Negatif faiz kulübü büyür mü?

HABER MASASI
Abone Ol

Son yılların popüler konularından ‘negatif faiz’ yeniden merkez bankalarının gündeminde. Bu fikir ilk duyanlar için garip gelebilir ancak bugün birçok ülke gecelik repo faizlerini negatifte tutuyor. Bir bankanın negatif faiz ödediğini düşünelim.

Bankalar mevduat sahiplerinin paralarını bir hesapta tutmak için mudilere nema vermek yerine üstüne para talep ediyor. Ne kadar garip gelse de, birçok merkez bankası politika faizlerini sıfırın altına çekti ve bazıları negatif faizi yıllardır sürdürüyor.

Negatif faiz kulübünün ağır abileri Japonya ve Avrupa Birliği Merkez Bankaları olsa da mevduat faizlerini ilk kez sıfırın altına çeken ülke İsviçre. Avrupa’nın küçük ve aykırı ülkesi 1970’lerden beri faizi sıfırın altına tutuyor. İsviçre, cansız iç talep ve düşük enflasyon sorunlarıyla mücadele için böyle bir politikayı benimsedi. Ancak büyük ekonomilerin negatif faize ilgisi 2008 küresel krizinden sonra başladı. Küresel finans piyasalarında etkisini gösteren ABD’nin mortgage piyasasında patlak veren likidite kriziyle mücadele, alışılmadık yöntemlerin başlangıcı oldu.

Merkez bankaları; politika araçlarına ‘parasal genişleme’ ve ‘sözlü yönlendirme’nin yanı sıra ‘negatif faiz’i de ekledi. ABD Merkez Bankası (Fed), başlattığı parasal genişleme politikasıyla tahvil alımı yöntemini benimseyerek krizi atlatmaya çalıştı. Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve Japonya Merkez Bankası (BoJ) ise hem parasal genişlemeye, hem negatif faize geçerek piyasaları hareketlendirmenin yoluna gitti. Japonya ve Avrupa’nın negatif faiz uygulamasına geçmesi, bu konuyu gündemin odak noktasına taşıdı. Avrupa’nın 2014’ün ortalarında başvurduğu bu yöntemi, Japonya Ocak 2016’dan beri kullanıyor. Avrupa Merkez Bankası geçen ay mevduat faizini %-0.4’ten %-0.5’e indirerek bu konudaki kararlılığının altını çizdi. Negatif faiz kulübüne yakın duran bir diğer büyük ekonomi ise İngiltere. Anlaşmasız bir Brexit, İngiltere’yi kulübün yeni üyesi yapabilir.

Peki negatif faiz uygulamasının temelinde yatan gerçek nedir? Bundan kim ne kadar yarar sağladı? Ekonomiyi canlandırmak için ortaya atılan bir para politikası olan negatif faiz ile merkez bankaları, bankaların kendisinde tuttuğu cari hesaplara uyguladığı faizi eksiye düşürüyor. Böylece bankalara ‘Bana yatırdığın para için faiz vermem, üste para alırım. Bu parayı bana yatıracağına, kredi ver ekonomiyi hareketlendir’ mesajı veriyor. Bu yöntem şirketler için ise borçlanma maliyetlerinin düşürülmesi ve kredi talebinin artması demek. Teorik olarak sevimli görünen bu tablo hanehalkı için de geçerli.

Pratikte ise negatif faiz politikasının yarardan fazla zararının olması riski de var. Eğer bankaların negatif faiz uyguladığı müşteri sayısı artarsa, nakit varlıklar, bankalar yerine yastık altına gidebilir. Almanya bunun önüne geçmek için 500 bin avro altındaki hesapları negatif faizin dışında tutuyor. Enflasyon ve faizin yüksek olması nasıl kötü bir durumsa bunların sıfır veya altında bir düzeyinde olması da iyi bir durum olarak tanımlanmıyor. Peki bu işin ideal noktası neresidir? Yüzde 2 dolaylarında bir enflasyonun yanına yüzde 2,5-3 düzeyinde bir faiz; hem durgunluk riskinden hem aşırı ısınma tehlikesinden uzak tutan ideal seviye olarak karşımıza çıkıyor.

Sağlıklı ekonomilerde başvurulmayan bir yöntem olarak bilinse de gelişmiş ülke merkez bankalarının ‘negatif faiz’ silahını kullanmasının birçok ayrı gerekçesi var. Çin-ABD eksenli ticaret savaşları, Avrupa’da ekonomik toparlanmanın hala istenilen düzeyde olmaması, düşük talep, zayıf küresel ekonomik aktivite gibi problemler yılbaşından bu yana 47 ülkede Merkez Bankalarına faizleri aşağı çektirdi. Yatırım, istihdam, üretim ve ihracatın önündeki en büyük engel olan ve piyasaları çarpık hale getiren yüksek faiz politikasının dışında bir seçenek bu. Eğer negatif faiz oranı işe yararsa, bu merkez bankaları için yeni bir dönemin başlangıcı olabilir.