Türkiye'ye saldırının şifreleri

HABER MASASI
Abone Ol

2016 yazında Türkiye'de yaşanan 15 Temmuz kanlı darbe girişiminin gerçek boyutları, dünyanın içinden geçtiği değişim ve küresel güçlerin yeni jeopolitik adımları dışarıda bırakılarak anlaşılamaz. Sadece son bir kaç yılda çevremizde yaşanan gelişmelere baktığımızda bu adımlar net olarak görülüyor:

Rusya'nın Kırım'ı ilhak etmesi, Karadeniz ve Doğu Akdeniz'de artan askeri varlığı, Suriye'ye yerleşmesi; NATO'nun Doğu Avrupa'da yeni birlikler konuşlandırması; İngiltere'nin Brexit kararı, Batı'nın Mısır'daki askeri darbe yönetimine verdiği destek; Libya'ya yapılan uluslararası müdahale; Yemen'deki iç savaş... Liste uzayıp gidiyor. Türkiye bu hareketli coğrafyanın tam ortasında yer alıyor ve gelişmelerden geçmişte olduğu gibi bugün de etkileniyor. 15 Temmuz işte bu ortamda Türkiye'nin iradesine yönelik bir darbeydi. Olay sonrası Türkiye'de hemen hemen herkesin ağız birliği etmişçesine "dış güçleri" işaret etmesi bir tesadüften çok ortak aklın vardığı sonuç olsa gerek.

Darbe girişimi sonrası Batı'dan "demokrasi lehine" gelmeyen tepkiler, girişimin başarılı olması halinde yaşanacak senaryolar, darbenin failleri olarak öne çıkan Fetö'nün derin ilişkileri ortak aklın bu yargısını desteklerken, 15 Temmuz'un sadece Türkiye'nin iç dinamikleri ile açıklanamayacağını açıkça ortaya koyuyor. Fotoğrafı doğru çekebilmek için dünya nasıl bir çekişmenin içinde, Türkiye bunun neresinde yer alıyor sorularına yanıt bulmak şart.

Çok değil 15 Temmuz darbe girişiminden bir hafta önce NATO liderleri eski Varşova Paktı'nın merkezi olan Polonya'nın başkentinde biraraya gelerek gelecek yılların stratejisini belirlediler. 139 maddelik bir bildirge yayınlayarak, 56 kez adını andıkları Moskova'ya adeta ültimatom verdiler. NATO üyeleri bildirgede "Rusya'nın faaliyetleri belirsizliği arttırmış, güvenlik ve istikrarı zayıflatmıştır. İşbirliğini bozmuş, güveni zedelemiştir" diyerek Kırım'ın ilhakını, Doğu Ukrayna'daki gerilimi, Baltık, Karadeniz ve Akdeniz'de ani Rus tatbikatlarını, NATO hava sahasının ihlalini, Suriye rejimine verilen desteği, Akdeniz'deki gelişmeleri NATO'nun atacağı adımlara gerekçe gösterdiler. Rusya bu iddialara sert tepki gösterdi.

Peki Batı niye bu kadar endişeli? Ruslar ne yapmak istiyor? Sorunun cevabı açık. Enerjide dışa bağımlı Avrupa Rusya'nın merhametiyle yaşamak istemiyor. Rusya ise üçüncü Avrupa istilasından çekiniyor. Geçmişte Napolyon ve Nazi istilalarını, yakın zamanda ise Yugoslavya'nın dağılmasını, Kosova'nın elden çıkmasını unutmayan Ruslar NATO'nun genişlemesinin kapısına dayanmasına razı değil. Rusya'nın Yeni Avrasyacıları Ukrayna'yı bir tampon bölge olarak NATO yayılmasına karşı Rus müdafaasının ayrılmaz bir parçası olarak görüyor. Bunun için Gürcistan ve Ukrayna'da olduğu gibi güç kullanmaya hazır. Atlantikçi yayılmaya karşı direniyorlar. Kırım'ı ilhak ederek bir mavi deniz gücü olarak yeniden sahneye çıktılar. Rusya 2015'te ilan ettiği yeni donanma doktrinine göre Akdeniz'de daimi varlık bulundurmak istiyor. Bunun için yeni uçak gemileri ve denizaltılar inşa etmeye hazırlanıyor. Kırım bunun için de önemli bir köprübaşı oldu. Kırım'daki Karadeniz donanması sayesinde Ruslar Suriye operasyonunu gerçekleştirdi ve başarıya ulaştı. Putin şimdilerde Kırım ile Rusya'yı karadan birbirine bağlamak için Kerç Boğazı'n da büyük bir asma köprü inşa ettiriyor. Buradaki tersaneler yeniden faaliyete geçiriliyor. Rusya Kırım'ı işgal ettikten sonra buradaki deniz gücünü kullanarak Suriye'deki Tartus deniz üssünü de genişletti. Hmeymim Hava Üssü'nü Doğu Akdeniz'deki Rus donanma faaliyetlerinin hava savunmasını sağlayacak şekilde donatıyorlar. Bu üssün güvenliği Türkiye'nin tutumuna bağlı. Özetle Ruslar kuşatmaya karşı NATO'nun doğu ve güney kanadını gevşetmeye çalışıyor. İran ve başarırlarsa Türkiye gibi bölgesel ittifaklarla ABD ve NATO'nun Ortadoğu ve Basra'ya tam hakim olmasını engellemek istiyorlar. Tabi yeni bir enerji havzası ve geçiş noktası olma yönünde ilerleyen Doğu Akdeniz'i Batı'ya bırakmak istemiyorlar. Çünkü bu bölgeye hakim olan olası bir büyük savaşta diğerine diz çöktürebilecek kapasiteye sahip olacak. Bakmayın ABD'nin kaya gazı bulduğu için Ortadoğu petrolüne ihtiyaç duymadığı sözlerine. Evet belki ABD buna ihtiyaç duymayabilir ama bir büyük savaşta mesele petrolü kullanmak kadar karşı tarafa kullandırtmamaktır. İkinci Dünya Savaşı'nın Pasifik'teki seyrini belirleyen olaylardan birinin Japonlara giden petrol tankerlerinin batırılması olduğunu unutmayalım. Bugün Basra'dan çıkan petrolün en büyük alıcısı Çin'in, Washington'un asıl baş etmeye çalıştığı güç olduğunu da hatırdan çıkarmamak gerek.

Peki ya ABD ve müttefikleri? Ortadoğu onlar için hala çok önemli. Amerikan yönetimi İran Devrimi'nden sonra bölgeyi tutabilmek için Merkez Komutanlığı'nı kurdu ve buraya ciddi yığınak yaptı. Körfez ülkelerinde inşa edilen askeri üsler ve bunların maliyeti bir yana son dönemde Suudi Arabistan'la yaşadığı gerilim, İran'la yapılan 14 Temmuz anlaşmasının yol açtığı sıkıntılar Washington'u bölgede sıkıntıya sokmuş durumda. Rusların bu faaliyetlerinin yanısıra Obama yönetimi müttefikim dediği bölge ülkeleriyle sürekli gerilim halinde. İsrail, Suudi Arabistan ve Türkiye ile ABD son yıllarda sık sık kriz yaşıyor. Bölgedeki etkinliğini yitirmeye başlaması Amerikan yönetimi için ciddi bir sorun. ABD Balkanlar'daki gibi büyük ülkeleri parçalarsa kolaylıkla idare edebileceğini düşünüyor.

Bütün bu karmaşada başta Işid olmak üzere terör örgütleri önemli bir manivela aracı oldu. Işid terörü gerekçe gösterilerek bu ülkeler bölgede operasyon yapıyorlar. PKK ve PYD ise Türkiye'ye karşı sopa olarak kullanılıyor. Yaklaşan Kürt-Arap savaşında ayakta kalmak için müttefiklere ihtiyaç duyacak olan Kürtlerin Türkiye'ye savaş açması pek akılcı değil. Bu da bu terör örgütlerinin taşeron olarak kullanıldığına işaret. Amerika'da sözü geçen bazı kesimlerin Türkiye'nin Arap dünyası ile bağını kesecek bir Kürt koridoru projesine inanmış olduğu görünüyor. Hedef bu. Terör örgütü bombalıyor ama hedeflediği halk ayaklanması Kürtlerin sağduyusu sayesinde gerçekleşmiyor. Çocuk yaşta teröristler Gaziantep'te olduğu gibi katliamlar yapıyor. Kimi zaman Işid kimi zaman PKK. Terörün hedefi belli: Türkiye'yi içeride meşgul etmek, iradesini rehin almak.

Bu kavgada Avrupa da bir bütün olarak ya da üyelerinin ayrı ayrı politikalarıyla var. Kendi içinde yaşadığı ağır ekonomik bunalım, Yunanistan'ın iflası, İngiltere'nin Avrupa Birliği'nden ayrılma kararı birleşik Avrupa fikrine büyük darbe vurdu. Mültecilere uygulanan dışlayıcı politika, binlerce insanın Akdeniz ve Ege'nin serin sularında boğularak yaşamını yitirmesi, kurtulanların gördükleri muamele, yükselen radikal sağ çanların Avrupa ideali için de çaldığını gösteriyor. Ortadoğu ve Kuzey Afrika enerjisine, Rusya'ya bağımlı olan Avrupa. Üstelik şimdi bir de Işid terörüyle karşı karşıya kalarak ulus devlet refleksiyle 1930'lara dönen bir Avrupa var. Türkiye'ye demokrasi ve insan hakları vaazları verirken "açık denizde buzdağından kurtulmanın sırları" dersi veren Titanic kaptanı gibi.

Bütün bu gerilimin birikim noktası Türkiye. Türkiye mülteciler konusunda yük çekerse Avrupa rahat edecek. Türkiye NATO'nun Rusya'yı çevreleme ve yalnızlaştırma planına destek vermezse Rusya rahat edecek. Türkiye ABD'nin taleplerine uyarsa Washington Ortadoğu'da rahat edecek. Türkiye razı olursa Suriye parçalanacak. Irak parçalanacak. Belki İran diz çökecek. Türkiye susarsa kimse Gazze'yi konuşmayacak İsrail rahat edecek. Ama Türkiye kendi çıkarlarına göre hareket ederse kimi zaman Batı kimi zaman Rusya kimi zaman bölge güçlerinin başı ağrıyacak. İşte bu yüzden Türkiye'nin iradesini kırmak bazıları için çok önemli. Birilerinin 15 Temmuz'da gözünü karartıp ülkenin seçilmiş cumhurbaşkanını öldürmeye kadar varan kanlı darbe girişiminde bulunması Türkiye üzerindeki hesapların ne kadar büyük olduğunu, bu hesapları yapanların ne kadar ileri gidebileceğini gösteriyor. 15 Temmuz'un uluslararası boyutları üzerine düşündükçe Anadolu'nun küresel çıkarların nasıl bir kesişme ve hesaplaşma noktası olduğu daha iyi anlaşılıyor. Türkiye için yapılması gereken bu hesaplaşmaları iyi süzüp ona göre rasyonel bir güvenlik ve dış politika belirlemek. Tüm sorunlara rağmen Türkiye'nin en büyük avantajı ve gücü 15 Temmuz gecesi ortaya konan bağımsızlık ve demokrasi yanlısı milli iradedir.