Merkez bankaları iklim değişikliğini hesaba katmak zorunda

HABER MASASI
Abone Ol

İklim değişikliği zaten küresel ekonomi için sistemik bir risk. Potansiyel ekonomik sonuçları belgeleyen geniş bir literatür bulunmasına rağmen, iklim değişikliğine ilişkin çok az araştırma var. Yapılan çalışmalarda ise iklim değişikliğine karşı kırılganlığın, ülkelerin borçlanma maliyeti üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğunu gösteriyor. Yani, iklim değişikliğine karşı daha dayanıklı olan ülkeler, daha düşük tahvil getirilerine sahipler.

İklim değişikliği kabul etmek zorunda olduğumuz bir gerçek. Kuraklıklar, sel felaketleri, kasırgalar ve diğer doğal afetler giderek artmaya devam ediyor. İklim değişikliğinin ortaya çıkardığı bir maliyet var. Bu maliyeti ölçmek hiç de kolay dahil. Ancak bu maliyeti finansal piyasalar ve merkez bankaları hesaba katmak zorunda. İklim değişikliğinden kaynaklı maliyeti ikiye ayırabiliriz.

Birincisi doğal afetlerin mülklere verdiği zarar. İkincisi ise hanehalkına yani tüketiciye verdiği zarar. Son yıllarda ortaya çıkan yeşil finans kavramının temelinde de iklim değişikliği konusu bulunmaktadır. Son yıllarda finans sektörü, iklim değişikliği riskini azaltmayı destekleyerek ve olumsuz iklim olaylarının etkisini hafifleterek iklim değişikliğiyle mücadelede önemli bir rol oymaya başladı. Uzun vadeli kurumsal yatırımcılar, iklimle ilgili risklerin yeniden dengelenmesine ve yeniden dağıtılmasına ve finansal istikrarın korunmasına yardımcı oluyor. Riskten korunma araçları olarak örneğin afet tahvilleri, artan doğal afet riskine karşı sigortaya yardımcı oluyor. Yeşil hisse senedi endeksleri, yeşil tahviller, gönüllü karbonizasyondan arındırma girişimleri yatırımın “yeşil” sektörlere yeniden tahsis edilmesine yardımcı olmaktadır.

Gözetim perspektifinden bakıldığında, merkez bankaları ve diğer düzenleyiciler, iklim değişikliğinin neden olduğu çok yönlü riskleri ele almak için çerçeveleri ve uygulamaları uyarlamak zorundadır.

Uluslararası Para Fonu’nun iki değerli uzmanını Felix Suntheim ve Jérôme Vandenbussche’nin geçtiğimiz yıl konuya ilişin çok önemli bir çalışma yayımlamıştı. Örneğin, 2011 yılında Tayland’daki sel felaketinden kaynaklanan hasar, ülkenin GSYİH’sının, yaklaşık yüzde 10’una tekabül ediyor.

Bazı tahminlere göre, Kaliforniya’daki 2018 orman yangınlarının toplam maliyeti 350 milyar dolar ve ABD GSYİH’sının yüzde 1,7. Geçtiğimiz on yılda, bu tür felaketlerin doğrudan zararlarının toplamının yaklaşık 1,3 trilyon ABD dolar olduğu tahmin edilmektedir.

Son 50 yılda yaklaşık 350 büyük iklim felaketi yaşanmış. Bazı iklim felaketlerinin finansal istikrar üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olabildiği görülmüş. Örneğin, Tayland sel felaketi borsada yüzde 30’luk bir düşüşe neden oldu.

Mevcut COVID-19 salgını, krize hazırlıklı olmanın ve dayanıklılığın, aşırı ekonomik ve insani maliyetleri olabilecek oldukça belirsiz olaylardan kaynaklanan riskleri yönetmek için gerekli olduğunu hatırlatıyor. Örneğin sigortanın varlığını genişletmek ve devletin genel mali gücünü güçlendirmek, iklim felaketlerinin etkisini azaltabilir ve dolayısıyla finansal istikrar risklerini azaltabilir. Küresel zorunlu iklim değişikliği fiziksel risk standartlarının geliştirilmesi, finansal istikrarı korumak için de önemli bir adım olabilir.

Dünyanın en büyük dördüncü sigorta sektörüne sahip olan İngiltere’nin Merkez Bankası sigorta şirketleri ile bir araya gelerek risk yönetimi konusunda çalışmalar yapılıyor. Sigortacı şirketleri ise modelleme ve tahmin yeteneklerini ve risk yönetimini geliştirerek hazırlıklarına devam ediyor. İngiltere Merkez Bankası’nın son araştırması, bankaların neredeyse dörtte üçünün iklim değişikliğinden kaynaklanan riskleri, onları yalnızca kurumsal bir sosyal sorumluluk olarak görmek yerine, diğer finansal riskler gibi ele almaya başladığını ortaya koyuyor. Bankalar, ipotek defterlerinin maruziyetinden sel riskine, aşırı hava olaylarının ülke riski üzerindeki etkisine kadar, iş modellerine yönelik en acil fiziksel riskleri değerlendirmeye başladılar.