Yeni dönemde Türkiye’nin makroekonomik görünümü

HABER MASASI
Abone Ol

Türkiye iki turlu seçim sürecini tamamladı ve yeni cumhurbaşkanlığı kabinesi ile yeni döneme başladı. Elbette yeni dönemde eskiden kalan çözülmesi gereken bazı makroekonomik sorunlar ve gelecekte atılması gereken adımlar var. Ancak her ne olursa olsun Türkiye’nin büyümeden, ihracattan, istihdamdan ve üretimden ödün vermeden yoluna devam etmesi gerekiyor.

2018 yılındaki spekülatif kur atağı, 2020’de pandemi ve nihayet 2022 yılı başında başlayan Rusya-Ukrayna Savaşı’nın Türkiye ekonomisi üzerinde oldukça olumsuz etkileri oldu. Döviz kurundaki dalgalanma, enerji fiyatlarındaki astronomik artış, küresel gıda enflasyonu gibi değişkenler Türkiye’nin makroekonomik dengelerini bozucu sonuçlar doğurdu. Dahası 2023 yılının hemen başında Türkiye gayri safi hasılasının yüzde 10’unu üreten 11 ilde yaşanan büyük deprem felaketi işleri daha da zorlaştırdı.

Ancak tüm bu olumsuz iklime rağmen Türkiye uyguladığı politikalar ve izlediği stratejiler sayesinde bir yandan büyümesini devam ettirirken diğer yandan küresel tedarik zincirlerinden aldığı payı artırmayı başardı.

GSYH büyüme hızları, I. çeyrek: Ocak- Mart, 2023 - Genç işsizlik.

TÜİK’in son verisine göre Türkiye ekonomisi 2023 yılının ilk çeyreğinde yaşanan büyük deprem felaketine rağmen bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 4, bir önceki çeyreğe göre ise yüzde 0,3 büyümeyi başardı.

Elbette bu büyüme rakamı beraberinde istihdam tarafında daha yönetilebilir bir tablo getirdi. Zira Türkiye’nin genç ve dinamik bir demografik profili var ve eğer yeni istihdam alanları yaratılmazsa hali hazırda bile yüksek seyreden genç işsizlik oranının daha da artması gibi olumsuz bir tablo görülmesi daha muhtemel hale gelir.

2020 yılının başında yüzde 24’ten daha yüksek olan genç işsizlik oranının yüzde 19,1’e kadar gerilemiş olmasının dikkatlerden kaçmaması gerekiyor.

  • Eğer Türkiye, büyümeyi ve istihdamı öncelememiş olsaydı genç işsizlik oranının bugünkü seviyelerin çok üstünde olacağı bir sorun olarak karşımıza çıkacaktı.

Elbette böylesi bir büyüme politikasının ilk ve en önemli yan etkisini enflasyon tarafında görüyoruz ve enflasyon oldukça ciddi bir sorundur. Kur atağı, pandemi ve savaş gibi olağanüstü dönemlerin ardından uygulanacak politika setinin istihdam tarafını destekleyecek şekilde kurgulanmasının enflasyonu tetikleyeceği aşikar. Öte yandan aşırı sıkı para ve maliyet politikalarının neden olacağı yüksek işsizliğe bağlı gelir kayıpları yerine satın alma gücünde kabul edilebilir seviyedeki bir düşüş ancak gelirlerin devam ettiği bir iklim daha tercih edilebilir bir politika seti olarak değerlendirilebilir. Bu noktada elbette bu durumun GSYİH içindeki işgücünün aldığı payın düşmesi gibi olumsuz sonuçları da oluyordu. Ancak son dönemde sağlanan gelir artışlarının etkisi ile 2023 yılı ilk çeyrek büyümesinde işgücü ödemelerinin aldığı pay yeniden yükselerek yüzde 38’e çıktı.

Yazının devamı Z Raporu 50. sayısında