Pazarlamacı Halil’in yönetim felsefesi

MUSTAFA ÖZEL
Abone Ol

Hz. Süleyman, babasına itiraz ederken, onu incitecek, karizmasını çizecek bir dil kullanmıyor; verilen hüküm yanlış demiyor. Bundan daha yumuşak bir hüküm olabilir diyor; kendisine söz verildiğinde de, o hükmü ikna edici bir dille izah ediyor. Haklılık, bize “negatif bir dil” kullanma hakkı vermez! fikirlerimizi, olumlu bir üslupla dile getirmeyi öğrenmeliyiz.

Bill Gates veya Jeff Bezos, Jack Ma veya Mark Zuckerberg, Vehbi Koç veya Sakıp Sabancı’yı anladık da, bu Pazarlamacı Halil de kim oluyor ki, hazretin yönetim felsefesini okuyalım? Demeyin sakın! Başarılı ve mutlu şirketlerin olmazsa olmazı olan özgürlük/saygı dengesini onun sayesinde zihnimde netleştirdim. Bu yazıyı, Halil gibi özgüven ve saygı bilincine sahip bütün okuyuculara ithaf ediyorum.

Özgürlük ve saygı

Vizyoner şirketler, “konuşmasını bilen” insan topluluklarıdır. Özel bir sorunu olmayan her insan konuşur elbet. Ama topluluk olarak, kurum olarak konuşabilmek, ciddi bir eğitim meselesidir.

Danışmanlığını yaptığım bir şirketler grubunun yıllık değerlendirme toplantısında, Halil adlı genç bir arkadaşın akıl ve heyecan dolu konuşması bu gerçeği bir kez daha belirginleştirdi. Halil, deneyimlerinden örneklerle iki temel ilkenin altını çizdi: Özgürlük ve Saygı. Bir işletmede genç yetenekler ne kadar özgürce düşünebilir ve hareket edebilirse, kurum o kadar gelişir. Keza, bir işletmede bilgi ve deneyime ne kadar saygı gösterilirse, kurum o kadar tehlikelerden uzak yaşar.

Halil halk deyişiyle “kitabın tam ortasından” konuştuğu için hepimizi etkiledi ve bol alkış aldı. Bir yandan, amirlerini uyarırcasına, “Benden verim almak istiyorsanız, sesime kulak verin!” dedi. Diğer yandan, “Ben bu işletmede henüz bir yıllık çalışanım, kurum dışı deneyimim de birkaç yıllı aşmaz. Oysa neredeyse tüm ömrünü Grubumuz için harcamış yöneticilerimiz var. Onların bilgi, deneyim ve irfanlarına ne kadar saygı gösterirsem, o kadar az hata yaparım.” Madem Halil kitabın ortasından konuştu, ben de bir bilim insanı olarak iki kutsal kitaptan (Kur’an ve İncil) hareketle Halil’in ne kadar doğru ve önemli mesajlar verdiğini göstermeye çalışayım.

Küçüklere kulak verin!

Önce özgürlük meselesini ele alalım. Kur’an-ı Kerîm Enbiya suresi 78. ayette şöyle buyruluyor: “Ve Davud ile Süleyman’ı da an. Hani bu ikisi bir topluluğa ait koyun sürüsünün geceleyin girip otladığı bir ekin hakkında hüküm vereceklerdi ve biz de onların bu hükümlerine tanık idik. Bu olayda Süleyman’ın dâvâ konusunu (daha derinden) anlamasını sağladık; bununla birlikte, biz her ikisine de sağlam bir muhakeme gücü ve ilim bahşetmiştik.” Kıssaya göre, bir koyun sürüsü geceleyin yolunu şaşırarak komşu tarlaya girer ve ekine zarar verir. Hz. Süleyman henüz 11 yaşında bir çocuktur. Babası, kralpeygamber Hz. Davud (as) zararı hesap ettirir ve koyun sürüsünün değerine eş bir zarar ortaya çıkar.

Bu durumda biz olsaydık ne yapardık? Muhtemelen sürüyü ekin sahibine verir, böylece zararı tazmin ederdik. Nitekim Hz. Davud da aynı şeyi yapıyor. Fakat küçük Süleyman bu hesabı beğenmiyor. “Taraflar hakkında bundan başka bir karar daha mülayim ve uygundu” diyor. “İşinizi ben üstüme alsaydım, bundan farklı hüküm verirdim.” Onun bu sözünü Hz. Davud’a haber verirler. Davud aleyhisselam oğlu Süleyman’ı çağırıp sorar: “Sen onlar arasında başka nasıl hüküm verirdin?”

Hz. Süleyman babasına koyun sürüsünün sadece bir yıllık geçici intifa hakkının (süt, yün, o yıl doğan kuzular, vb.) ekin sahibine verilmesinin; koyun sahibininse, eski haline getirinceye kadar tarlayı ıslah ve onarımla yükümlendirilmesinin ve sonunda tarlanın da, koyunların da eski sahiplerine iade edilmesinin daha uygun olacağını söyler. Bu yolla hem davacının uğradığı kayıp giderilmiş, hem de davalı mağdur edilmemiş olur. Hz. Davud bu çözümü beğenir ve uygular. Sürü sahibi, çağdaş ifadeyle, bir girişimcidir; onu sermayesinden yoksun bırakmak, toplum için daha yüksek bir değerin ortaya çıkmasına engel olmaktır. Borcunu gene bugünkü deyişle “yeniden yapılandırmak” en iyi çözümdür.

Yazının devamı Z Raporu 40. Sayısında