Dağılmışlar için bir sözlük VI

'Teberri olmadan tevelli olmaz' demişler. Uzaklaşmadan yakınlaşılmaz.
'Teberri olmadan tevelli olmaz' demişler. Uzaklaşmadan yakınlaşılmaz.

"Suda kendini gören at, ürker ve nehri geçemez." demiş şair, besmele çekmek suyu yaratanı anlamak, ona güvenmek, kendi kusurlu hâlini aşmak demektir. Surette, şekilde, kendinde takılı kalanlar suyu aşamaz çünkü...

Gerçek İs. Birden uyanıp etrafına korkarak bakan insanın rüyaya mı hayata mı devam ettiği sorusuna verilemeyen cevap.

Allı morlu çayırların üzerinde, soframızı kurmak için telaş içindeydik, sevgilimiz. En bilge olanımız seni anıp "rızık, temiz yere iner" deyince, içimizden en saf olanı sofra kuracağımız yeri temizlemeye başladı, geri kalanımız içimize baktık. Sağ en baştaki içimde bir kalbim var ben temizim dedi, onun yanındaki kalbimin içinde iman var ben temizim dedi, onun yanındaki imanın içinde ihsan var en temiz benim dedi, onun yanındaki parmağı ile dilini tuttu, ben temizim diyenler dudaklarını ısırdı böylece. Sofrayı insan kurar, rızkı Hakk indirir. Dilini temizleyene, ruhunu temizleyene, hayalini, aklını ve zihnini temizleyene, sırrını temizleyene rızık iner. Saf olanımız bir taşı kaldırıp koydu kenara, sağ en baştaki bir leşi, onun yanındaki bir kan lekesini, onun yanındaki yırtıcı bir hayvanın azı dişini, onun yanındaki vahşi bir kuşun tırnağını kaldırıp koydu kenara.

Nihayet İs. Ayağımızın bize rağmen attığı adımın, ayağımıza rağmen bizi getirdiği nokta.

"Teberri olmadan tevelli olmaz" demişler. Uzaklaşmadan yakınlaşılmaz. Reddetmek ayrı, uzaklaşmak ayrı. Tutmuş ikisini birbirine katmışız. Kötülüğü reddetmişiz ama ondan uzaklaşmamışız. Yetmemiş. Arkasında kötülük vardır diye bütün iyilikleri de reddetmişiz. Böylece arkasında iyilik olan bir kötülük yapmışız. Kargalar toprağı göstermiş. İki tık tık yetmiş doğrusu Kabil'e. A çocuk bu kadar anlayışlıydın da neden kıydın kardeşine, diye sormamış kargalar. Biz de anlayışlı olmak isteriz ama Kabil olmak istemeyiz, bizi kötülüğe uzak iyiliğe yakın tutacak bir anlayış isteriz sevgilimiz.

Engel İs. Yükseğe, yakına, başa gelmek için bir ayağın yokladığı atıl nokta.

Bize acı lazım dedik. Eğri, acı ile doğru olur. Doğru, acı ile dürüst olur. Bir murad, acı ile anlatılırsa doğru dürüst olur. Böyle dedik. Muradımız bazen bir cetvele dönüştü, bazen bir çubuğa, bazen bir yola. Nereye dokunsa ikiye böldü. Bir şehrin içinden mi geçti, yârin iki zülfünün ortasından mı geçti, anamızın babamızın arasından mı geçti, hep dönüp bakınca anladık. Gönlü şak diye ikiye mi böldü, baktığı dağı ikiye mi ayırdı, oturduğu taşı yarıp eşitledi mi, hep başımızı çevirince gördük. Her şeyi birleyip gittiğimizi sanıyorduk oysa. Muradımız birlikti, dağılmışı toplamak, ayrılmışı kavuşturmaktı. Lakin bir çifte saban gibi geçtiğimiz yerlerde birbirinden ayrı izler bırakmışız. Sonra durduk. Anladık ki biz ulağız sadece. Söz bizim değil, tesir bizim değil, itibar bizim dilimize değil. Biz nice ulaktan sadece biriyiz. Elli ayaklı, dilli dudaklı olanıyız. Ağacın dalları da ulak, gökteki yıldızlar da, akan su da, dökülen zülüf de. Ulağın bilgisindeki en gereksiz ifade kendisidir. Biz cenneti doldurmaya çalışırken cehennemde kendimiz için yer açmışız. Cenneti de cehennemi de sahibine bırakmaktan başka muradımız kalmadı, sevgilimiz.

Âlim İs. Kalp hizasında tutulan sözün sahibi.

Bir talebenin davetine icabet etmiştik bir zamanlar. Senin evin demiştik Hz. Musa gibi yalnız olmanın, yolda olmanın ve bir akışın içinde ilerlemenin tecrübe yeridir. İnsanın kendi ile yalnız kalıp, kendine ayna tutup, kendini aradığı ve kendini aştığı yerdir. Bu ev demiştik, insanın kendisini bulmak için besmele çektiği "telakki"noktalarından biridir. "Suda kendini gören at, ürker ve nehri geçemez." demiş şair, besmele çekmek suyu yaratanı anlamak, ona güvenmek, kendi kusurlu hâlini aşmak demektir. Surette, şekilde, kendinde takılı kalanlar suyu aşamaz çünkü... Talebe yüzümüze bakıp benim evim besmeledir o hâlde demişti. Bu derinlik karşısında yüzeyde kaldık sevgilimiz, evsiz kaldık, gözsüz ve penceresiz kaldık. Kapının önüne oturduk. Biz dedik senin kalbindeki o saf tohuma emanetiz. Biz dedik senin evinde neşvünema bulacak, o evi mağaraya değil Hira'ya çevirecek o tohuma emanetiz. Bir balığın karnında olduğu hâlde henüz umudunu kaybetmemiş olan o kalp sesine emanetiz. Ağladık. Biz dedik o talebeye, sana emanetiz.