Bir dünya ozanı olarak Barış Manço

Hepimizin kalbinde taht kurmuştur Barış Manço.
Hepimizin kalbinde taht kurmuştur Barış Manço.

Kendini hayatının hiçbir safhasında ifade edememiş bir çocuk ve ona bugüne kadar vermediği sevgiyi şimdi cüretkâr bir şekilde ondan talep eden bir anne var karşımızda. Ve bu anne, anne olmanın üstünlüğünü çocuğuna her sahada hissettiriyor. Çocuk ise davranış olarak ayna görevini görmekten başka bir şey yapmıyor aslında. Bu aynada kendini göremeyen anne ise beklentilerine hep haklı gerekçeler buluyor ve annelik onun arkasına sığındığı bir statü hâline geliyor.

İzmir’ de yağmurlu bir akşamüzeri... Birkaç aylık olan kızım henüz uykuya dalmıştı ki tuhaf bir huzursuzlukla uyandı. Yanılmıyorsam, ağlamasının tam on birinci dakikasında (ki bu gerçekten yanılgı değil, bir anne için çocuğunun kaçıncı dakikada sustuğunu bilmek önemli!) zil çalmaya başladı. Kucağımda kızımla kapıyı açtım, gelen ortaokuldan beri hiç ayrılmadığım arkadaşım Leyla’ydı. Bana “Çok üzgün olacağını tahmin ettiğim için yanında olmak istedim” dedi. Ben de alık bir hâlde “tamam” dedim. Gündemim, kızımın ağlamasından öteye geçmediği için çok algılayamamıştım. Leyla “Aslında bu kadar sakin olacağını tahmin etmemiştim, yani Barış Abi’n ölüyor ve sen sahiden sakinsin” dediğinin ilk dakikasında aniden bir aydınlanmayla algım açıldı. Abin… Ölmüş… Barış… Ve idrak safhasından sonra, maalesef ki saatlerce sürecek ağlayışımın ilk dakikaları başlamıştı. Tabii arkadaşımın da hem anneyi hem kızını teselli etmek için çırpınışları. Besteci, şarkıcı, söz yazarı, filozof, şair, sunucu, gezgin vs. diye sıralayarak neredeyse tüm statüleri çoğaltmak ve bu statülerin içini, yetenek ve emekle doldurmak mümkün elbette ki, mevzu Barış Manço olunca.

Öznel olanı kendi çokluğunda sağaltarak, nesnel hakikate dönüştürebilen bir filozoftu Manço.
Öznel olanı kendi çokluğunda sağaltarak, nesnel hakikate dönüştürebilen bir filozoftu Manço.

Teatral üslubu, kemerleri ve yüzükleri. Saçlarını uzattığı için saldırıya uğrayan ve Hollanda da geçirdiği kaza sonucu üst dudağında ki iz kapansın diye bıraktığı bıyıklarıyla “7’den 77’ye” hepimizin kalbinde taht kurmuştur kendisi.İkamesi hakikatle yoldaş olan kimliğini, şarkılarına taşımayı başarmış bir bilge aynı zamanda… İlk olarak “Kafadarlar” ve “Harmoniler” grubunu kuran Manço, henüz on dokuz yaşındayken “Twist in Usa” ve “The Jet” isimli ilk 45’liğini çıkarır. İkâmesini kendi felsefesinden alan bir ozan olarak, kimlik ve hakikat geleneğine varmak için uzun bir yolculuğu olmuştur. Bu yolculuğunun istasyonlarının birinde, “Kaygısızlar” grubuyla beraber bugün bile dilimize pelesenk olmuş “Kol Düğmeleri” albümünü çıkarır. Kendi sesini tanıyan ve bulan Manço’ nun yolculuğunun bir sonraki istasyonun da bu defa “Moğollar” grubu vardır. Ve son kertede artık son istasyona kadar beraberce yol alacağı “Kurtalan Ekspres” ile müzik yolculuğuna devam edecektir.

Kaşık icat edilmemişken kurulan sofra ya da icad edilen bir sofra olarak memleket nire?

Öznel olanı kendi çokluğunda sağaltarak, nesnel hakikate dönüştürebilen bir filozoftu Manço. Onun müziğinde, kadim değerler arasında yaptığı seyrüseferle, milleti millete anlatma derdini çok derinden sezeriz. Toplumsal belleğin bir iz düşümüdür aslında o. Anlamlarındaki derinlikte çoğaldığımız “Yaz Dostum” “Ahmet Bey’in Ceketi”ve “ Süper Babaanne” ve daha sayabileceğimiz bir çok şarkısı ile ahlâkın yeniden inşasına niyetlendiğini görürüz. Adeta kadim sıkıntıların derdinde olan deneysel bir müziktir yaptığı... Geleneksel müzik öğretilerini takip etmediği hâlde gelenekten kopmayan Manço, müziğini zaman zaman öykü mantığında geliştirmiştir.

Eserlerine daima eleştirel hayal gücü ve hakikat söylemi hâkimdir. Bunu ozanca bir ses, incelikli bir zekâ ve hassas bir kalple başarmıştır. Kariyerinin dönüm noktası elbette ki 1970’ de bestelediği “Dağlar Dağlar” ile olmuştur. Ruhunun tınısı hâline gelmiş melodileri ve bunun üzerine ustaca yerleştirdiği şarkı sözlerini, felsefi derinliği olan fakat bu derinliği bozmayan yalınlıkla yerli yerine koymuş olması ayrıca alkışlanası bir marifet. O, neredeyse çoğu şarkısında yer verdiği atasözlerini, deyimleri ve kavramları yeniden icat eden bir disiplinle ve adeta bir dip dalga şeklinde devam eden bir üslupla hakikate dil olmuştur.

Anadolu'ya ses ya da sese ana olmuş bir nefes

Toplum inşası bakımından şarkıları elbette ki büyük önem taşımakta. Zaten birçok şarkısının sonunda kendi adına yer veriyor olması, halk şiiri geleneğine bağlılığının ve buna olan itimadının en önemli göstergesi.Ozanlığına zemin sunan şair aklı Barış Manço’ya milletin aklı olma hakkını da veriyor aslında. Lakin şiirin çoğu yazar ve düşünürlerce felsefe olarak kabul edildiğini var sayarsak hiç de yanılmış olmayız. Her kelimeyi ve kavramı kendi söylemi içinde seslendirmeyi başarmış Manço, Anadoluluydu ve aşkın can bulmuş hâliydi.Öyle ki şarkılarında sıkça işaret ettiği “ölüm” üzerinden “hayat ve hakikat” üzerinde bir köprü olmuştur.

Derdi yeni bir kavram üretmek olmayan Manço, var olan tüm kavramları gelenek hamuruyla yoğurmuş, sade ve anlaşılır bir şekille yeniden imâl etmiştir. Bundaki başarısını da elbette ki, bizden çocuklarımıza aktardığımız ve dilden dile dolaşan şarkılarının taze heyecanını da hâlen görmekteyiz. Barış Manço dinleyicisi olmak, kadim bir geleneğe tanıklık etmekle eşdeğerdir. Bir neslin öğretmeni, abisi, amcası, sırdaşı, dostu olan Barış Abi’nin şarkısında bahsettiği o “güz yağmurları” yla bir gün göçüp gittiğine hâlâ inanamayanlardanım. Biz büyüdük ama adam olduk mu, bunu da anlamadık…