İslami bankacılık modeli yeniden düşünülmeli

HABER MASASI
Abone Ol

İslami bankacılık henüz çok yeni bir kurum olmasına rağmen daha dayanıklı ve saldırı ile tehditlere daha az açık bir model üzerine kurulabilirdi. Yatırım ve varlık yönetim modeli şoklara daha dayanıklı olabilir ve risk paylaşımı konusunda Şeriatın gereklerine daha uygun olabilirdi.

Bankalar ve bankacılık sistemi devamlı olarak iflas ederken, hiçbir yatırım fonu kurtarılmak zorunda kalmamıştı. Bu varlık yönetim ve yatırım fonunun dayanıklılığının bir göstergesidir. Doğası gereği, bankalar ve yatırım fonları açık ile fazla birimleri arasında arabulucuk yapan aracılardır. Aslında bankacılık modelinde ne mevduat sahibi, ne de banka borçlanma ilişkisindeki iş riskini üstlenir. Bankadan borçlanan hem iş riskini üstlenir, hem de borç finansmanının kaldıraçlanması dolayısıyla oluşan finansal riski alır. Yatırım fonlarında ise risk paylaşılır.

Risk profilinin dışında bir başka önemli farklılık daha vardır. Yatırım fon şirketi geçişkendir, yatırımcı doğrudan onun sermaye riskine tabi olur. Bu fon yatırımcılarının getirileri portföy performansına doğrudan bağlıdır. Hem riski, hem de ödülü paylaşmaktadırlar. Bankacılık modelinde mevduat sahibinin getirileri ise banka tarafından belirlenmektedir ve paranın nerede nasıl değerlendirildiğiyle bir ilgisi yoktur. Yatırım fonu yatırımcılarının aksine mevduat sahibi parasının kime veya nereye borç verildiğiyle ilgilendiğini söylemek mümkün değildir. Ayrıca bankanın gelirleri de borç verdikleri kurumların başarısıyla alakalı olmadığı için sadece geri ödenebilmesini sağlamak önceliklidir. Bu gelirler ile risk arasındaki bağlantısızlık ile iş performansının alakasızlığı bankacılık modelindeki moral çöküşü ve sistem sorunun da temel nedenlerinden biridir.

Ayrıca üçüncü bir temel fark da vardır. Bir mevduat sahibi parasını istediği zaman geri çekebilir ancak bir banka kredisini istediği zaman geri çağıramaz. Bu vade uyumsuzluğu yatırım fonlarında yoktur. Bir yatırımcı parasını geri istediği takdirde fon yöneticisi basitçe portföyündeki bir kısmı satma emrini verebilir.

Geleneksel bankacılığı, süreçlerini ve ürünlerini kopyalayan İslami bankacılık da aynı sonuçlar ve açıklar vermektedir. Aslında kopyalanan model İslami bankacılık doğduğu zamanlarda en makul aşamalarından birindeydi. Ancak aradan geçen 30-40 yılın ardından geleneksel bankacılık sistemi de bir krizden diğerine savrulurken, İslami bankacılık da bir yeniden kalibrasyona ihtiyaç duyuyor. Varolan model ile devam etmek demek İslami bankacılığın kendine ait bir yolu olmadığı anlamını taşır. Borç ticaretinin yasaklanması ve henüz gelişmemiş ikincil piyasaları nedeniyle kendine ait fiyat mekanizmalarının olmayışı da İslami bankacılığın faiz temelli benchmarklara dayanmak zorunda kalmaya devam edeceği anlamını taşıyor.

Belki yavaş ve parça parça olsa da hâlâ yatırım fonu modeline uyum sağlama şansı bulunuyor. Yukarıda gündeme getirilen sorunların üstesinden gelebilmek için İslami bankaların atacağı üç adım var ve bunlar sayesinde kendilerini farklılaştırabilir ve gerçek anlamda katma değer yaratabilirler.

İlk olarak varlık tarafında İslami bankaların mudaraba gibi risk paylaşım sözleşmelerini kullanma ihtiyacı vardır. Modifiye edilen mudaraba sözleşmeleri yüksek oranda kârlı olabilir. Mudaraba üstlenilen varlığın sahipliğini de getirdiği için teminatlı bir finansmandır. İkinci olarak bu finansmanı mudaraba sukuk ile teminatlandırmak, onu yükümlülük tarafında mevduat sahiplerine ve gerekli olduğunda ikincil piyasalarda satma imkanı yaratmaktadır. Buradaki anahtar varlık tarafındaki finansmanı mevduat tarafındaki yükümlülüklerle karşılamak için bankanın bilançosunda en az yüzde 10 bu varlıklardan tutarak riski üstlenmesidir. İkinci adımın bir parçası olarak, diğer varlıkların da tıpkı icara, wakalah ve benzerleriyle aynı türde sözleşmeler ve vadelerle teminat altına alınmasının önünde herhangi bir engel yoktur. Menkul kıymetleştirme ve dış plasman ile banka riskini varlık tarafından yükümlülük tarafına geçiriyor. Kredi marjı paylaşılmak zorunda iken ve kâr marjları daralırken, bankalar aynı sermaye ile daha büyük varlık portföy cirolarına kavuşacak ve sadece varlıkların yüzde 10’una bilançolarında yer vermek zorunda kalacaklardır.

Vade uyumsuzluğu problemini aşmak isteyen İslami bankalar, seküritizasyondan dolayı oluşan kağıtları ikincil piyasalarda kullanmalıdır. Malezya’nın önerdiği Yatırım Hesabı Platformu tam da bu ihtiyaca uygun bir çözümdür. Bu tür ikincil ticaret sadece vade uyumsuzluğu problemini yatırımcı açısından istediği zaman çıkmasını sağlayarak çözmez ama aynı zamanda ve daha önemlisi fiyat oluşmasını sağlar. Böylesi bir ticaretten elde edilecek gelir İslami bankalar için fonların maliyeti açısından bir gösterge olabilir ve yeni fonlamanın fiyatlamasında kullanılabilir. Gerekli olursa aynı zamanda İslami banka varlıklarının piyasalardaki fiyatlamasında da kullanılabilir.

Önerilen bu İslami bankacılık evrimi var olan modele zarar vermeden safhalar halinde hayata geçirilebilir. Bu sayede İslami bankalar gerçekten faize dayalı sistemden uzaklaşarak, kendi ürünlerini farklılaştırabilir ve kendi yollarını çizebilir. Bankalar arası risk odaklı yapıdan uzaklaştıkça ve finansal krizler devre dışı kaldıkça toplum kazanır. Müslüman dünyası da borç bağımlılığından bu yolla azat edilebilir.