Bir akşam gezintisi değil bir istiklal yürüyüşü

Saadet İkesus
Saadet İkesus

"Biliyor musun" diyor adama; "filanca gün filanca saat filanca dakikada senin sesin benim adımı söyledi" diyor. Adamın yüzü kül gibi oluyor bunu duyar duymaz. Diyor ki adam: "Söylediğin dakikada biz Rusya sınırlarını aşmak üzereydik. Ben motor üzerindeydim ve bacağıma bir kurşun saplandı. Bunun üzerine "Saadet!" diye bağırdım.

Almanya'da tahsil yapmış ve 1941 yılında Türkiye'ye dönmüş bir opera sanatçısı tanıdım, 18 senelik Fransızca öğretmenliğini yaptığım Devlet Konservatuarı'nda: Saadet İkesus Altan. Ben bu kadınla konuştuktan sonra Naziler hakkındaki fikrimi değiştirdim. Sanmayın ki ben Almanlar savaşı kaybetti diye Nazileri yüceltiyorum. Ben bu kadını dinledikten sonra Nazi aleyhtarlığım netleşti. Ben Nazilere niçin karşıyım, onu size anlatacağım. Bu Saadet İkesus Altan, Almanya'da sopranoydu. Çok başarılı bir meslek hayatı var. Kendisi "Ben öldürülmemiş yegâne Carmen'im" derdi. Carmen Operası'nın sonunda sevgilisi Carmen'i öldürür fakat bu Carmen'i oynadığı sırada alarm çalmış bomba ihtimali var diye, bütün seyirci, orkestra ve şarkıcılar da sığınağa inmek zorunda kalmışlar, oyun bitmemiş olunca da bu kadın öldürülmemiş Carmen olarak tarihe geçti. Ses rengi iyi ve Almanya'da tutulmuş bir soprano olarak. O çalışmaları sırasında birlikte çalıştığı bir piyanist gençle bir evlilik kurmak üzere nişanlanmışlar. Hitler Almanya'sı, evlenmek için resmi makamlara müracaat ediyorlar.

O sırada ırkçı kanunlar var, mesela yahudilerle evlenmek yasak. İnsanları sadece Ari ırkın selameti ölçülerine göre bir şekle sokuyorlar. Bunları tetkik ediyorlar, bu evliliğe izin vermiyorlar. Bunların esas baktıkları şey ırk. Kadını fazla bizantin buluyorlar. Alman erkek tamam, fakat kadın bir Almanla evlenemez. Dolayısıyla bunlar da evliliklerine izin verilmediği için maceraya girmiyorlar, birbirlerini sevmelerine rağmen ayrılıyorlar ve kadın Türkiye'ye geliyor. Burada operada çalışıyor ama Almancası çok iyi olduğu için bir taraftan da yılın 1942 olduğunu düşünürsek, savaşın da en kızgın zamanı.

....................

Masanın üzerinde bir almanca tercüme edilecek bir kitap, bir lügat, bir de tercüme edilen metnin yazıldığı bir defter, masanın başında oturan ise Saadet İkesus. Gecenin geç vakti, fakat tercümeye dalmış. Ama birden nişanlandığı Almanın sesini duyuyor, "Saadet" diye bağırıyor, o da onun adını söylüyor ama ortalıkta kimse yok, fakat bu kendisini çok etkilediği için lügatin üzerine dakikası dakikasına tarih düşüyor, "şu gün şu saat şu dakika" diye. Savaş bittikten sonra eski nişanlısıyla karşılaşıyor Saadet İkesus. Tabi konuşuyorlar, bunun içinde o var belki de adamı onun için görmek istedi. "Biliyor musun" diyor adama; "filanca gün filanca saat filanca dakikada senin sesin benim adımı söyledi" diyor. Adamın yüzü kül gibi oluyor bunu duyar duymaz. Diyor ki adam: "Söylediğin dakikada biz Rusya sınırlarını aşmak üzereydik. Ben motor üzerindeydim ve bacağıma bir kurşun saplandı. Bunun üzerine "Saadet!" diye bağırdım. Saadet İkesus'un böyle bir hikâye uydurmasına hiç ihtiyaç yok. Ama ben bunu size niye anlattım, bir şeyler oluyor dünyada.

Ben Nazilere bu iki insanın evlenmelerine mani oldukları için karşıyım. Bu iki insanın birbirlerini ne kadar sevdikleri bu olaydan belli.

  • (Bir Akşam Gezintisi Değil BİR İSTİKLAL YÜRÜYÜŞÜ – I, sf. 236- 240)