İşyerlerini bekleyen yeni tehlike: Sessiz istifa

KADRİYE N. TUNÇSİPER
Abone Ol

Sessiz istifa kısaca çalışanın işi bırakmadan, kendisine verilen görevleri yerine getirmesi; ancak iş tanımlarının gerekliliklerinin ötesine geçmemesi anlamına geliyor. Pandemi sonrası artan tükenmişlik ve stresin arttığı bir ortamda sessiz istifa, çalışanların normal çalışma saatlerinin dışına çıkmaması, ek görevler almaması ya da herhangi bir terfi beklentisine girmemesi olarak gün yüzüne çıkıyor. Çalışanlar iş yaşam dengesini, yaşam lehine bozmak isterken, rahatlıklarına pandemi öncesine göre daha fazla öncelik veriyor.

İlk kez Zid Khan’ın TikTok’ta bir videosu ile binlerce kere izlenen ve tartışılmaya başlanan sessiz istifa pandeminin sonuçlarından biri olarak karşımıza çıkıyor. Khan’ın viral haline gelen videosundan sonra sosyal medyada sessiz istifaya atıf yapan vidoların izlenme sayısı ise 350 milyonu aştı. Khan da kavramı işi tamamen bırakmak değil, ötesine geçme fikrinden vazgeçmek olarak tanıttı.

Büyük istifa vs sessiz istifa

Şişmanoğlu’na göre sessiz istifa işe yansımadan önce mutlaka kişinin aile yaşantısına ve çevresine de yansıyor.

Pandeminin yavaşlaması ile birlikte birçok çalışan, ofislerde geçirilen zamanın çok uzun olması gerçeği ile yüzleşti. Pandemi, insanların işten beklentilerini değiştirirken, bu durum 2021’de büyük istifa dönemini başlattı.

Büyük istifa dönemi çalışanların az ücret ödenen işlere geri dönmemesi ve artan istifaları açıklayan bir tanımlama haline gelirken, sessiz istifa ise çalışanların bir bakıma işte olsalar da herhangi bir gelecek beklentisi olmaksızın düşük performansla çalışmayı tercih etmeleri anlamına geliyor. Kendisine işe adayanların benimsendiği iş kültüründen çıkışı ifade eden bu kavram bir bakıma ücret kadar performans göstermek anlamına da geliyor.

Marmara Üniversitesi İşletme Fakültesi Öğretim Üyesi Fatma Ayanoğlu Şişman’a göre sessiz istifanın en önemli nedenleri işyerindeki tükenmişlik duygusu, algılanan adaletin yerine getiremiyor olması, çalışanın tatmin düzeyinin düşük olması, beklentilerine uygun karşılık görememesi ve iş yaşam dengesizliği olarak öne çıkıyor.

Özellikle pandemi koşulları iş yaşam dengesinde her şeyi alt üst etti ve şirketlerin birçoğu yeni çalışma koşullarını yerine getiremiyorlar

diyen Şişmanoğlu’na göre sessiz istifa işe yansımadan önce mutlaka kişinin aile yaşantısına ve çevresine de yansıyor. Çalışanın performansı, verimliliği ve örgüte bağlılığı düşerken, o işe karşı duygusal hiçbir bağlantısı kalmaksızın, fiziki olarak orada görüntü veriyor. Orada bulunması ise sadece maddi kaygı ile ilgili oluyor.

Araştırmalar da doğruluyor

Sessiz istifa işverenler açısından olumsuz bir kavram olarak görülse de bu yeni akımın çalışanların iş yaşam dengesini kurabilmesi için gerekli olduğuna inananlar da var.

Sessiz istifa, sosyal medyada popüler hale gelince, çalışma yaşamında son ayların en tartışmalı kavramlarından biri oldu. Koşuşturma kültürünün tersini ifade eden sessiz istifanın bir gerçeklik haline geldiğine yönelik araştırmalar da var.

Gallup tarafından yayınlanan 2022 Küresel İş Yaşamı Durumu Raporu çalışanlar arasında stresin geçtiğimiz yıl tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştığını gösteriyor. Buna göre çalışanların sadece yüzde 20’si işlerine gerçekten bağlı iken, büyük bir kitle uzun süredir sessizce istifa etmiş görünüyor. İş yaşamında stres seviyesinin en yüksek olduğu ülkeler ise tahminlerin aksine az gelişmiş ülkeler değil, ABD ve Kanada olarak öne çıkıyor. Araştırma sonuçlarına göre profesyonellerin yüzde 86’sı, hibrit çalışma ile iş yaşam dengesini sağlayacaklarına inanıyor.

Şişmanoğlu sessiz istifa içerisinde olan çalışanların şirket için çok tehlikeli hale gelebileceklerini savunuyor. “Bunun yayılması ve diğer insanlara olumsuz etkide bulunması, şirketin kısa sürede insan kaynakları açısından ciddi verim düşüşüne neden olur” diyen Şişmanoğlu, başka işlere adapte olmalarını da zorlayacağı için bu durumun çalışanlar açısından da kötü sonuçlar doğuracağını belirtiyor.

Bizim ülkemizde de, özelikle Z kuşağında sessiz istifanın çok hızlı yayıldığını görüyoruz. Eski kuşak işyerinde biraz daha fazla sebat ederken, Z kuşağı bu konuda sebat etmiyor.

İşte memnuniyetsizlik yaşayarak çok kısa sürede işten ayrılabiliyor. Bu durum iyi beyinlerin işe katma değer sunabilecekken sunamayan birçok değerli kişinin işe faydalı olmadığını görüyoruz. Bu kötü bir durum ve hazırdaki bir beyni kaybetmiş oluyorsunuz” şeklinde konuşan Şişmanoğlu, sessiz istifanın önlenmesi için öncelikli olarak algılanan adaletin sağlanması gerektiğini şu sözlerle belirtiyor:

“Algılanan adalet çok önemli. Kişi sürekli olarak kendisini şirketteki diğer yatay pozisyondaki çalışanlar ile kıyaslar. Kendisini daha az iş yapıp daha yüksek ücret alan diğer çalışanlar ile kıyaslarsa ve adaletsizlik olduğunu düşünürse, iş yapmayı durdurabilir. Kısacası sessiz istifa literatüre yeni giren bir kavram olsa da hep görülen bir şeydi. Çünkü insanların duygu ve düşünceleri yaptıkları davranışlarda karşımıza çıkıyor”.

Sessiz istifa işverenler açısından olumsuz bir kavram olarak görülse de bu yeni akımın çalışanların iş yaşam dengesini kurabilmesi için gerekli olduğuna inananlar da var. Sessiz istifanın tükenmişlik ile baş etmek için olumlu olduğuna inanan görüşlere göre, çalışanın ön plana çıkmadan işlerini sürdürmesi, bir bakıma tükenmişlik yaşadığını işverenlerine göstermesi anlamına geliyor.