Türkiye'ye güvenilir enerji partnerleri lazım

HABER MASASI
Abone Ol

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başkanı Fatih Birol, Türkiye’nin enerji alanında güvenilir yeni partnerler yaratması gerektiğini belirterek, bu açıdan Kuzey Irak gazının büyük önem taşıdığını vurguladı. Birol’a göre Doğu Akdeniz gazını Avrupa’ya ulaştıracak en ekonomik rota Türkiye olsa da buna ilişkin projeler için henüz erken...

Yaklaşık altı ay kadar önce Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başkanlığı görevini üstlenen Fatih Birol, dünyada enerjiye yön veren dört isimden biri olarak niteleniyor. Oy birliğiyle bu göreve getirilen Birol, IEA’nın tarihinde, klasik anlamda siyasi şapkası olmayan tek başkan. Bir önceki Başkan Hollanda’nın eski ekonomi bakanı mesela. Üstelik Birol, eskilerden farklı olarak ABD ve Avrupa ülkeleri dışından gelen ilk başkan.

Bu özellikleri Fatih Birol’ün IEA’daki yönetim ve çalışma anlayışına da yansımasını beraberinde getirmiş durumda. Örneğin, bugüne kadar batılı ülkelerin bir zenginler kulübü görüntüsünün hakim olduğu Ajans, Birol’ün göreve gelmesinden sonra gelişmekte olan ülkelere de kapılarını açmaya yöneldi. Hindistan, Meksika ve Brezilya gibi ülkeler üyelik sürecinde...

Hem enerji denklemindeki kritik konumu hem de kendi yetiştiği topraklar olması nedeniyle Türkiye ile çok yakından ilgilendiğini vurgulayan Birol, ülkenin enerji alanındaki konumu, yaptıkları, yapacakları ve yapması gerekenler konusundaki sorularımızı cevapladı.

Türkiye enerjide geleceğe iyi hazırlanıyor mu?

Bence hakkını teslim etmek lazım ki Türkiye'nin son yıllarda attığı çok önemli bir adım var. Nükleer enerjiden faydalanma yönündeki adımlar. Türkiye nükleeri mutlaka enerji miksinin bir parçası yapmalı. Tabii ki her zaman söylediğim gibi, kimlerle çalışacağız, hangi partnerle çalışacağız, bunlar önemli konular... Türkiye doğalgazın elektrikteki payını mümkün olduğu kadar belli bir seviyede tutabilmeli. Bu da yenilenebilir kaynakların payının artmasının yanı sıra nükleerin devreye girmesiyle sağlanabilir.

Nükleer uzun iş…

Türkiye'nin enerji verimliliği ve tasarrufu konusunda da atılım yapması gerekiyor. Paris İklim Zirvesi herkes için son bir ayılma, uyanma fırsatı oldu. Enerji verimliliği konusunda birçok ülke hem ev aletleri, hem arabalar, hem uçaklar ve hem de sanayi tesisleri konusunda standartlar getiriyor. Bunları hem mecburi hale getirdi hem de bu standartlara uyulup uyulmadığını da çok ciddi şekilde takip edip, denetleyip cezalandırma ve mükafatlandırma sistemine geçtiler.

Petrol fiyatları nereye gidecek?

Petrol fiyatlarının ilelebet 30 dolarlarda kalacağını düşünmek bence çok büyük bir yanılgı olur. Çünkü 2015’te yeni petrol yatırımları 2014'e göre yüzde 20 düştü. Son 30 yılda ilk kez bu kadar büyük bir düşüş gördük. İkincisi ve daha da önemlisi 2016 yılında da bu düşüş devam edecek. Biz 30 yıldan bu yana, petrol yatırımlarının üst üste iki yıl düştüğünü ilk kez görüyoruz. Bu da şu demek; önümüzdeki bir iki yıl içerisinde dünya ekonomisi biraz toparlanır ve talep de normal bir şekilde büyümeye devam ederse, petrol piyasalarında fiyatlar üzerinde yukarı yönde ciddi baskılar ortaya çıkacak. Tamam, bazılarımız “ne güzel fiyatlar 30 dolar oldu” diyebilir. Ama petrol kaynaklı dış ticaret açığında yaşamayacağınızı düşünün ama aşırı iyimser olmayın, bu geçici bir dönemdir. Sakın rehavete kapılmayın.

Bir de yenilenebilir kaynaklar meselesi var…

Evet, Türkiye'nin yenilenebilir enerji kaynaklarını değerlendirme konusunda da çok ciddi adımlar atması gerekiyor. Yenilenebilir enerji artık romantik bir hikaye değil, tamamıyla bir business, yani rekabetçi bir iş haline geldi. Geçmişte yenilenebilir denilince genelde çevrecilerin, yeşilcilerin söyledikleri akla geliyordu. Ama artık öyle değil. Yenilenebilir enerji, tamamen gerçekçi ve rekabet gücüne sahip bir sektör haline geldi.

Yenilenebilirin gelişiminde küresel görünüm nasıl?

Geçen yıl dünyadaki yeni devreye giren elektrik santrallerinin yüzde 48'i, yani neredeyse yarısı yenilenebilir kaynaklara dayalı. Diğer yarısı ise kömür, gaz, nükleer ve petrole dayalı tesisler. Yani bunların hepsi bir yana, yenilenebilir bir yana... Bu tablo, dünyanın da bu yöne gittiğini net şekilde ortaya koyuyor.

Peki bu eğilim her ülkede aynı mı?

Burada da önemli bir gelişme var. Geçmişte yeni yenilenebilir tesislerinin çoğu gelişmiş ülkelerden, Avrupa ülkelerinden falan gelirdi. Ama şimdi çoğunluğu, yani üçte ikisi Çin, Brezilya ve Hindistan gibi ülkelerden geliyor. Asya çok kritik. Hindistan'ın çok ciddi güneş enerjisi projeleri var. Şu anda dünyadaki her 10 güneş panelinden 9'u Asya'da üretiliyor. Ve bu da fiyatları aşağı doğru çekiyor.

Yenilenebilir derken su hariç mi?

Çok yerinde bir soru. Geçmişte yenilenebilir enerjideki büyümenin ana dinamosu hidroelektrik santrallerdi. Oysa şu anda öncülüğü rüzgar ve güneş üstlenmiş durumda. Yani önemli olan biraz da şu: Mesele sadece yenilenebilir yenilenmez meselesi değil, maliyetlerin de aşağı doğru düşmesi söz konusu ve bu da son derece önemli. Türkiye'nin de bu konuda ciddi atılımlar yapması lazım. Ve gerçekten hem ekonomimiz açısından hem enerji güvenliğimiz açısından hem de çevre açısından bence aklın yolu bir, yenilenebilire çok ciddi yatırım yapmamız gerekiyor.

Diyelim ki kaynak dengesini sağladık, ya ekipman ve teknoloji ithalatı?

Türkiye kendi başına bir enerji adası değil. Yani kendisi dünya enerji sektörünü belirlemiyor. Ama dünya enerji sektöründeki gelişmeler Türkiye'deki gündemi belirliyor. Bu bakımdan dünyayı iyi takip etmek lazım. Gelişmeleri iyi okuyup, teknolojide nerede boşluklar var, bunların bazılarında Türkiye'nin öncelik verebileceği alanlar belirlenmeli. Bu birçok alanda olabilir. Biyokütleden, biyogazdan tutun, güneş panelleri konusuna, veyahut kazanlardan tutun türbinlere kadar... Eğer sadece ve sadece teknoloji alan bir ülke olarak kalırsak, bu durum enerji maliyetlerimizi ve enerji piyasasındaki pozisyonumuzu bence olumsuz etkiler. Onun için Türkiye enerji araştırma geliştirmesi konusunda ciddi bir strateji oluşturmalı.

Bunun işaretleri var mı?

Zaten Paris İklim Zirvesi'den çıkan sonuçlardan biri de ülkelerin enerji Ar-Ge harcamalarını ikiye katlamaları gerektiği... Eminim Türkiye de bu konuya ciddi bir şekilde eğilecektir. Bunu yaparken enerji teknolojilerinde hangi alanlara yönelirsek kendi ülkemiz, kendi ekonomimiz için katma değer üretebiliriz, ortaya koyabiliriz, buna bakmak şart. Sanırım bu konu Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve ilgili kesimlerce tartışılıp ciddi bir strateji belirlenecektir.

Enerjiyle politika ilişkisi...

Ben enerjiyle jeopolitikanın giderek daha fazla iç içe geçeceğini düşünüyorum. Bu da enerji sektöründe çalışan insanlar için iyi bir haber değil ama gerçek. Bu konudaki kararlarda enerji ve ekonomi unsurlarının yanı sıra jeopolitik unsurlar rol oynayacak. O yüzden, özellikle petrol ve doğalgazdaki projelerin fizibilitesi tartışılırken bunların sadece teknik ve ekonomik boyutlarına değil, jeopolitik boyutlarına da bakmak gerekiyor. Enerji arz güvenliğinin ülkelerin dış politikalarını belirleyen faktörler listesinde üst sıralara taşınacağını düşünüyorum.

Buna ilişkin somut örnekler istesek?

Kendi bölgemize, Türkiye ve çevresine bakarsak, gerçekten şu anda tam bir yangın yeri görünümünde... Hem Ortadoğu, hem Kuzey Afrika hem de Akdeniz'in önemli kısmı... Ve bu durumun kısa süre içinde düzeleceğini düşünmek de bence fazla iyimserlik olur.

Bu şartlar altında Türkiye enerjide ne tür adımlar atmalı?

Türkiye'nin enerji konusunda atacağı adımlarda arz güvenliğini maksimize etmesi en önemli kıstas olmalı. Burada bence en önemli olay, çeşitliliği sağlamak. Birincisi, tek büyük ya da birkaç büyük üreticiyle, tedarikçiyle değil, birçok üreticiyle çalışmak çok önemli. İkincisi enerjiyle ilgili Türkiye'ye güvenilir partner ülkeler yaratmalıyız. Ben epeyden beri Irak'ın çok önemli bir tedarikçi ülke olacağını söylüyordum. Gazdaki tek önemli konu üretim değil, taşıma maliyeti de çok belirleyici bir faktör. Bu bakımdan Kuzey Irak gazı ciddi bir avantaja sahip. Kuzey Irak'taki gazın maliyeti ABD kaya gazının maliyetinin yarısı seviyesinde. Türkiye açısından bu gazın taşınması sorunu da yok, Irak'ın yanı başındayız. Üç yıl önce söylediğimi tekrarlayayım, Kuzey Irak gazı Türkiye için tarihi ve stratejik bir şans...

Bir de Doğu Akdeniz gazı var...

Tabii ki Doğu Akdeniz’de de çok ciddi gaz ve petrol rezervleri var. Ama bunun pazarlara ulaşması önemli. Hem boru hattı olarak hem de LNG olarak Doğu Akdeniz gazını taşımada en ekonomik seçenek Türkiye güzergâhı. Fakat bu hemen bugünden yarına olabilecek bir şey değil, gerçekleşebilmesi için ciddi bir talep lazım.

Yeterli talep yok mu?

Ben şu anda Avrupa'da bu açıdan bir gaz talebinin olduğunu düşünmüyorum. Çünkü Avrupa'da talep düşüyor. Şu anda bu ülkelerdeki talep, bundan sekiz yıl öncesine göre daha düşük. O bakımdan bence Doğu Akdeniz gazının Avrupa'ya gitmesini uzun dönemli bir proje olarak düşünmek lazım. Ben kısa sürede bu türden projelerin ekonomik ve politik olarak gerçekleşeceğini düşünmüyorum.

Avrupa’nın Rusya’ya bağımlılıktan kurtulma çabası bir talep faktörü değil mi?

Avrupa'nın istediği de Türkiye gibi tedarikçi çeşitliliği sağlamak. Avrupa Birliği'nin geçen yıl aldığı yeni enerji kararlarının, Enerji Birliği'nin en önemli, en stratejik yanı, üye ülkeleri Rusya'ya bağımlılıktan kurtaracak seçenekleri çoğaltmak. Ama Akdeniz gazı bu seçeneklerden sadece biri. Diğer seçenekler de var. Norveç gazı var, ABD kaya gazı var, Kanada gazı var.