Bunu düzeltmek veya cari açığı biraz rahatlatmak için çeşitli kararlar alındı. Ama altın sektörü kendi içinde farklı yapılar olan bir sektör. Rafineriler var, kuyum sektörü var, küçük üretici var, dev üreticiler var, dünya çapında ihracat yapan üreticileri var. Bankalar da çok önemli bir oyuncu, bankalar bu sektörün içindeler. Özellikle aracı kurum belgesine sahip olan birçok tüccar var ticari faaliyet gösteren. Alınan kararlar bu süreçleri çok etkiledi. Mesela; yurtdışından gelen ürünlerin darphane tarafından analiz edilmesiyle ilgili bir süreç konuldu. Bu tip süreçler eskiden 1 günde halledilebilirken şimdi bir ila iki hafta sürebiliyor. Bizim gibi dünya çapında çalışan firmalar geçmişte bizim rakiplerimiz İsviçre, İtalya, Dubai rafinerileriydi. Bizim ise en büyük avantajımız lojistik ve kalitemizdi. Bu şekilde baktığımızda biz hizmetimizle öne çıkıp İsviçrelilerden Türkiye’ye iş aldık ve katma değeri Türkiye’ye çektik. Fakat bu uygulamalarla eskiden 3-4 günde yaptığımız işler şu anda 10-15 güne uzadı ve bu yüzden piyasa tekrar İsviçre’ye doğru kaymaya başladı. Türkiye olarak lojistik avantajımızı kaybettik. Bunlar da ister istemez sıkıntılara yol açtı. Türkiye’yi dünyanın altın merkezi yapma hedefinden uzaklaşıyoruz.

Üretim ve ithalat durma noktasına geldi şeklinde açıklamanız vardı. O hala geçerli mi?

Geçerli. İthalat zaten rakamlara baktığımızda göreceğiz çok ciddi bir düşüş yaşadı. Bu cari açık açısından çok güzel ama hammadde yetersizliği açısından sıkıntı.

Kuyum sektörünü zora mı sokuyor?

Evet, aynen öyle.

“Türkiye, kuyumculukta 4. Sırada”

Türkiye’nin altın ihracatı, ithalatı ve üretim miktarlarında önceki yıllarda genel tablo nasıldı?

Altın.

Türkiye altın sektöründe dünyada önemli bir yere sahip. Altın sektörünün olmazsa olmaz “core business”ı rafinasyon alanında sadece İAR 1000 tonun üzerine çıkan üretim kapasitesi ile önemli talebe cevap vermekte ve milyar doların üzerinde ihracat gerçekleştirmektedir. Kuyumculuk sektöründe ise Türkiye dünya sıralamasında 4. konumdadır. Bu önemli sektörde yerel hammadde kaynaklarını madenler ve hurda olarak düşünebiliriz. Madenlerden 2020 yılına kadar çıkarılan yıllık altın miktarı 25-30 ton arasında iken 2020 yılında bu rakam 40 tona çıkmıştır. Sektörün ihtiyacı olan ve potansiyeli çok daha yüksek olan talebi karşılayacak hammadde kaynağı yerel olarak yeterli değildir. Bu nedenle ihtiyaç olan hammaddeyi sağlamak için ithalat yapılmaktadır. Bu ithalatı ben kısaca “faydalı ithalat” olarak tanımlamaktayım.

İAR’ın dünyadaki konumu nedir?

Türkiye’nin dünya altın piyasasındaki konumunu nasıl etkiliyor?

İAR, dünyada LBMA (London Bullion Market Associaion) tarafından akredite edilmiş, “Good Delivery List” e dahil olmuş 68 rafineriden biridir. Ve kapasite açısından bakıldığında en büyük 5 rafineri içerisindedir. Bu nedenle İAR yerel bir rafineri olarak değil Global bir rafineri olarak sağladığı güven ve repütasyon ile dünyanın sayılı bankaları, rafinerileri, madenleri ile çalışmaktadır. Ürettiği altınlar dünyanın her yerinde bankalar, merkez bankaları tarafından kabul edilmektedir. Kurulduğu günden beri Türkiye’yi dünyanın altın merkezi yapma misyonuna hizmet etmekte olan İAR gerçekleştirdiği ihracat ile yıllardır sektöründe lider olmanın ötesinde Türkiye’nin toplam ihracatı içinde de önemli bir yer tutmaktadır.

“300 milyar dolarlık altın yastık altında”

Türkiye’de yastık altında ne kadar altın olduğu tahmin ediliyor, tam olarak ölçmek mümkün mü, neye göre tahmin ediliyor?

Yüzde 100 ölçmek mümkün değil ama hesaplamak mümkün. Bununla ilgili geçmişte Dünya Altın Konseyi, Merkez Bankası çok ciddi çalışmalar yaptı. İthalat, ihracat ve üretim üzerinden yola çıkıp ne kadar altının ülkede atıl olarak kalmış olduğu bulunabiliyor. Buna göre 3 ila 5 bin ton arasında altının kesinlikle yastık altında olduğunu söyleyebiliyoruz. Tamamen kayıt içine alamadığımız birtakım veriler var. Bunları da üstüne koyduğumuzda çok rahatlıkla 5 bin tona çıktığını söyleyebiliyoruz. Bunun maddi değeri olarak baktığınızda ise bu rakam değişen ons fiyatına ve kilogram fiyatına göre 250 ila 300 milyar dolar arası bir rakam. 300 milyar dolar Türkiye ekonomisi için inanılmaz büyük bir rakam. O yüzden de biz yastık altı altını çok önemsiyoruz.

“10 yılda yastık altından 100 ton altın çıktı”

Yastık altı altınlarının finansal piyasalara dahil edilebilmesi için özellikle son yıllarda çok önemli enstrümanlar geliştirildi. Ama bir türlü o istenilen seviyeye ulaşılamadı. İlginin yetersiz kalmasını neye bağlıyorsunuz?

'Bu önemli sektörde yerel hammadde kaynaklarını madenler ve hurda olarak düşünebiliriz.'

Bu konudaki çalışmalar yaklaşık 10-11 yıl öncesine dayanıyor ve biz başlattık. Merkez Bankası ile o dönemin hazinesiyle çeşitli bankalarla birlikte altın bankacılığı sürecini başlattık. Altın bankalar tarafından çok da özümsenmiş bir ürün değil. Doları, TL’yi tanıyıp biliyorlar, kredi kullandırıyorlar. Altın onlara biraz daha uzak olduğu için çok sıcak yaklaşmadılar ilk başta. Onun üzerine merkez bankası ile görüşerek halktan toplanan altının teşvik edilmesi yöntemi geliştirildi. Bunun üzerine bankacılık sisteminde ‘altın bankacılığı’ denen süreç başladı. Altın günleri adı altında İstanbul Altın Rafinesi olarak biz 12 banka ile çalıştık. Bu bankalara eğitimli ve sertifikalı eksperlerle hizmet verdik. Eksperler de bankalarda altın günlerinde halkımızın getirdiği altını değerlendirdiler. Bu iyi bir başlangıçtı ve 10 yılda bu sistemde 100 tona yakın altın yastık altından çıkarıldı. Ancak 5 bin ton içinde 100 ton çok küçük bir rakam. Paraya döndürdüğünüzde ekonomi için çok değerli çünkü sıcak para. Ancak, halkımız yastık altındaki altınını altın olarak korumak istiyor. 100 gram altını varsa yarın 2 gram altınını içinden kullanmak istiyor. Dolayısıyla altının altın olarak kalması önemliydi. Bankacılık sisteminde de bu kolay değil. Teslimatlarda sıkıntılar yaşanıyordu. O yüzden halk bu konuda da biraz endişeye kapılıp altın bankacılığına yeterli önemi vermemeye başladı. Bizim arzumuz hep şu oldu; tüm Türkiye’de yapılacak olan bir çalışmayla zamandan, insandan bağımsız olarak bunu sürdürülebilir bir süreçte devam ettirmekti, kesintilerle değil. Çünkü çarşamba diyorsunuz halk bu çarşambayı kaçırırsa unutuyor. Halbuki her gün yapabileceğini bildiği bir iş olması önemli.

“Hedefimiz yılda 50 ton altını yastık altından çıkarmak”

Altının değerlenme konusunda da KAD-SİS yani ‘Kuyumcu Altın Değerleme Sistemi’ni geliştirdiniz. Bu sistemde şimdi hangi noktadayız? Hedef nedir?

'Madenlerden 2020 yılına kadar çıkarılan yıllık altın miktarı 25-30 ton arasında iken 2020 yılında bu rakam 40 tona çıkmıştır.'

İstanbul Altın Rafinesi olarak bizim üzerinde 2-3 yıl kadar çalıştığımız bir yazılım modelimiz vardı. Bankalarla entegre olarak çalışan bir sistem. KAD-SİS’te, ADN dediğimiz ‘Altın Değerleme Noktaları’ olarak belirlenen kuyumculara gidilerek direkt her gün her saatte işlem yapılabiliyor. Bu sistem 1 yıl önce başladığında bir deneme süreci içindeydi. Denemenin amacı da bu teknik alt yapının oturması ve tüm Türkiye’ye yayılması içindi. Katılım ve geleneksel olmak üzere 5 banka ile başladı şu anda 6 banka ile devam ediyor. Bu 6 banka ile 42 ile yayıldık. 150’ye yakın noktada da altın değerleme noktamız var. Bizim amacımız 150 noktayı 1000’e kadar çıkarmak. 40-42 ili 80 ile kadar çıkarmak. Özel bankaların da devreye girerek artık bunun tüm Türkiye satına yayılması lazım. Akşam işten çıkışta insanlar gidip AVM’de bir işlem yaptığında bankadaki hesabına işleyebilsin, hafta sonu yapabilsin. 10 yılda 100 ton altın toplandı dedik, bu sistemle normalde biz 1 yılda 50 ton gibi bir rakamı hedeflemek istiyoruz. Yastık altındaki altının çıkması için desteklenen süreçte hazine bakanlığımız altın tahvilleri çıkardı, farklı uygulamalar yapıldı. Altın tahvilleri çıktığında bankaların faiz oranları yüzde 2,4’lere çekildi ve bu tahvillerin ve kira sertifikalarının süreci sonundaki getiri yaklaşık 2,4’e bağlandı. Bu dönem en yüksek geri dönüşün olduğu dönemdi. 1 ayın içinde 2 ton geldi. Bu tür rakamlara baktığımız zaman görüyoruz ki halka ne kadar kendinizi iyi anlatırsanız ona ne kadar doğru menfaatleri sağlayabilirseniz o kadar geri dönüş alıyorsunuz. Şu anda bu oranlar tabii ki 0,3-0,5’lerde. Bankada tutmakla evde tutmanın arasındaki fark önemli bir unsur değil. Pandemi de burada dezavantaj. Çünkü pandemi gibi ortamlar insanlarda korku yaratıyor. Bu korku yarın, gelecek korkusu ve elimin altında dursun duygusu.

Türkiye’de yeni altın rezervleri keşfedildi. Bu rezervlerin çıkarılma süresi ortalama nedir? Türkiye’nin altın rezervi çıkarma konusunda bilgi, tecrübe ve altyapısı nedir?

Ülkemiz potansiyel açıdan oldukça zengin bir ülke aslında. Yerin altında var olduğu tahmin edilen altın potansiyelinin 6000 ton olduğu söyleniyor. Bunun 1500 tonu için rezerv tespitleri yapılmış durumda. Ancak altın rezervlerinin çıkarılması uzun bir süreç, araştırmalar, teknik incelemeler, tespitler, mevzuat, izinler, yasal ve çevresel süreçler derken yıllar geçiyor. Eskiden maden arama ve maden işletme işleri tamamen yabancıların elinde iken bugün artık tecrübe ve alt yapı sorunu da kalmadı.

Altın madeninin çıkarılmasıyla ilgili kamuoyunda doğaya, bitki örtüsüne zarar verdiğiyle ilgili bir algı var. Nedir bunun doğrusu, altın madeninin çıkarılması doğaya zarar veriyor mu? Veriyorsa, bu zararı minimize edecek yöntemler var mı?

Bununla ilgili altın madencileri derneği, çeşitli dernek ve birlikler büyük madencilik firmaları STK’lar çeşitli incelemeler yapıyor, raporlar yayınlanıyor ve gerek ilgili mercilere gerekse halka günümüzün gelişen koşullarında altın madenciliğinin nasıl yapıldığı anlatılmaya çalışılıyor. Ben çok kısaca özetlersem, son yıllarda gezdiğim madenlerde gerçekten geldiğimiz noktadan gurur duyduğumu söyleyebilirim. Yüksek teknoloji kullanılarak kurulmuş olan, arama teknolojileri, işleme teknolojileri, arıtma sistemleri ile, modern tesislerde madencilik yapılmakta. Halk olarak bizlerin eskiden filmlerde gördüğümüz gibi bir madencilik yok artık. Çevreye çok duyarlı, gerekli tedbirleri alan, toprağın ve doğanın değerini bilen dünya standartlarında madencilik yapan firmalarımız önderliğinde madenciliğin daha ileri gideceğini düşünüyorum.