Boşluğun ve ışığın mimarisi: Türk Dil Kurumu

Türk Dil Kurumu ön cephesi, Kaynak: Cengiz Bektaş Arşivi, Salt Araştırma.
Türk Dil Kurumu ön cephesi, Kaynak: Cengiz Bektaş Arşivi, Salt Araştırma.

Cengiz Bektaş denildiğinde akla ilk gelen yapılardan biri olan Türk Dil Kurumu, sadeliğin anıtsallıkla buluştuğu tasarımıyla öne çıkıyor. Tüm mekanlar yapının temel unsurlarından biri olan boşluğa açılıyor ve ışığı camlar yardımıyla içeri alan bu kısım, merdivenlerle birlikte heykelsi bir görünüm oluşturuyor. Türk Dil Kurumu binası 1988’de Ulusal Mimarlık Ödülleri’nde Yapı Dalı Ödülü'nü almaya hak kazanıyor.

Türk Dil Kurumu binasının maketi, Kaynak: Cengiz Bektaş Arşivi, Salt Araştırma.
Türk Dil Kurumu binasının maketi, Kaynak: Cengiz Bektaş Arşivi, Salt Araştırma.

Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra ülkenin kalkınmasını sağlamak amacıyla ekonomik, sosyal, tarihsel ve mimari anlamda pek çok çalışma yürütülüyor. Bir yanda kurulan İller Bankası ile imar faaliyetlerine hız kazandırılmaya çalışılırken diğer yanda ülkenin sahip olduğu mirasları araştırma ve öne çıkarma hedefiyle yeni kurumlar açılıyor. Bu önemli kurumların başında da Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu geliyor. 12 Temmuz 1932’de Atatürk’ün talimatıyla kurulan Türk Dili Tetkik Cemiyeti, 1936 yılında Türk Dil Kurumu ismini alıyor.

Türk dilinin öz güzelliğini ve zenginliğini meydana çıkarmak, onu yeryüzü dilleri arasında değerine yaraşır yüksekliğe eriştirmek” amacıyla kurulan cemiyet ile Türkçe üzerine çalışmalar başlatılıyor. Cengiz Bektaş bu kurumun neden resmi bir kurum değil de dernek çatısı altında kurulduğunu bir röportajında şöyle anlatıyor: “Atatürk isteseydi, bir devlet kurumu olarak kurabilirdi TDK'yı. Kendisine Akademi olarak önerildiğinde bile ‘hayır’ demişti... Çünkü akademi bir sözcük ürettiğinde bu ‘resmi’ bir şey olur ve herkes kullanmak zorunda kalırdı... Dil zorlanmış olurdu... Oysa dil zorlamaya gelmezdi... Onun için dernek olmalıydı, onun için yaptığı her şey ancak bir öneri olmalıydı. Bu, Afet İnan'ın anlattığı, tanıklık ettiği bir gerçektir. Dil, yaşayan bir şeydir.”1

Eski ve yeni binanın ilişkisinin gösterildiği çizim, Kaynak: Cengiz Bektaş Arşivi, Salt Araştırma.
Eski ve yeni binanın ilişkisinin gösterildiği çizim, Kaynak: Cengiz Bektaş Arşivi, Salt Araştırma.

Mimar kimliğiyle birlikte yazar ve şair olarak da anılan Cengiz Bektaş için Türk dilinin kullanılması, geliştirilmesi ve korunması büyük önem arz ediyor. Deneme, şiir, çocuk kitapları gibi alanlarda eser veren mimarın 1965’te mimariye dair yazdığı yazılar 1967’de Dost Yayınları’ndan çıkan Mimarlıkta Eleştiri kitabında bir araya getiriliyor. Basılan ilk kitabı olan Mimarlıkta Eleştiri’nin anlatım biçimi sayesinde 1968’de Türk Dil Kurumu Deneme Ödülü’nü almaya hak kazanıyor. Bektaş bu ödülle birlikte Türk Dil Kurumu’nun üyesi oluyor. O dönemde 550 üyesi bulunan kurum, kullandıkları binayetersiz kaldığı için ek bir bina yapma isteğiyle Bektaş’a başvuruyor.

İnşaat aşamasından bir fotoğraf, Kaynak: Arkiv.
İnşaat aşamasından bir fotoğraf, Kaynak: Arkiv.

Mimar başlarda projeyi reddederek eski yapının üzerine kat eklemeleri önerisinde bulunsa da yapının statik raporu buna izin vermediği için zamanla ikna oluyor ve eski yapı ile uyum sağlayacak şekilde yeni bir yapı tasarlamaya başlıyor. Bektaş, Tuğçe Kaplan’ın Salt Araştırma için yaptığı röportajda bu projeyi reddetme nedenini şöyle anlatıyor: “Türk Dil Kurumu benim kişisel korkumdu çünkü bütün sevdiğim insanlar orada üyeydi. Lisedeki edebiyat hocamdan, Dağlarca’ya [Fazıl Hüsnü] –ki o benim şiir babam diye saydığım adamdır–… Ya orada başarısız olursam? Herkes Türk Tarih Kurumu’nun hayranı o zaman.”2 Önündeki önemli bir örnek olan Türk Tarih Kurumu binasının içe dönük, kaleye benzeyen cephesini eleştiren Bektaş tasarladığı yapıda iç mekanla dış mekan arasında bağlantı sağlayacak şekilde pencereler yerleştiriyor.

Yapının iç mekanındaki boşluğun farklı açılardan fotoğrafları, Kaynak: Cengiz Bektaş Arşivi, Salt Araştırma.
Yapının iç mekanındaki boşluğun farklı açılardan fotoğrafları, Kaynak: Cengiz Bektaş Arşivi, Salt Araştırma.

Yapıyı tasarladığı dönemde 55 çalışanı olan kurumun tüm çalışanlarıyla konuşan mimar, binanın ihtiyaç programını bu konuşmalar doğrultusunda hazırlıyor. Bektaş, büyük saygı duyduğu bu insanlara mekânı farklı bir şekilde deneyimleyebilecekleri bir mekân kurgulama isteği duyarak medreselerin orta mekanlarını örnek alan bir boşluk kurguluyor. Başlangıçta sadece boşluk gibi gözüken bu alan ile aslında insanları birbirine yakınlaştıracak iletken bir ortam kurduğunu söylüyor. Yapıdaki tüm birimler bu boşluğa açılıyor. Merdivenin uzamın (mekânın) içinde plastik bir öğe olarak kullanımını denemek için yapının içindeki tasarlanmış boşluğa yani oylumaheykelsi bir görünüm kazanan bir merdiven konumlandırıyor. Ayrıca kolon ve kirişlerle burada oluşturduğu etkiyi bozmak istemeyen mimar, kaset döşemelerle açıklıkları geçmeyi tercih ediyor. Kaset döşemeler sayesinde oditoryumu yapının merkezine yerleştiriyor.

Yapının iç mekanlarından fotoğraflar, Kaynak: Cengiz Bektaş Arşivi, Salt Araştırmalar.
Yapının iç mekanlarından fotoğraflar, Kaynak: Cengiz Bektaş Arşivi, Salt Araştırmalar.

Bu oylumun tasarımı ve ışığı mekana alış biçimi önceleri garipsense de zamanla pek çok kişi tarafından beğeniyle karşılanıyor. Prof. Dr. İhsan Bilgin bir yazısında bu boşluğu şöyle anlatıyor: “Türk Dil Kurumu (TDK) binasında iç avlunun açılı cam cephesi, sınırladığı iç avluyu en ücra köşesine kadar ışıkla yıkayarak aydınlatmakla yetinmeyip sirkülasyon şaftından kopup koridorlara taşmış basamakları da ışık gölgeleriyle avlunun odağı cazip bir heykele dönüştürür.”3 Böylece Bektaş’ın yapmak istediği heykelsi iç mekânın farklı kişiler tarafından da rahatlıkla algılandığı kanıtlanıyor. Bu heykelsi görünüşte en azla en çoğu ifade edebilmeyi hedefleyen mimar, yapıda beton, ahşap ve cam olmak üzere üç malzemeyi farklı şekillerde kullanıyor.

Eski ve yeni yapı arasındaki bağlantıyı gösteren kesit, Kaynak: Cengiz Bektaş Arşivi, Salt Araştırma.
Eski ve yeni yapı arasındaki bağlantıyı gösteren kesit, Kaynak: Cengiz Bektaş Arşivi, Salt Araştırma.

Yapı, Ankara’nın en işlek caddelerinden biri olan Atatürk Bulvarı’nda yer aldığı ve bulvara batı cephesi baktığı için tasarımda batı cephesinin nasıl kurgulanacağı önem arz ediyor. O dönemde pek çok yapı, batıya arkasını dönmeyi tercih etse de mimar Ankara’nın önemli bir caddesine sırt çevirmeyi doğru bulmadığı için cepheyi bu doğrultuda tasarlıyor. Her kat bir alt katın döşemesinden 15 cm taşıyor ve böylece hava süzülerek içeri alınırken batı cephesine yerleşme sorunu da çözülüyor. Bektaş bu taşmaların Ankara Evleri’ne atıfta bulunduğunu belirtiyor. Yapının her aşamasını yakından takip eden mimar yapının büyük kısmı tamamlandıktan sonra fark ettiği bazı nedenlerle çatıyı tekrar ele alıyor. Böylece 1/1 ölçekte gözlem yaparak en doğru yöntemle inşaatın tamamlanmasını sağlıyor.

Türk Dil Kurumu Kütüphanesi, Kaynak: Cengiz Bektaş Arşivi, Salt Araştırma.
Türk Dil Kurumu Kütüphanesi, Kaynak: Cengiz Bektaş Arşivi, Salt Araştırma.

Kurumun 550 üyesi olmasına rağmen oditoryuma en fazla 350 kişinin alınabileceğini hesaplayan mimar bu sorunu farklı bir şekilde ele alıyor. Koltuklar yerine sürekli devam eden oturma alanları planlıyor. Bektaş buradaki çözümünü “Toplantı salonu düzdü, rampaydı, basamaklı değil... Koltukları kerevetti, sürekliydiler sırtlıklarıyla... 540 üyesi vardı TDK'nın, biz burada 500 kişi kurultay yaptık. Yani 500 kişi sığabildik... Koltuk yerleştirdiğinizde bu sayıyı bulamazsınız. Ayrıca boş koltuklar konuşmacının moralini bozar. Azıcık rahat otursanız 200 kişiyle de bu salon dolu gibi görünür, sıkışırsanız 500 kişi de oturursunuz.”2 diyerek anlatıyor. Mimarın tasarladığı bu oditoryum ilerleyen yıllarda onun izni olmadan değiştiriliyor ve koltuklar yerleştirilerek 200 kişilik bir hale getiriliyor. Mimar bir konuşmasında bu tarz izinsiz değişikliklerin yapıyı ne denli bozduğundan bahsederken bu yapıda kaset döşemelerin içine yerleştirilen lambalardan dolayı rahatsızlığını da dile getiriyor.

Yapının iç mekanlarından fotoğraflar, Kaynak: Cengiz Bektaş Arşivi, Salt Araştırmalar.
Yapının iç mekanlarından fotoğraflar, Kaynak: Cengiz Bektaş Arşivi, Salt Araştırmalar.

Vedat Dolakay gibi dönemin ünlü isimlerinin de yapının heykelsi bir duruş kazandığını söylediği yapı, 1988 yılında Ulusal Mimarlık Ödülleri’nde Yapı Dalı Ödülü'nü almaya hak kazanıyor. Kuzgun Acar yapımı heykelin yapının içine yerleştirme planları bozulsa ve yanlış müdahalelerle yapı ilk halini koruyamasa da Cengiz Bektaş Türkiye mimarlığında önemli bir yapıyla hepimizi selamlıyor.

Yapıdaki oylumu ve oditoryum kurgusunu gösteren planlar, Kaynak: Cengiz Bektaş Arşivi, Salt Araştırmalar.
Yapıdaki oylumu ve oditoryum kurgusunu gösteren planlar, Kaynak: Cengiz Bektaş Arşivi, Salt Araştırmalar.
Proje

Türk Dil Kurumu

Yeri

Çankaya, Ankara

Mimarı

Cengiz Bektaş

Proje başlangıç yılı

1974

Proje bitiş yılı

1978
KAYNAK / 1 “CENGİZ BEKTAŞ”. MİMARLIK DERGİSİ, SAYI:226 (05-06), 1987, S.81-94. HTTP://DERGİ.MO.ORG.TR/DERGİLER/4/542/9108.PDF 2 SALT ARAŞTIRMA ADINA TUĞÇE KAPLAN. “CENGİZ BEKTAŞ İLE MİMARİ ÜRETİMLERİ ÜZERİNE SÖYLEŞİ” YILDIZKAN, EBRU. “ERKEN CUMHURİYET DÖNEMİ TÜRK MİMARLIĞINDA MODERNLİK ALGISI ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA: SEYFİ ARKAN’IN BELEDİYELER BANKASI BİNASI”. YÜKSEK LİSANS TEZİ, ERCİYES ÜNİVERSİTESİ, 2018. 3 YAPI DERGİSİ. “SON HATIRALARIMIZ”. ERİŞİM 15 TEMMUZ, 2022. HTTPS://YAPİDERGİSİ.COM/SON-HATİRALARİMİZ/ YTONG BLOG. “MİMARLIĞIN NİTELİĞİNİ TOPLUM BELİRLER”. ERİŞİM 15 TEMMUZ, 2022. HTTPS://YTONG.COM.TR/BLOG-DETAY.ASP?BLOGID=26 FOTOĞRAFLAR: CENGİZ BEKTAŞ ARŞİVİ, SALT ARAŞTIRMA. ERİŞİM 15 TEMMUZ, 2022. HTTPS://ARCHİVES.SALTRESEARCH.ORG/HANDLE/123456789/196726 & HTTPS://ARCHİVES.SALTRESEARCH.ORG/HANDLE/123456789/196587 TÜRK DİL KURUMU, ARKİV. ERİŞİM 15 TEMMUZ, 2022. HTTP://WWW.ARKİV.COM.TR/PROJE/TURK-DİL-KURUMU/3233