Büyüyen güç merkezi: Güney Kore

HABER MASASI
Abone Ol

Asya Pasifik bölgesinde yer alan ve birçok yarımada ve küçük adalarla çevrili olan Güney Kore, son 60 yılda yaptığı reformlar ve ticaret anlaşmalarıyla ekonomik büyüklüğünü ve dış ticaret hacmini artırmayı başardı. 1960'larda dünyanın en fakir ülkelerinden biri olan Güney Kore, ihracata yönelik, emek yoğun sanayileşmesi sayesinde ekonomik bir büyüme yaşadı ve Asya’nın en büyük 4'üncü, dünyanın ise en büyük 12'inci ekonomisi haline geldi.

Güney Kore’nin yakın tarihine bakıldığında ekonomisinin inanılmaz derecede büyük bir değişim yaşadığı görülüyor. 1950-1953 yılları arasında yapılan Kore savaşında ülke, Güney Kore ve Kuzey Kore olarak iki ülkeye bölündü.1953 yılında bağımsız bir ülke olarak dünya sahnesinde kendine yer bulan Güney Kore, 1960’lı yılların başına kadar savaşın izlerini silmekte çok büyük sıkıntılar yaşadı. Herhangi bir doğal kaynağı olmayan, işlenmiş ürün ortaya çıkaramayan, sadece bir tarım ülkesi olan Güney Kore, 60 yıllık serüvenin ardından, bugün gelişmiş ülkeler arasında yer almayı başardı.

Güney Kore, 1960 yılında kişi başına düşen 158 dolar milli gelirle Gana, Haiti ve Yemen’den daha fakir bir ülkeydi. Doğal kaynaklar açısından oldukça fakir olan Güney Kore, dışarıdan ithal ettiği ham maddeleri katma değerli ürüne dönüştürerek ihracat odaklı bir büyüme gösterdi. Özellikle 70’li yıllarda ülkeye rekabetçi avantaj sağlayabilecek ulaşım, gemicilik, demir çelik, kimya sanayi, elektronik, lojistik, otomotiv, teknoloji gibi stratejik sektörlere yatırım yaptı.

Güney Kore’de endüstrileşmenin temelleri 1962 yılında Beş Yıllık Kalkınma Planı’nın hazırlanması ile başladı. 1960 öncesi süreçte sanayinin, Gayrisafi Yurtiçi Hasıla (GSYİH) içerisindeki payı oldukça küçüktü. 1980’lerin sonuna kadar imalat sanayi GSYH içerisinde giderek artan bir paya sahip oldu. Ekonomik sektörler genelinde bakıldığında GSYH’nin payı 2021 yılında hizmet alanında yüzde 56.98, sanayide yüzde 32.45 ve tarım alanında da yüzde 1.79 olarak dağıldı. ‘Chaebol’ adı verilen büyük holdinglerin varlığı ülke ekonomisinin büyümesine katkı sağlayan bir diğer husus olarak öne çıkıyor. Kore Savaşı’nın ardından kurulmaya başlanan devlet destekli chaebol adı verilen bu grupların Güney Kore ekonomisindeki payı oldukça yüksek. Ülkede faaliyet gösteren en önemli ‘Chaebol’lerin başında ise Hyundai, Samsung, Daewoo, LG ve Kia geliyor.

Güney Kore: 2011’den 2021’e kadar ekonomik sektörler genelinde GSYIH’nin dağılımı.

Asya'nın en büyük 4. ekonomisi

  • Dünya çapında önde gelen ihracat ülkeleri arasında yer alan ve ağırlıklı olarak elektronik, otomobil ve makine ihracatı yapan Güney Kore, aynı zamanda dünyanın önde gelen ithalatçı ülkelerinden de biri.

Güney Kore’nin temel ekonomik göstergeleri.

Güney Kore 1 trilyon 804 milyar 680 milyon dolarlık ekonomisiyle Asya’nın 4., dünyanın ise 12. büyük ekonomisi olurken, gerçekleştirdiği 652 milyar 069 milyon dolarlık ihracat ile 2022 yılında dünyada en çok ihracat yapan 7. ülke olmayı başardı. Ülkenin en büyük ticari ortağı Çin. Güney Kore, 2021 yılında 468 milyar dolarlık ithalatı ile dünyada en çok ithalat yapan 9. ülke olarak Türk ihracatçıları için de önemli bir pazar olarak kendini gösteriyor.

Sibel Karabel.

ASEAN Merkez Başkanı Sibel Karabel, Güney Kore'nin mucize olarak sayılabilecek ekonomik dönüşüm hikâyesinin 1960’larda dönemin devlet başkanı Park Chung Hee’nin hem ekonomik kalkınma hedefi ve ciddi bir devlet planlaması hem de özel girişimlerin teşvikiyle birlikte planlanan bir politika bağlamında başladığını söylüyor. Karabel, 1960’larda tarıma dayalı bir ekonomiye sahip olan Güney Kore, yüzde 30 ekilebilir alana sahip olduğunu ve yüzde 40 oranında bir mutlak yoksulluk ve işsizlikle mücadele eden Güney Kore’nin böyle bir arka plan bağlamında Park Chung Hee’nin başlattığı dönüşüm ile aslında ihracat odaklı bir ekonomik büyüme modeli seçtiğini söylüyor. 1970’lerde ise ihracata dayalı ekonomik büyüme modeline ek olarak ağır kimyasal sanayiye yatırımlar, ağır sanayi ürünü yatırımlarının yapıldığını söyleyen Karabel, bu dönemde Güney Kore’yi günümüzde yarı iletkenlerde öne çıkaracak olan teşviklerin verildiğini belirtiyor.

İhracata dayalı büyüme modelinin taşıdığı riskler

  • İhracat odaklı ekonomik büyüme modelinin belirli riskler içerdiğine de vurgu yapan Karabel, “ Güney Kore'de bir yatırımcıysanız en önemli risk faktörü ağır sanayi ürünleri ve yarı iletkenlerin jeopolitik ve jeostratejik rekabet alanında önemli sektör ve ürünler olmuş olması.

Güney Kore’de endüstrileşmenin temelleri 1962 yılında Beş Yıllık Kalkınma Planı’nın hazırlanması ile başladı.

Yarı iletkenler ve çiplerle ilgili artık çip savaşları gibi tabirleri kullanıyoruz. Ekonomik büyüme modeliniz ihracata dayalıysa dış şoklara karşı kırılgan olma riskiniz artıyor. Jeopolitik riskler önemli riskler” diyor.

Güney Kore'nin ekonomik mucizesi uluslararası sistemle angajmanın artmasıyla da alakalı bir durum olduğunu belirten Karabel, Güney Kore’nin kat ettiği yolun farklı farklı parametrelerle değerlendirildiğini söylüyor. İş yapabilme, iş yapabilmenin kolaylığı, yatırımcıya karşı bürokratik engellilerin sayısı gibi kriterlerle değerlendirildiğinde Güney Kore’nin ilk 10 ülke içerisinde yer aldığını söyleyen Karabel, ülkenin doğal kaynak zenginliği bakımından ve ekilebilir alanın da kısıtlı olması bakımından insan kaynağını verimli kullanma noktasında bu fırsatı iyi değerlendirdiğini ifade ediyor.

  • Güney Kore’ye yapılan doğrudan yabancı yatırımı yıllar içinde inişli çıkışlı bir seyir izlese de özellikle 2005 yılı sonrasında artış trendine geçti.

Güney Kore'nin dış ticareti.

OECD verilerine göre Güney Kore’nin çektiği doğrudan yabancı yatırımın sektöre dağılımında en çok yatırım imalat sanayine yapılırken, bunu finans sektörü izliyor.

Doğrudan yabancı sermayenin Güney Kore’yi tercih etmesinin başlıca sebepleri arasında, ülkenin dünyanın en büyük ekonomilerinden birine sahip olması, ülkenin risk priminin düşük olması ve önemli bir dış ticaret hacmine sahip olması gösteriliyor. Uluslararası firmaların Güney Kore’yi seçmelerinin en önemli nedeni, G. Kore’nin pek çok ülke ile yaptığı serbest ticaret anlaşmaları ve bölgesel-küresel ittifaklar.

Dünya markaları çıkarmasında AR-GE yatırımlarının önemi büyük

Güney Kore, 1960 yılında kişi başına düşen 158 dolar milli gelirle Gana, Haiti ve Yemen’den daha fakir bir ülkeydi.

OECD üyesi ve G20 ülkelerinin bir üyesi olan Güney Kore, dünya çapında en hızlı büyüyen ekonomileri arasında yer alıyor. Güney Kore'de yaşayan 51 milyondan fazla kişinin büyük bir kısmı çalışıyor ve işsizlik oranının 2024'e kadar yüzde dördün altında kalması bekleniyor. Güney Kore, yaşlanan bir işgücünün etkilerini yaşıyor, işgücüne girenlerin nüfus payında azalma ve eş zamanlı olarak 65 yaş ve üstü olanların sayısında artış yaşanıyor.

1960'lardan 1990'lara kadar olan aşırı büyüme nedeniyle Güney Kore, güçlü bir ekonomi ve yüksek ücretlerle dünyada gelişmiş bir ülke olarak kendini kanıtladı. Asya'nın dördüncü en büyük ekonomisi olan Güney Kore, ihraç ettiği cep telefonlarından gemilere kadar her şeyin üretiminde en son teknolojiyi kullanıyor. Dünya çapında birçok şirkete ev sahipliği yapan Güney Kore, ABD ve Avrupa ile siyasi uyum içerisinde bulunması, uluslararası pazarlara erişiminde kolaylık sağlıyor. Güney Kore’nin dünya markaları çıkarmasında AR-GE yaptığı yatırımların da büyük önemi var. 1999’da GSYH’nin yüzde 2.07’sini araştırma geliştirmeye ayıran ülke 2014’te bu oranı yüzde 4’e çıkararak milli gelirine oranla AR-GE’ye en çok yatırım yapan ülke oldu. Son yapılan araştırmaya göre ise Güney Kore, 106 milyar dolarlık Ar-Ge harcamaları ile dünya sıralamasında ABD, Çin, Japonya ve Almanya’nın ardından 5. sırada yer aldı. Güney Kore Samsung ve LG gibi büyük teknolojik markaları sayesinde dünyanın en çok patent başvurusu yapan ülkeleri arasında yer alıyor.

Dünya çapında Ar-Ge harcamalarına göre lider ülkeler 2022 (Milyar ABD doları)

Türkiye, Güney Kore ile konumunda net ithalatçı konumunda

Ali Kibar.

Güney Kore’nin son 60 yılın en büyük ekonomik dönüşümlerinden birini yaşadığını ifade eden DEİK/Türkiye-Kore İş Konseyi Başkanı Ali Kibar, “Dünyanın en büyük yarı iletken üreticilerinden, bilgi teknolojileri ve iletişim sektöründe öncü konumda olan, dünyanın 5. en büyük otomobil üreticisi ve yine dünyanın en büyük gemi üreticilerinden biri olan Kore ile ekonomik ilişkilerimizin geliştirilmesini çok önemsiyoruz” diyor.

2022 yılı verilerine göre, Türkiye’nin Güney Kore’ye ihracatının yaklaşık 1 milyar dolar, ithalatının ise yaklaşık 9 milyar dolar civarında gerçekleştiğini belirten Kibar, “2013 yılında yürürlüğe giren Serbest Ticaret Anlaşmamızın da desteği ile ülkelerimiz arasında karşılıklı ticaret hacminin daha yüksek aynı zamanda daha dengeli olması konusunda çabalarımızı sürdürüyoruz” diyor.

İki ülke arasında ticari ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesinde öncelikli olan unsurun, Türkiye’deki Kore yatırımlarının desteklenmesi olduğunu söyleyen Kibar, sadece büyük sanayi yatırımlarının değil, otomotiv yan sanayi, elektronik ve inşaat malzemeleri gibi sektörlerin de bulunduğu pek çok alanda Kore sermayesinin teşvik edilmesine yönelik olarak girişimlerde bulunulmasının büyük önem taşıdığını belirtiyor.

Türkiye, Güney Kore ile ticaretinde net ithalatçı konumda yer alıyor. 2021 yılında Türkiye’nin ihracatının yüzde 40’ına yakınını eczacılık ürünleri oluştururken makinalar, otomotiv ve enerji öne çıktı. Türkiye’nin Güney Kore’den ithalatında ise plastikler, demir-çelik, makinalar ve organik kimyasallar sektörleri tüm ithalatın yüzde 60’ına yakınını oluşturuyor.

“Kore Türkiye'yi Avrupa'ya, Ortadoğu'ya açılan bir kapı olarak görüyor”

Türkiye-Güney Kore dış ticareti.

Kore sermayesinin ve yatırımının Türkiye’ye çekilmesi konusunda Kovid-19 salgını sonrası tedarik zincirlerinin yeniden şekillenmesi ve Rusya-Ukrayna arasındaki krizle birlikte üretim üssü olarak tercih edilme noktasında Türkiye’nin öneminin arttığına dikkat çeken Kibar, “Korelilerin ülkemizi Avrupa’ya, Ortadoğu’ya, Kafkaslara açılan bir kapı olarak görmeye başlaması, ikili ekonomik ilişkilerin önümüzdeki yıllarda daha da artacağını gösteriyor. Kore’de Türkiye’nin imajını ve jeostratejik önemini daha fazla anlatmamız, Türk iş dünyasının görünürlüğünü artırmamız gerektiğine inanıyorum” diyor.

Kore’nin tarım-gıda alanında net ithalatçı konumunda olduğunu ve dolayısıyla Türkiye’de tarım-gıda sektöründe faaliyet gösteren firmaları burada bir fırsat olabileceğini ifade eden Kibar, kişi başına milli gelirin 30 bin doları aştığı Güney Kore’de tüketici pazarının oldukça dinamik olduğunu ve yüksek kalite, iyi markalama ile pazara girebilecek Türk ürünlerinin ülkede bilinirliğinin artırılması konusunun da önemli olabileceğini söylüyor. Ayrıca tekstil, hazır giyim ve ev tekstili alanında da önemli bir potansiyel olduğunu belirten Kibar, Türkiye ile Güney Kore arasında havacılık, uzay ve savunma sanayi sektörlerinde müşterek fayda sağlayan iş birlikleri olabileceğine dikkat çekiyor.