İslam ülkelerini bekleyen gelecek

HABER MASASI
Abone Ol

İslam İşbirliği Teşkilatı'na üye 57 üye ülkenin toplam milli geliri, 2016’da yüzde 3,1 artışla 6,5 trilyon dolara ulaştı. Nüfusu 1,7 milyarı bulan bu ülkelerin dünya ekonomik pastasından aldığı pay, son 15 yılda yüzde 5’ten yüzde 8,5’e yükseldi. Peki, halen savaş, göç ve salgın hastalıklar ekseninde çetin bir sınav veren İslam dünyasını ekonomi tarafında nasıl bir yakın gelecek bekliyor?

Amerikan araştırma şirketi PEW’in yayınladığı verilere göre dünya nüfusunun yüzde 23’ü İslam dinine inanıyor. Yani yeryüzündeki yaklaşık her 4 kişiden biri Müslüman. İslam ülkelerinin çatı kuruluşu sayılan İslam İşbirliği Teşkilatı’na (İİT) üye 57 ülke bulunuyor. İİT ülkelerinde 1,7 milyar insan yaşıyor. Ancak Müslümanlar sadece bu 57 ülkede yaşamıyor. Örneğin Hindistan’da 200 milyon, Avrupa’da 50 milyon, Çin’de 40 milyon, Kuzey Amerika’da 10 milyon Müslüman nüfus mevcut. 57 ülkede Müslümanlarla beraber tüm dinlerden insanlar da yaşıyor elbette. İİT’nin dünya ekonomik ve siyasi konjonktüründeki ağırlığı her geçen on yılda biraz daha artıyor. Bunu dünya bankasının verilerinden anlamak mümkün.

57 İslam ülkesinin dünya ekonomisindeki payı 2000 yılında yüzde 5 idi. Ancak 2015’te yüzde 8’e yükseldi. IMF tahminlerine göre gelecek 5 yılda İslam ekonomileri yıllık ortalama 4,6 hızla dünya ortalamasının (yüzde 3,6) 1 puan üstünde büyüyecek. İİT üyeleri dünya nüfusunun yüzde 23’ünü barındırıyor ancak dünya ekonomisindeki ağırlığı halen yüzde 10’un altında.

İİT üyelerinin milli gelirde 2015 yılı ortalama büyüme hızı, dünya ortalaması olan yüzde 3,2’nin altında, yüzde 2,3 olarak gerçekleşti. Ancak savaş şartlarının devam ettiği Suriye ve Yemen ile salgın hastalık nedeniyle ekonomisi çöken Sierra Leone hariç tutulursa, İslam ülkelerinin ortalama büyüme hızı yüzde 3,2 olarak gerçekleşti.

  • İslam ülkelerinin toplam GSMH'sı(2016): 6.5 trilyon dolar
  • Dünya toplam GSMH'sı(2016): 76 trilyon dolar
  • İslam ülkeleri finans sektörünün büyüklüğü: 2 trilyon dolar

Savaş, göç ve salgın

57 İslam ülkesinin dünya ekonomisindeki payı 2000 yılında yüzde 5 idi. Ancak 2015’te yüzde 8’e yükseldi.

İslam ülkeleri 2011 sonrasında iç savaş, göç ve salgın hastalıklarla ağır kriz dönemine girdi. Irak’ta 2003 yılında başlayan Amerikan işgali yerini iç savaşa bırakırken 1,5 milyon Müslüman hayatını kaybetti. Suriye’de 400 binden fazla insan katledildi. 2014’te Batı Afrika’da baş gösteren Ebola virüsü en fazla o bölgedeki Müslüman ülkeleri etkiledi. İİT üyesi Sierra Leone’de 4 bin insan hayatını virüsten kaybetti. Salgın nedeniyle ülke ekonomisi durma noktasına geldiğİ için 2015’te ekonomisi de yüzde 20 küçüldü.

Ancak 2016’nın son haftalarında Türkiye-Rusya-İran arasında başlayan inisiyatif görüşmelerinin sahada barış ile sonuçlanması halinde, Suriye ve Irak’ta belirli oranda istikrarın sağlanabilmesi ümit ediliyor. Yemen’de Suudi Arabistan-İran ekseninde gelişen çatışma ortamı için daha farklı bir inisiyatif geliştirilmesi gerekiyor. İslam dünyası savaşlarla kavrulurken İslam İşbirliği Teşkilatı’nın son yıllardaki pasif tutumu dikkat çekiyor.

Yine de, genç ve dinamik nüfuslarının getirdiği avantajlar, ileri ekonomilerle aralarındaki mesafe ve gelişime açık ekonomik bakış açılarına sahip olmaları nedeniyle İslam ülkeleri, özellikle 2000 yılı sonrasında dünya ortalamasından daha hızlı büyümeye başladı. Bu trend 2014-2015 döneminde bir miktar kesintiye uğramakla beraber gelecek dört yılda artarak devam edecek.

Zira, IMF tahminlerine göre, 2015’te dünya ortalamasının (3,2) altında büyüme gösteren İslam ülkeleri (2,3), 2016 itibarıyla yüzde 3,1’lik büyüme yakalayarak dünya ortalamasıyla eşit büyüme gösterecek. Bunun da ötesinde, IMF, 2017 ile 2021 arasındaki 5 yıl boyunca İslam ülkelerinin dünya ortalamasından daha hızlı büyüyeceğini öngörüyor. Buna göre İİT devletlerinin dünya ortalamasına kıyasla, 2017’de 3,4’e karşı 4,2’lik, 2021’de ise 3,8’e karşı 4,8’lik bir büyüme sağlaması bekleniyor. Bu beklenti İslam ekonomilerinin önümüzdeki dönemde oldukça pozitif bir 5 yıl geçirebileceğine de işaret ediyor.

D-8 dünyadan hızlı büyüyor

Merhum Başbakan Necmeddin Erbakan öncülüğünde kurulan, İslam ülkelerinin en büyük ekonomilerini entegre etmeyi amaçlayan bir girişim olan D-8 Grubu, toplamda 3,5 trilyon dolarlık bir ekonomiye hükmediyor. Bu, İİT’nin toplam milli geliri olan 6.5 trilyon doların yarısından fazlasının D-8’den geldiğini gösteriyor. Grup, Endonezya, Türkiye, Nijerya, İran, Mısır, Malezya, Pakistan ve Bangladeş’ten oluşuyor. D-8’in 2016’da dünya ekonomik büyümesinin 2 puan üzerinde bir büyüme göstermesi bekleniyor.

  • D-8 ülkeleri toplam milli gelir: 3.5 trilyon dolar
  • Küresel sukuk pazarı: 309 milyar dolar
  • Türkiye sukuk pazarı: 10 milyar dolar

Müslümanlar en fazla gıdaya harcıyor

Sektörel bazda tüketim harcamaları açısından bakıldığında, Müslümanların en fazla harcama yaptığı sektör gıda. Thomson Reuters ve DinarStandard tarafından yayınlanan İslam Ekonomilerinin Durumu 2016/2017 Raporu’n da göre, 2015 itibariyla, dünyada, Müslüman nüfusun yaptığı gıda ve içecek harcamasının toplam tutarı 1.2 trilyon dolar olarak gerçekleşti. Bu rakamın yıllık ortalama yüzde 8,5 bileşik büyüme hızıyla 2021’de 1.9 trilyon dolara ulaşması bekleniyor. İİT ülkeleri arasında gıda ticaretinin de hızlı bir artış trendinde olduğunu not etmek gerekiyor. Örneğin, Türkiye et, süt ve piliç sektörlerinde Ortadoğu ve Kuzey Afrika pazarına her yıl milyarlarca dolar değerinde ihracat gerçekleştiriyor.

Gıdadan sonra en fazla harcamalar, 243 milyar dolarla hazır giyimde, 189 milyar dolarla medya-alışveriş-eğlence sektöründe, 151 milyar dolarla turizmde, 78 milyar dolarla ilaçta ve 56 milyar dolarla kozmetik sektörüne yapılıyor.

İslam ülkelerinin küresel finans varlıklar içerisindeki payı ise yüzde 1,2 düzeyinde. Bu, 162 trilyon dolarlık küresel finans sektöründeki 2 trilyona dolara karşılık denk geliyor. İslam ülkelerinde, faizsiz bir fon kaynağı olarak yaygınlaşmaya başlayan finans araçlarından biri sukuk. Küresel ölçekte 309 milyar dolarlık bir büyüklüğe ulaşan sukuk pazarında liderliği 188 milyar dolarla Malezya üstlenmiş durumda. Katılım bankalarının öncülüğünde 2012 sonrasında gelişmeye başlayan bu pazarda, Türkiye’nin aldığı pay henüz yüzde 3,2 seviyesinde.

2016’da 39 milyar dolarlık sukuk ihraç edildi. Türkiye’de katılım bankacılığı sektörüne giriş yapan devlet bankalarından Ziraat Katılım Bankası, 500 milyon dolarlık ilk sukuk ihracı için başvurusunu yaptı.

Sukuk pazarının cazibesi Afrika’daki Müslüman ülkeleri de etkiledi. İİT üyesi, gelişen ekonomilerden Togo, Fildişi Sahili, Nijerya, Kenya ve Nijer de sukukla ilgili hukuki altyapılarını tamamlıyor. 2017’de ilk sukuk ihraçlarını yapmaya hazırlanıyorlar.

Körfez ekonomilerinde çeşitlenme arayışı

Petrol fiyatlarının 2014 ortalarında ulaştığı 120 dolarlık tarihi zirvesinden sonra başlayan düşüş, 2015 ve 2016’da da devam edince, geliri petrole dayalı ülkeler ciddi gelir kayıpları yaşamaya başladı. Hükümet gelirlerinin yüzde 75’ini yeraltı kaynaklarının ihracatından elde eden Körfez hükümetleri bütçe açığı vermeye başladı ve şimdi bu açığı kapatmak üzere, 2017’de 150 milyar dolarlık borçlanmaya gitmeleri bekleniyor. Öte yandan, düşük petrol fiyatlarından canı yanan Körfez ülkeleri son yıllarda ekonomilerini farklı sektörlerde de geliştirebilmek için önemli yatırımlar yapıyorlar. Türkiye ve Malezya gibi çeşitlenmiş ekonomik altyapılara sahip olan İslam ülkeleri, sektörel bazda derinlik kazanma arayışında olan Körfez ülkeleri için referans teşkil edebilir. Bu, yakın dönemde, şirketler bazında İslam ülkeleri arasında iş fırsatlarının artabileceği anlamına geliyor.