Dünyakadar

Absürd kurgu kategorisine giren eserin içerisinde eşcinsellik gibi yapay gündemler de dâhil olmak üzere pek çok "çağdaş" konu bulunuyor.
Absürd kurgu kategorisine giren eserin içerisinde eşcinsellik gibi yapay gündemler de dâhil olmak üzere pek çok "çağdaş" konu bulunuyor.

Lauren Groff "The Wind" adlı bir öyküyle, Michael Torres ve Linda Gregerson ise birer şiir ile yer alıyorlar bu sayıda. "Çamurdaki / bedenlere / alışkın olmamız gerekiyor." diye başlıyor Gregerson'un "Gaz Maskesi Giyen At" şiiri.

The New Yorker

Derginin şubat ayında yayımlanan ilk sayısının kapağında Diana Ejaita'nın "evde yaşam" temalı bir illüstrasyonu tercih edilmiş. Okumaya başlayınca karşımıza ilk olarak yine kapak görseliyle ilişkili, pandeminin ofis hayatında kalıcı değişikliklere neden olup olmayacağı tartışılan bir yazı çıkıyor. Bu yazıda hem kendi tecrübelerini hem de dünyaca ünlü şirket müdürlerinin bu konudaki düşüncelerini; iş dünyasının mevcut durumunu aktarıyor John Seabrook. Devamında John Matthias, "Bir Hayalperestle Yaşamak" başlıklı yazısında eşinin sahip olduğu düş dünyasının ilerleyen hastalığıyla birlikte halüsinasyonlara nasıl dönüştüğünü, hayallerin zamanla nasıl kendi gerçekliği hâline geldiğini anlatırken Rachel Syme, kokular âleminin sözcüklere dökülmesinin mümkünlüğünü tartışıyor. Lauren Groff "The Wind" adlı bir öyküyle, Michael Torres ve Linda Gregerson ise birer şiir ile yer alıyorlar bu sayıda. "Çamurdaki / bedenlere / alışkın olmamız gerekiyor." diye başlıyor Gregerson'un "Gaz Maskesi Giyen At" şiiri. Derginin editöryel yazılarından biri yakın zamanda yayımlanan kitapları tanıtıyor. Bu kitaplardan ilki olan Eley Williams'a ait The Liar's Dictionary, ana karakterinin kendi sözlüğünü oluşturmasını konu alıyor. Absürd kurgu kategorisine giren eserin içerisinde eşcinsellik gibi yapay gündemler de dâhil olmak üzere pek çok "çağdaş" konu bulunuyor.

Harper's Magazine

Harper's bu ay dikkat çekici bir slogana yer veriyor kapağında: "Now What?" ("Şimdi ne olacak?" / "Sırada ne var?") Arka planda ise zihinlerde tek bir karşılığı bulunan bir figür… Yazıdan kapağa bakarak da haberdar edildiğimiz "Life After Trump" dosyasında dokuz yazardan dokuz ayrı başlıklı yazı yer alıyor. Konu başlıklarıyla kategorize edilmiş bu yazılar; "Trump'tan Sonra Hayal Gücü", "Trump'tan Sonra Sohbet", "Trump'tan Sonra Edebiyat" ve "Trump'tan Sonra Trump" şeklinde ilerliyor. Hemen devamında Andrew Cockburn'ün "Biden'den sonra Amerika yeniden ayağa kalkabilecek mi?" sorusunu baz alan bir yazısını görüyoruz. Çinli şair Yi Lei'nin geçen yıl yayımlanan şiir kitabından "Red Wall" isimli şiir; "Sıcak. Yaktı beni, ama aynı zamanda / ısıttı beni. Buna uzağındayken kanaat getiriyorum." diye başlıyor. On dört dizeden oluşan bu şiirin neredeyse yarısı, yalnızca sıfatların yan yana dizilişleriyle oluşturulmuş. Virgül ile ayrılmış onlarca sıfattan oluşan bu sekiz dize, "üzerime dikilen göz"ü tanımlıyor. Bir diğer ilginç yazı ise bir fizik profesörü olan Thomas Brennan'ın The Torch adlı öğrenci gazetesinde yayımlanan kendisine yönelik iddialara karşı bir savunma. İddiaya göre Brennan, özel bir Twitter hesabından saldırgan yorumlarda bulunmuş. Yazıda ise kullandığı her bir sözcüğün âdeta hesabını veriyor.

The Granta

Bir önceki sayısını ekoloji konusuna ayıran dergi, kapağında "I've Been Away for a While" ("Bir Süredir Uzaklardaydım") diyor şubat sayısında. Dergi editörü Sigrid Rausing, tanıtım bülteninde bu ifadeyi şu sözlerle açıklıyor: "İzolasyon döneminde, yazar ve okurların birbirlerine hep söyleyegelmiş olduğu şeylerin artık kitaplar ve mektuplarla ifade edildiği yeni bir iletişim biçiminin ortaya çıktığı görülüyor. Bu ‘söylenenler'in edebiyat sahnesinde taşıdığı anlam ise şu: Seni duyuyorum. Yalnız değilsin." Kapaktaki cümlenin sayının içerisinde yer alan bir öykünün başlığından alındığını görüyoruz, Dan Shurley'in kaleme aldığı "Bir Süredir Uzaklardaydım" öyküsü, uzun zaman sonra ortaya çıkan ana karakterin arkadaşlarını ve soyutlandığı günlük yaşamı parça parça tasvirlerinden oluşuyor. Paul Dalla Rosa, "In Bright Light" öyküsünde Twitter üzerinden, sosyal medya diliyle, "linç edilen" bir kadını ve sonrasında yaşadığı güçlükleri, yaptığı açıklamadan duyduğu pişmanlığı, açıklamasından pişmanlık duymasının pişmanlığını, kendisine edilen küfürleri ve karakterin yaşadığı tüm o karmaşık hisleri dile getirmiş. Meditasyon inancı, medya ağları, modern insanın iletişim güçlüğü gibi çağdaş unsurları konu alışıyla kayda değer bir öykü bu. Fotoğrafçı Gus Palmer'ın Greenwhich İslam Merkezinde yer alan morgda çalışan cenaze görevlisi Kafil Ahmed ile yaptığı söyleşide Ahmed, pandemi döneminde yaşadığı zorluklardan ve ölü sayısının artışından yakınıyor. Söyleşinin devamında Ahmed, İslam dinindeki cenaze usullerini anlatıyor Palmer'a.

Zoetrope All-Story

En son sonbahar sayısına göz attığımız Zoetrope, bu defa 2020-2021 kış sayısı ile karşımızda. Bu sayının kapağını tasarlayan "misafir tasarımcı": Deborah Roberts. Sanatçı, kendi tasarımının yanında çalışmalarını sergilemeleri için Afrika kökenli dört tasarımcıya daha teklif sunmuş. Derginin "Notes on Design" kısmında bunu yapmasının nedeninin, her bir tasarımcının siyahilerin öznelliğini, kendine has sanatlarını başarıyla öne çıkarması olduğunu açıklıyor. Elizabeth McCracken İngiltere'de bir yabancı olmayı anlattığı "Nothing, Darling, Only Darling, Darling" öyküsünde bir evliliği konu alıyor; bir yandan İngiliz kültürüne ironik eleştiriler getirirken bir yandan da evli kadınlardan beklenen roller ile alay ediyor. Bir diğer öyküde Daniel Mason, dünyaya karşı tüm aşinalığı yok olmuş, hikâyesini kaybetmiş yaşlı bir adamı anlatıyor. Sayıda bir öyküyle yer alan yazarlardan bir diğeri ise Sarah Blackman. Bu sayının dosyasına Andrea Chung adlı sanatçı "Black art" tasarımlarıyla konuk olmuş. Çoğunlukla siyahi kadınlar ve etraflarında bulunan devasa yaprak çizimlerinden oluşan bu tasarımların teması; siyahilik, dişilik ve doğurganlık. Bir önceki sayıda da gördüğümüz üzere, derginin bilhassa siyahi Amerikalıların sesi olma çabasına ve ırkçılığa karşı bir tepki oluşturma gayesine sahip olduğu yorumu kolaylıkla yapılabilir.

The Common

İlk kez göz atacağımız bu dergi, alt başlığında misyonunu kısaca tanımlıyor: "modern bir mekân anlayışı". Misyonunu bireysel ve kolektif mekân anlayışımızı derinleştirmek olduğunu açıklayan dergi, Amherst Yüksekokulu'nda yayımlanmaya başlamış. The Common, yalnızca içerisinde belirli bir zaman ve mekân algısı bulunan eserleri yayımlıyor ve bu eserlerin seslerinin herkes tarafından duyulabilir olmasına dikkat ediyor. "Editörün Notları" kısmında mekân temasının insanları içerisinde bulundukları vaziyeti düşünmeye ittiğini ve aynı zamanda rahatlatıp büyülediği ifade edilmiş. Bu yerlerin gerçekçi veya hayali, Dünya'da ya da Ay'da olup olmadığı ise fark etmiyor yayın komitesi için. Derginin kapak görselleri oldukça dikkat çekici; tek bir nesne bulunuyor ve bu görseller dergi içeriğinin aksine son derece soyutlanmış, bir yer duygusundan uzak ve minimalist bir tarza sahip. Bu sayının dosya konusu; "Writing From the Lusosphere". "Lusosphere" sözcüğü, Portekizceyi resmi dil olarak tanıyan on bağımsız eyalete verilen bir isim. Böylelikle derginin "bir mekânda geçen eserler" derken neyi kastettiğini daha iyi anlıyoruz. "Lusosphere'den Denemeler", "Lusosphere'den Kurmaca Yazın" ve "Lusosphere'den Şiir" şeklinde üç kategori bulunuyor. Diğer dergilere kıyasla The Common'da çeviri eser sayısı oldukça fazla. Portekiz'in çok satan roman yazarlarından biri olduğunu öğrendiğimiz José Luís Peixoto, "Yağmalanmış Bir Şehre Vardım, Yalnız" şiirinde "hava temiz çünkü kimse nefes almıyor" diyor.

Poetry Magazine

İsmi "Şiir dergisi" anlamına gelen dergi, en iyi şiirleri keşfetmeyi ve takdir etmeyi amaçlayan edebiyat kuruluşu The Poetry Foundation tarafından kurulmuş. Şiiri daha görünür ve etkili bir konuma ulaştırmayı hedefleyen bu kuruluşun misyonu, şiir alanında "yenilikçi bir iklim"i şekillendirmek. İngilizce yayımlanan aylık şiir dergilerinin en eskisi olan Poetry'nin tarihi 1912 yılına kadar uzanıyor. Kendi deyişleriyle "Açık Kapı" politikasına sahip olan dergi; tarzı, konusu veya yaklaşımı fark etmeksizin her başarılı şiiri yayımlamayı düstur edinmiş. T.S. Eliot, Ezra Pound ve Marianne Moore gibi dünyaca ünlü şairlerin ilk şiirlerini yayımlamak ile iftihar eden Poetry dergisine her yıl, sayısı 150.000'i aşkın şiir gönderiliyor. Derginin şubat sayısına göz attığımızda bazı şiirler, ilk olarak biçimleriyle dikkatimizi çekiyor. Alt alta yedi, yan yana ise üç sözcükten oluşuyor ve: "gezinti / varış / boşluk / amaç / burun / diken" şeklinde ilerliyor Jennifer Demott'un "Tina" adındaki şiiri. Anlayamıyor, fakat şiir türü herkeste farklı bir karşılık taşıdığı için pek de bir yorum yapmamayı tercih ederek ilerliyoruz. Spoon Jackson'ın At Night I Fly (Uçarım Geceleyin) şiirinde kullandığı "yetmez mi" redifi, son derece duygu yüklü ve bizim anlayışımıza daha yakın, melankolik bir hava katmış şiirine.