İstanbul'da yeniden imar süreci

HABER MASASI
Abone Ol

16 milyonun yaşadığı İstanbul’da bulunan 4,5 milyon konutun 1,5 milyonunun acil dönüşüme ya da güçlendirmeye ihtiyacı var. Rezerv alan çalışmalarıyla ilk adımları atılacak olan İstanbul’un dönüşüm planında, uzmanlar dönüşümün ada bazlı mı yoksa ilçe bazlı mı olacağını konuşuyor. Çalışmalar nasıl olursa olsun İstanbul’un dönüşüm haritasının; tarihi, coğrafi ve kültürel yapıların korunarak, enerji ve su tasarrufunun sağlandığı, optimum düzeyde yapılaşma yoğunluğunun olduğu, yeterli ve kaliteli düzeyde kamusal ve açık alanların bulunduğu ve sosyal donatıları ile yaşam kalitesi yüksek alanları içermesini hedefliyor.

Olası deprem riskine karşı acil olarak dönüşüm ihtiyacı duyulan İstanbul’da kentsel dönüşüm süreci için çalışmalar başladı. Riskli olduğu düşünülen 1,5 milyon binanın 250 bininin acil dönüşüme ve güçlendirmeye ihtiyacı var. Bu sürecin hayata geçmesi için ise 2000 yılında hazırlanan ve her akademik branştan hocaların kentsel dönüşüm, deprem hareketleri ve yönetmelikleri ile alakalı görüşleri yer alan bir İstanbul Deprem Master Planı mevcut. Geçtiğimiz günlerde İstanbul ve Anadolu’da dönüşüm ve 11 ilde yeniden yapılanmanın nasıl olacağına dair sorulara cevap aramak ve mevcut olan Master Planı üzerine çalışmalar yürütmek üzere 13 komisyon kuruldu.

İstanbul’daki riskli 1,5 milyon konutun taşınması için 130 milyon metrekare rezerv alana ihtiyaç olduğunu söyleyen Bakan Murat Kurum, 1,5 milyon konutun 500 binini Anadolu yakasında, 500 binini Avrupa yakasında belirlenen rezerv alana ve 500 binini de olduğu yere yapacaklarını açıkladı. Avrupa yakasındaki rezerv alanlardan birisinin Esenler’de bulunan askeri alan olacağı ve rezerv alanlara konutların yapılmasıyla yapı stokunun yoğun olduğu Sultangazi, Bağcılar ve Başakşehir gibi ilçelerdeki boşalacak alanlara da sosyal alanlar yapılacağı açıklandı.

Dönüşüm planı dâhilinde şehir planlaması yapılarak hareket edilmesi ve İstanbul’un coğrafyası, doğal ve kültürel özelliklerinin göz önünde tutulması hedefleniyor.

Prof. Dr. Handan Türkoğlu.

İTÜ Mimarlık Fakültesi Şehir ve Bölge Planlaması Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Handan Türkoğlu, İstanbul’un tarihsel süreç içinde kuzey bölgesindeki doğal hassasiyeti yüksek alanları nedeni ile Marmara Denizi çevresinde doğrusal olarak geliştiğini ve yıllardır süregelen düzensiz yapılaşma, köprü ve yolların inşasının da kuzeye doğru yayıldığına değiniyor. Bundan sonraki yayılmada kuzey hattının doğal özellikler açısından hassas, sahil bandının ise depremsellik açısından riskli olduğunu belirten Türkoğlu, iki bölge arasındaki bantta yer alan ve özellikle hem zemin hem de üst yapı açısından riskli bölgelerden başlamak üzere yenileme çalışmalarının yapılması gerektiğini söylüyor. Türkoğlu, yenileme sürecinde sürdürülebilirlik ilkesi çerçevesinde gerekli sosyal donatıların, açık alanların ve ana yolların korunarak -gerektiğinde ulaşım yeniden düzenlenerek-, oluşacak çevrelerin kapsayıcı ve eşitlikçi olmasının sağlanması, inşa edilecek konutların ve konut çevrelerinin yeni bir tasarım anlayışı ile ele alınması gerektiğini savunuyor. Böylece bir yandan güvenli çevreler oluşurken diğer yandan yaşam alanlarının kalitesinin yükseltilmesi de hedefleniyor.

Az emsal, çok yeşil

Dönüşüm planı dâhilinde şehir planlaması yapılarak hareket edilmesi hedefleniyor.

Prof. Dr. Ali Koçak.

Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisi Prof. Dr. Ali Koçak, “Bizim amacımız bütün kenti betona boğmak değil. Bizim kentsel dönüşüm sürecindeki amacımız; sosyal donatı alanları ile sinema, tiyatro, oyun, park alanları ve yeşilin olduğu bir alan oluşturmak” diyor. Bunları yaparken de korunması gereken binaların güçlendirme çalışmaları ile korunacağını ve bu sayede de nitelikli bir dönüşüm sağlayacaklarını ifade ediyor. Rezerv alan projesi hakkında konuşan Koçak, oluşturulan rezerv alanlarda isteyenlerin haklarını alarak kalabileceklerini, isteyenlerin de dönüştürülecek ya da güçlenecek eski konumdaki yeni evlerine geçebilecekleri bir çalışma düşündüklerini söylüyor.

Rezerv alan mı? Yerinde dönüşüm mü?

Şehir planlama kapsamında iki çeşit konut alanı bulunuyor ve bu alanlar gelişme alanları ve mevcut alanlar olarak tanımlanıyor. Türkoğlu’na göre boş alanlar olan gelişme alanlarının şehir planlama araçları kullanılarak tasarlanması ve uygulanması göreceli olarak daha kolay bir süreçken, mevcut yerlerin yenilenmesi mevcut bir yaşam barındırdığı için zorlu bir süreç ve alanın özelliklerine göre farklı metotlar gerektiriyor. Koçak ise bölgede yaşayanların sosyolojik yapısından dolayı mevcut yaşam alanlarındaki dönüşümün daha iyi olduğunu savunuyor. Koçak’a göre, Fikirtepe ya da Esenler’deki gibi dönüşüme ihtiyaç duyan kişilere bu işin bir rant işi olmadığı mesajı öncesinden verilmeli. Koçak, “İnsanlara başka bölgelere gitmeleri önerilebilir ancak bulunduğu alandaki hatıraları ve geçmişi varken o alanı da değiştirmek istemezler. Avcılar’da yaşayan bir insanı Arnavutköy’e taşıdığınız zaman bu insanların iş, okul ve aile yaşamını da etkilemiş olursunuz. O yüzden birçok insan, iş yerlerinden, çocuklarının okulundan, komşuluk ve akrabalık ilişiklerinden dolayı bulundukları yerleri terk etmek istemiyor. Onun için biz kentsel dönüşümde rezerv alan değil de çoğunlukla yerinde dönüşümü destekliyoruz” dedi.

Tasarım marifeti ile boş alanlar değerlendirmeli

Kentsel dönüşüm çalışmalarında bina bazlı dönüşümlerde müteahhidin de yararı neticesinde yüksek katlı binalar ortaya çıkabiliyor. Ortaya çıkan yüksek katlı binalar, kentsel dönüşüm sürecine aykırılık teşkil ettiği için bazı durumlarda ada bazlı dönüşüm daha uygun bir seçenek sunuyor. Kentin tarihi bölgelerinde kent dokusu düzenli ise ada bazlı dönüşüm düşünülebilir diyen Türkoğlu, düzenli şehirleşmiş ancak yapı stoku eskimiş alanlarda parsel bazlı yenilemenin de olabileceğini söylüyor. Ancak burada da müteahhit payı nedeni ile artan inşaat yoğunluğu ve mal sahibinin bedelsiz yeni ev talebi yerine farklı çözümler hayata geçirmek gerekiyor. Daha önceki dönemlerde çözüm olarak uygulanan bu yaklaşımlar, yollar ve alt yapı üzerindeki baskıyı artırdığı için Türkoğlu, yine aynı durum olursa artan baskının yaşam kalitesini düşürebileceğini söylüyor.

Dönüşüm konutları

Prof. Dr. Hüseyin Murat Çelik.

Bu konuda farklı bir fikir ise Şehir Plancısı ve Ulaştırma Mühendisi Prof. Dr. Hüseyin Murat Çelik’ten geliyor. Ada bazlı dönüşümün bu işi çözmeyeceğini söyleyen Çelik, ilçeleri üç etaba ayırmak gerektiğini ve uygun olarak gösterilen rezerv alanlara dönüşüm konutlarının yapılarak ilk olarak 1/3’lik nüfusu dönüşüm konutlarına taşımak gerektiğini savunuyor. Dönüşüm yapılan bölgedeki evler tamamlanınca da kişileri geri taşımak gerektiğini ve sonrasındaki 2/3’lik nüfusu da aynı işlevin yapılması gerektiğini ekliyor. Çelik, ada bazlı dönüşümdense üç etaplı dönüşümün bu konuda daha etkili ve kısa bir dönüşüm çalışması sunduğunu ifade ediyor.

Dönüşüm planı dâhilinde yeni yerleşme alanlarının sınırlı tutulması, sahil kesiminde yoğunluk artışına izin verilmemesi ve sahil kesimi ile kuzeyde yer alan doğal hassasiyetleri yüksek kuşağın arasındaki göreceli olarak yapı stoku problemli kuşağın yenilenmesi planlanıyor. Bu yenilenme sürecinde ise sel yataklarının boşaltılması, su havzalarının mutlak ve kısa mesafe koruması, heyelan ve sıvılaşma alanları gibi zorunlu durumlarda uygulanan yer değiştirme veya aşırı yoğun yerleşme alanlarının seyrekleştirilmesi ve bunlar için de orta kuşağın göreceli olarak yoğunluğu düşük emme kapasitesi olan alanların kullanılması gerekiyor. Bu durumu sadece yapısal riskler açısından değil yaşam kalitesinin artırılması açısından da önemli gören Türkoğlu, taban alanı katsayısının 0.30, kat alanı katsayısının ideal olarak 1.50 ya da maksimum 2.00 olması gerektiğini tavsiye ediyor.

İhtiyaçtan fazla konut üretmemeliyiz

Tüm bu dönüşüm süreci içinde Koçak’a göre dikkat edilmesi gereken çok önemli bir husus var; yeni binalar ile yeni bir nüfus talebi oluşturmamak. Koçak, rezerv alanlara insanları taşıdıktan sonra dönüp de eski alana aynı emsalde aynı büyüklükte aynı beton, konut yoğunluğu içinde yeni bir yapılaşma yapılırsa bu durumun yeni bir nüfus talebi oluşturacağından ve kentsel dönüşümden de uzaklaşılacağından bahsediyor ve ekliyor, “Rezerv alana 100 bin konut yapıp da oradaki insanların 30 binini taşıyıp 70 binini satışa çıkarırsak İstanbul’a yeni insanlar getirmiş oluruz. O yüzden rezerv alan dediğimiz yerler, kendisine konut verilemeyecek insanların yerleştirildiği alanlar olmalı”.