Ete saplı elmanın hikayesidir

İnsan bir iradeye sahipse elbette ete saplı bir elmayla dünyaya gelirdi.
İnsan bir iradeye sahipse elbette ete saplı bir elmayla dünyaya gelirdi.

Gregor’u mahveden şey nasıl ete saplı elmalarsa, Âdem’i de binlerce yıl bu pıtraklı diyarda, yitirdiği cennetten uzakta, çile beldelerinde mahzun gezindiren Tanrı’nın, bedenine fırlattığı elmaydı.

Ete saplı elmanın hikâyesini anlatmak isterim sizlere. Elmanın içinde fokurdayan etlerin tarihini. Tüm bir insanlık tarihinin bir elmanın içine nasıl sıkıştığını.

Civciv yumurtanın içinden başını nasıl çıkarmak isterse, tüm insanlık tarihinin elma içinde elmanın al zarına nasıl başlarını vurduğunu. Âdem ve Havva sonsuzlukta yüzerken, elma zehirli allığının kaşıntısıyla kendi parıltısında durulur dinlenirken, arzuların daha birbirine çalmadığı, birbirine akmadığı demlerdi o demler. Neyse ki yasaklığın biraz durgun hâli, biraz yaralı hâli, tam olamama hâli, her şey ehvende, dalında ölümcül alıyla, kızıllığıyla kahkaha atan şu meyvenin hikmeti, yürürken cennette o ağacın altında Âdem’i hüzünlendirdi. Havva’yı da. Et elmaya, elma ete kilitlendi. Bazen düşünürdü de Âdem’in eli kendi arzulu teninin kızıllığıyla nasıl elmaya uzandıysa, elmanın da ah o görünmez eli, kendi al kabuğunun içinde kabaran yasaklıkla Âdem’e elini o şekilde uzatıverdi.

Âdem’in eli kendi arzulu teninin kızıllığıyla nasıl elmaya uzandıysa, elmanın da ah o görünmez eli, kendi al kabuğunun içinde kabaran yasaklıkla Âdem’e elini o şekilde uzatıverdi.

Utançtan yanakları al al Âdem de utançtan yanakları al al elma da sonra cennetten tardedildi. İnsan bir iradeye sahipse elbette ete saplı bir elmayla dünyaya gelirdi. Adorno’ya göre bilmek lanetlenmekti. Âdem’in kendine Tanrı lütfuyla bahşedilen “bütün isimler bilgisi” onu meleklerden üstün de kılardı onun lanetli bir varlık olarak dolaşmasını da sağlardı. Bu bilgiyle Allah’ın yüzüne cennette sınırsız ve sonsuz bakabilirken “yaratılmışların en aşağılığı” olarak da yaftalanabilirdi. Cüzi irade, cennetini de cehennemini de yanında taşırdı. Cüzi iradenin külli iradeye karşı bir savaşı değildi bu. Bu, hata yapma imkânını elinde bulundurmanın sonsuz lanetiydi. Bu lanetten çıkışın formülü de yine veriliydi insana.

Cüzi iradenin külli iradeye karşı bir savaşı değildi bu. Bu, hata yapma imkânını elinde bulundurmanın sonsuz lanetiydi.

Şahlanan irade yaşantımızda ayağımızı kaydıracak eylemlere bizi sürüklerse, yine büzülen ve merhamet dileyen bir iradeyle durum yeniden izafe edilirdi. Melekler hata yapmazlar, insan hata yapabilirdi. Silen el olmak, pişman olacak durumda olmak insanın fıtratında vardı. Ona bahşedilmişti bu. Ancak silen el, bu bağlamda hakikati yazabilirdi. Ancak hakikatin dışına çıkan, ona dışarıdan bakabilen hakikatin aguşuna daha yeğin koşabilirdi. İnsanın bu bağlamda dünya hayatında da etine saplı elmaların olduğu görülebilirdi.

Elma derinden derinden böceğin bedenini kemirmişti.

Kafka’nın Değişim'inde Gregor Samsa’nın bedenine babası tarafından fırlatılan üç elmadan biri onun o zayıf böcek bedenine yapışıp kalmamış mıydı? İleride hasta kılmayacak mıydı onu?

  • Gömüldüğü yerde bakteriler üreyecek, beden çürümeye başlamayacak mıydı? Ölümünün de bu ete saplı elma yüzünden olduğu söylenebilirdi Samsa’nın. Elma derinden derinden böceğin bedenini kemirmişti.

Biz biliriz ki buradaki baba ile betimlenen şey aslında Tanrı’dır. Baba nasıl Gregor adlı böceğe üç elma atmışsa (üç: Baba, Oğul, Kutsal Ruh’tu) Tanrı’nın da cennetinde Âdem’in bedenine attığı elma vardı. Gregor’u mahveden şey nasıl ete saplı elmalarsa, Âdem’i de binlerce yıl bu pıtraklı diyarda, yitirdiği cennetten uzakta, çile beldelerinde mahzun gezindiren, Tanrı’nın bedenine fırlattığı elmaydı. İnsan, etine saplı elmadan ancak öldüğünde kurtulurdu. Kurtulur muydu? Ancak toprak, ete saplı elmanın tende de ruhta da çürümesini sağlayabilirdi. Sağlayabilir miydi? Daha korkuncunu söyleyeyim mi size?

İnsanlık için elmaya uzanan elin utancı o öldükten sonra bile devam edebilirdi.

Elmaya uzanan elden dolayı, ete saplı elmanın utancı insan öldükten sonra bile tene ve ruha saplı bir ah gibi, kadim bir günah gibi oralarda konuşlanırdı. Doğru ya, ete saplı elmanın kökeninde dünya yok ki dünyadan ayrıldığında insan bu illetten kurtulsun. Ete saplı elma dünyalardan fersah fersah ötelerde, öte feleklerde, ontolojide, varlığın çeperlerinde, belki de başlangıçta bizlere derin bir yutkunuş hâli olarak verildi.