Çöl yok oldu artık herkes Leyla'dır

Sosyal medyanın, uçsuz bucaksız bilgi akışının iğdiş ettiği kişiliklerden maalesef bir Mecnun çıkmıyor.
Sosyal medyanın, uçsuz bucaksız bilgi akışının iğdiş ettiği kişiliklerden maalesef bir Mecnun çıkmıyor.

Seyre daldığı yansımasındaki kırışıklarına, sivilcelerine ve saçlarına düşen aklara bir çözüm bulmaya çalışan günümüz insanı için artık herkes Leyla'dır. Alternatifler dünyasında yeri doldurulamayacak hiçbir şey yok! Leyla'yı yitirmenin karşılığı artık çöl değil. Leyla'yı yitirmenin karşılığı yeni Leylalar edinmek.

Çöl onun için bir arayış ibresi hükmündedir.
Çöl onun için bir arayış ibresi hükmündedir.

Melankolinin Türkçede tam bir karşılığı bulunmasa da dilimize "kara duygu" ve "kara sevda" olarak çevriliyor. Melankoliyi kara sevda üzerinden tartışacak olursak Mecnun'dan, dolayısıyla çölden ve elbette Leyla'dan konuşmadan bahse girmek olmaz. Kays adında bir genç çölle hemhâl olur. Ne çöl eski çöldür ne de gençten geriye bir Kays kalmıştır. Çöl Leyla'dır artık, Kays da Mecnun. Hikâyenin bizi bağlayan kısmında Mecnun'un melankolisi var. Bu melankoliyi Nasır Hemir, Bab'aziz filminde çölün ortasında ceylanın peşine düşüp kaybolan ve daha sonra bir su birikintisinde kendi yansımasına dalıp kalan şehzade sahnesiyle çarpıcı şekilde işlemiştir. Filmde şehzadenin seyre daldığı şeyin kendi yansıması değil bilakis ruhu olduğu vurgulanır ve eklenir: "Kendi yansımasını görenler âşık olmayanlardır." Bu bağlamda Mecnun'u, kendi yansımasını kaybetmiş bir melankolik olarak tanımlayabiliriz. Çöl onun için bir arayış ibresi hükmündedir. Arayışın merkezinde Mecnun'un melankolisi vardır. Bu melankoli onu öyle bir noktaya getirecektir ki Leyla'ya "Sen Leyla değilsin." diyecektir. Kendi suretini görmemekle kalmayıp Leyla'nın suretini de yitirmeye varmıştır Mecnun'un kara sevdası.

Mecnun bugün yaşıyor olsaydı muhtemelen tımarhaneye kapatılacaktı

Günümüzde melankoli sıklıkla patolojik bir terim olarak kullanılıyor. Ağır depresyonla ilişkilendiriliyor. Modern insanın kara sevdaya düşmesi "hastalık" olarak tanımlanıyor. Çöller yok oldu artık. Mecnun arayan tımarhanelere ya da en iyimser beklentiyle psikiyatri kliniklerine bakmak zorunda! Sosyal medyanın, uçsuz bucaksız bilgi akışının iğdiş ettiği kişiliklerden maalesef bir Mecnun çıkmıyor. Her yer yansımalarımızla dolu. Çöldeki su birikintisini bırakın, evden çıkarken bile defalarca kendi yansımamızla göz göze geliyoruz. Bulut görünce nem kapıp telefonlara sarılıyoruz. Hemen kamerayı açıp yansımamızdaki "kusursuz" imajda herhangi bir noksanlık oluşup oluşmadığını kontrol ediyoruz. İnsan olduğumuzu hissetmemiz gerektiğinde tekno/sanal hüzünleri çıkartıyoruz ceplerden, çantalardan. Gözlerimiz daha yaşarmadan paketleyip raflara kaldırıyoruz tekrar. Melankoliyi hastalık olarak tanımlıyoruz. Hâlbuki hep beraber "ben" hastalığına yakalandık da farkında değiliz.

Modern insan "ben, önce ben, sadece ben, hep ben" diyerek kendinden geçti.
Modern insan "ben, önce ben, sadece ben, hep ben" diyerek kendinden geçti.

Sıklıkla duyduğumuz "kişisel tercihlere saygı" nutukları bu hastalığın modern dünyayı ne denli etki altına aldığının en büyük kanıtlarından biri olarak değerlendirilebilir. Yakın zamanda toplum nezdinde problematik birçok eğilimin "kişisel tercih" adı altında meşrulaştırılma girişimine tanık olmamız işten bile değil. Modern insan "ben, önce ben, sadece ben, hep ben" diyerek kendinden geçti. Çölleşme en çok çölleri vurdu. Çöl yok oldu. Seyre daldığı yansımasındaki kırışıklarına, sivilcelerine ve saçlarına düşen aklara bir çözüm bulmaya çalışan günümüz insanı için artık herkes Leyla'dır. Alternatifler dünyasında yeri doldurulamayacak hiçbir şey yok! Leyla'yı yitirmenin karşılığı artık çöl değil. Leyla'yı yitirmenin karşılığı yeni Leylalar edinmek. Günümüzün Mecnunlarıysa ya tımarhanede ya da psikiyatri kliniklerinde anti depresan tedavileriyle aynada göremedikleri yansımalarına kavuşturulmaya çalışılıyor.