15 Temmuz kırılma anları

15 Temmuz 2016 Cuma, hem yüz karası bir gün olarak hatırlanacak hem de destansı bir direnişin gecesi olarak.
15 Temmuz 2016 Cuma, hem yüz karası bir gün olarak hatırlanacak hem de destansı bir direnişin gecesi olarak.

15 Temmuz 2016 Cuma, hem yüz karası bir gün olarak hatırlanacak hem de destansı bir direnişingecesi olarak. Tıpkı güneşin doğuşu gibi, karanlık ve meşum bir geceden aydınlık ve parlak birsabaha çıktık Türkiye olarak. Namusuna, onuruna ve özgürlüğüne sahip çıktı Türkiye. Elbette budestansı mücadelenin tek sahibi milletin kendisiydi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Meydanlara inin!" çağrısı

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Facetime üzerinden bir canlı yayına bağlanıp, Başkomutan olarak halkı meydanlara çağırması, bütün Türkiye’nin yaşadığı şok dalgasını atlatmasını sağladı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Facetime üzerinden bir canlı yayına bağlanıp, Başkomutan olarak halkı meydanlara çağırması, bütün Türkiye’nin yaşadığı şok dalgasını atlatmasını sağladı.

İlk haber, “Boğaziçi Köprüsü askerler tarafından tutuldu” diye yansıdı ekranlara. Kimse neler olduğuna anlam veremiyordu elbette. Bir terör saldırısı ihtimali konuşuldu daha çok. Kimse darbe ihtimalini düşünmedi. Asıl sebep kimsenin 2016 yılında bir darbeye kalkışılabileceği ihtimalini görmüyor olmasıydı elbette. Yayınlanan ilk haberlerden yarım saat sonra Türk Silahlı Kuvvetleri’nin darbe yaptığı anlaşıldı. Boğazların kapatılması, Ankara ve İstanbul’da Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ait jetlerin alçaktan uçuş yapması herkeste tam anlamıyla şok etkisi yaptı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kaçırılmış yahut öldürülmüş olabileceği ihtimali herkesin dile getirmekten korktuğu düşüncesiydi. Darbeci askerler hızla ilerlerken Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Facetime üzerinden bir canlı yayına bağlanıp, Başkomutan olarak halkı meydanlara çağırması, bütün Türkiye’nin yaşadığı şok dalgasını atlatmasını sağladı.


Türkiye’nin her yerinde insanlar meydanlara akın edip darbecilerin karşısına dikildi. 15 Temmuz Darbe Girişimi’nin ‘girişim’ olarak kalmasını sağlayan en önemli kırılma anı işte buydu. Cumhurbaşkan Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘meydanlara inin’ çağrısı.

Şehit Astsubay Ömer Halisdemir'in tuğgenerali alnından vurması

15 Temmuz gecesinin ancak sonraki gün öğrenebildiğimiz en önemli hikayesi, en önemli kırılma anı hiç şüphesiz buydu.

Aslında dediğimiz gibi, hikayenin asıl ve tek kahramanı sadece milletin kendisi. 15 Temmuz Darbesi’nin engellenmesinin en önemli psikolojik hamlelerinden birini bizzat millet gerçekleştirdi.

Cunta girişiminin ilk dakikalarında darbeci askerleri afallatan, planlarını bozan kahramanlığa Özel Kuvvetler Komutanı’nın emir subayı Ömer Halisdemir, hayatı pahasına imza atmıştı. Darbe girişiminin ilk dakikalardında Özel Kuvvetler Komutanı’nı tutuklamak ve yönetime el koyduğunu ifade etmek için Karargaha gelen Tuğgeneral Semih Terzi, karşısında Astsubay Ömer Halisdemir’i bulmuştu. Hain Tuğgeneral, artık komutanın kendisinde olduğunu söylediği Ömer Halisdemir’den tek bir yanıt aldı. Ömer Halisdemir, hiç tereddüt göstermeden silahını çekmiş ve hain Tuğgeneral Semih Terzi’yi alnının tam ortasından vurarak öldürmüştü. Darbe girişiminin ilk dakikalarını akamete uğratan Ömer Halisdemir, hemen orada darbeci askerler tarafından şehit edildi. Ancak 15 Temmuz Darbe’sinin yalnızca ‘girişim’ olarak kalmasını sağlayan en önemli adımı attı. Ömer Halisdemir, bütün cuntacı askerlerin kirlettiği üniformanın onurunu tek başına korudu.

Ömer Halisdemir, bütün cuntacı askerlerin kirlettiği üniformanın onurunu tek başına korudu.
Ömer Halisdemir, bütün cuntacı askerlerin kirlettiği üniformanın onurunu tek başına korudu.

Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar'ın direnmesi

Tüm Türkiye’nin ayrıntılarını daha sonra öğrendiği kırılma anlarından biri de doğrudan Genelkurmay Başkanlığı Karargahı’nda yaşandı. Her şeyi detaylıca hesaplayan FETÖ mensubu darbeci askerler, darbeyi gerçekleştirebilmek için en önemli detaylardan biri olan darbe bildirisini Hulusi Akar’a imzalatmak üzere o gece Genelkurmay Karargahı’nı işgal ettiler.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’ı rehin alan darbeciler, ilerleyen saatlerde TRT ekranlarında bir spikere zorla okuttukları darbe bildirisini Genelkurmay Başkanı Akar’a imzalatmak istediler.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’ı rehin alan darbeciler, ilerleyen saatlerde TRT ekranlarında bir spikere zorla okuttukları darbe bildirisini Genelkurmay Başkanı Akar’a imzalatmak istediler.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’ı rehin alan darbeciler, ilerleyen saatlerde TRT ekranlarında bir spikere zorla okuttukları darbe bildirisini Genelkurmay Başkanı Akar’a imzalatmak istediler. Darbenin emir-komuta zinciri içerisinde bütün Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından yapıldığı algısını oluşturmak için önemli olan bu adımı geçrekleştirebilmek için Hulusi Akar’a hakaret ve işkence ettiler.

Kafasına silah dayanmasına rağmen bildiriyi imzalamayacağını söyleyen Hulusi Akar, vatanına bağlı bir subay olarak bu onurlu duruşuyla darbeyi darbecilerin aleyhine çeviren kırılma noktalarından birine imza attı. Orgeneral Hulusi Akar’a yapılan işkencenin izleri, kurtarıldıktan sonra kameralara yansıdı

Milletin TRT'yi darbeci işgalinden kurtarması

Aslında dediğimiz gibi, hikayenin asıl ve tek kahramanı sadece milletin kendisi. 15 Temmuz Darbesi’nin engellenmesinin en önemli psikolojik hamlelerinden birini bizzat millet gerçekleştirdi. Darbeci askerler, öncelikle TRT’yi işgal edip TRT spikerine zorla darbe bildirisini okuttular. Bildiri ‘sokağa çıkma yasağından’ söz ediyordu ancak bildiriyi işiten vatandaşlar evlerinden çıkıp TRT binasına doğru yürüyüşe geçtiler. Her geçen dakika artan kalabalığa karşı koyamayan darbeci askerler, halkla birlikte TRT’ye giren polislere teslim olmak zorunda kaldı. TRT’deki darbeci işgaline son verilmesi 15 Temmuz Darbesi’ni kıran en önemli başlıklardan biri oldu. Halkın TRT’yi geri almasının ardından, zorla CNN Türk ve Kanal D binalarına giren askerler de haberi alan vatandaşların hızlıca hareket etmesiyle polis tarafından tutuklandı.

  • 28 Şubat Darbesi’nde halkı değil askerleri destekleyen Doğan Medya’nın 15 Temmuz Darbesi’nde bizzat halk tarafından kurtarılması da tarihe ironik bir not olarak geçecek elbette.

Her geçen dakika artan kalabalığa karşı koyamayan darbeci askerler, halkla birlikte TRT’ye giren polislere teslim olmak zorunda kaldı.

Denizli'nin 500 komandoyu durdurması

Hikayenin asıl kahramanı milletin kendisi dedik ya. Darbe sürecinde İstanbul ve Ankara yoğunluklu süren haberler, büyük Anadolu kıtasında neler olduğunu biraz arka planda bıraktı aslında. Sonraki günler neler olup bittiğini anlamış olduk. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çağrısının ne düzeyde karşılık bulduğunu ancak detaylar gelince farkettik. Ankara’ya doğru harekete geçmek üzere 11. Komando Tugayı’ndan çıkan ve beş yüz komandoyu taşıyan askeri araçlar Havalimanı yolunda, halkın kamyonlar ve traktörlerle yolu kapatması üzerine durduruldu. Denizli Büyükşehir Belediyesi’ne ait bütün kamyon ve iş makinaları da havalimanı pistine park edilip havalimanı bütünüyle ulaşıma kapatıldı. Denizli köylüsünün cesur çıkışı 500 komandonun Ankara’ya gidişinin önündeki en önemli engel oldu.

Askerlerin Ankara’ya ulaşması, çok büyük bir kıyıma yol açacaktı.

Kazan'da tarlasını ateşe veren "Ankara"

Abartı olduğunu düşünmeye hiç gerek yok. Gemilerin, karadan da yürütülebileceğini akleden iradeyi anlamak istiyorsanız eğer Ankara’nın Kazan ilçesine bakmanız yeterlidir. Darbecilerin ana merkez olarak işgal ettiği Akıncı Üssü’nden uçaklar kalkamasın diye tarlasındaki mahsulü ateşe veren, İstiklal Harbi ruhunu taşıyan o mübarek dedeye bakmanız yeterli. Tarlasındaki bütün ürünü ateşe verip, ortalığı dumana boğan çiftçi dedenin fedakarlığı, İstiklal Harbi’nde yaşanan fedakarlıkların bir benzeri. Darbe girişiminde bulunan Fethullahçı teröristlerin sadece bu örnekle bile neden asla başarılı olamayacaklarını anlamaları gerekiyordu aslında. Fakat zaten bu millet tanısalardı, gösterdikleri cüreti gösteremezlerdi.

 Türkiye’yi ve Türk halkını tanımıyorlardı.
Türkiye’yi ve Türk halkını tanımıyorlardı.

Darbeci hainlerin gerizekalı olması

15 Temmuz Darbe Girişimi’ni akamete uğratan ve belki üzerine hiç konuşulmayan en önemli detaylardan biri de darbeye kalkışan Fethullahçı teröristlerin geri zekalı olmaları. Her şeyi planlamışlardı. Adım adım, köprüleri tutacaklardı, TÜRSAT binasını ele geçireceklerdi, Cumhurbaşkanlığı’nı ve Meclis’i bombalayacaklardı. Stratejilerini gayet profesyonel bir şekilde yapmışlardı. Jandarmalar müdahale edecek, Harp Okulu öğrencileri sahaya inecek, tanklar meydanlara çıkacak, F-16’lar devreye girecekti. Hepsini tek tek gerçekleştirdiler de. Direnen küçük gruplar ateş açılarak dağıtılacaktı. Her şey planladıkları gibi gitti. Ama Türk halkını hiç tanımayan elitist ve cemaat yalanına inanacak kadar kör subaylar, direnen ‘küçük’ grupların ölçüsü konusunda yanılmışlardı.

Muhtemelen 60 ve 80 darbelerinin gazete haberlerine bakarak darbeye hazırlanan Fethullahçı teröristler, alçak uçuş yaptıklarında korkup evlerine kaçacak bir halk bekliyorlardı karşılarında. Yahut ateş ettiklerinde boyun eğecek bir halk. Ya da darbe bildirisini ciddiye alacak bir halk. Askeri olarak yaptıkları bütün planları işlemişti ama en önemli gerçeği ıskalamışlardı. Türkiye’yi ve Türk halkını tanımıyorlardı.