İlişkisel devlet ve sosyal girişim konseptlerine dayalı afet ve acil durum için sivil toplum kapasitesini geliştirme

HABER MASASI
Abone Ol

Bu yazının konusu, afet ve acil durumlarda sivil toplum kapasitesinin geliştirilmesidir. Deprem olgusu, daha ziyade bir cezalandırma, bela ve musibete uğrama gibi olumsuz imalara sahiptir. Ne var ki, yerküre sürekli devinim halindedir ve bu devinim, toprak altında, suda ve karadaki yaşamın sürdürülmesinde hayati önemdedir. Atmosferin bileşimi ve yenilenmesinde, minerallerin oluşmasında ve yerkürede tabakalar arası geçişlerde volkanik patlamalar ve depremler önemli bir rol oynar.

Deprem, kaya katmanlarını karıştırarak yerden belirli ham maddelerin çıkarılmasına da izin verir. Depremler fay üreterek; yer altı suları, petrol ve doğal gazın akışını etkiler. Bir deprem olduğunda kütleler yer değiştirdiği için, yeni veya yeniden yapılandırılmış yeraltı sıvı kanalları oluşur ve zemine daha fazla sıvı sızar, mineral birikintileri bir araya toplanır ve altın, gümüş, platin gibi metallerin damarlar oluşur. Geçirimsiz kaya katmanları söz konusu ise yeraltında petrol, gaz ve su rezervuarları oluşur. Bugünkü doğal yer şekli de depremler sonucu oluşmuştur.

Dolayısıyla, dünyanın hiçbir yerinde deprem olmaması, yanardağ püskürmemesi, tsunami olmaması, dünyanın ve canlıların pek de hayrına olmayacaktır. İşin tabi bilimler açıklamasını bir yana bırakıp, esas konumuz olan Türkiye gerçeğinde afet ve acil durumlarda sivil toplum müdahale kapasitesinin geliştirilmesini ele alalım. 2020 yılında TÜBİTAK’ın finanse ettiği bir AR-GE (1001: 120K626) projesi yaptık. İstanbul Üniversitesi öğretim üyesi olarak benim yürütücüsü olduğum projede, Ömer Demir, Mehmet Emin Köktaş, Gazi Alataş, Yüksel Bayraktar, Hakan Dulkadiroğlu, Suna Muğan Ertuğral araştırmacı olarak yer aldı. Mali Müşavir Bayram Karacan ve Av. Yücel Bozkurt kendi alanlarında danışmanlık verdi. Haydar, Hakan, Mervenur ve Ahmet Tahir de asistanlık yaptı. Kovid-19 salgını üzerine bu projeyi yaptık. Proje raporu geniş şekilde kamuoyuna duyuruldu ve ilgili kurum ve kuruluşlarla da paylaşıldı.

Projede, İstanbul özelinde afet ve acil durumlar için bir yönetişim modeli geliştirdik. “Sosyal Ağların Sürdürülebilirliğinin Geliştirilmesi” başlığıyla (https://www.tubitak.gov.tr/ sites/default/files/Covid19veToplum/ ozet-ozgecmis/23SUBAT/BSALONU/12.00-13.00/MetinTOPRAK_ Ozet.pdf) tamamlanan ve alenileştirilen projemizde iki model geliştirdik. Başka mecralarda da yayımladığım değerlendirmelerimi (http://www. sosyalbilimlervakfi.org/2021/05/istanbulve- hemsehri-stklari-kentlesme-ve-toplumsaluyum- icin-iki-model-onerisi/) bu yazıda da özetleyerek yinelemek istiyorum.

İstanbul’daki hemşehri STK’ları üzerine bir alan araştırması yaptık, araştırma kapsamına İstanbul’a en çok göç vermiş 9 il ve coğrafi temsil için Güneydoğudan iki il alındı. İstanbul’a görece çok düşük oranda göç verdikleri için Akdeniz ve Ege bölgeleri araştırmaya dâhil edilmedi. İstanbul’daki hemşehri derneklerinde kayıtlara göre en fazla sayı sırasıyla köy, ilçe ve il derneklerine aittir. Araştırmada iki temayı önceledik: İlki, afet ve acil durumlara müdahalede hemşehri STK’larındaki kapasite düzeyinin tespiti; ikincisi, kentsel entegrasyon ve toplumsal uyum düzeyi bakımından hemşehri STK’larının potansiyelini ve bakış açısını tespit etmek amaçlandı.

Yazının devamı Z Raporu 46. sayısında