Evet, sevgili Pound! Tüm Amerika bir tımarhaneden ibaret

Amerikan diplomasisinin tüm kınamalarına rağmen radyo ve gazetelere verdiği her söyleşide Amerikan sistemini eleştirmeye devam eder. Sonra ölür.
Amerikan diplomasisinin tüm kınamalarına rağmen radyo ve gazetelere verdiği her söyleşide Amerikan sistemini eleştirmeye devam eder. Sonra ölür.

Kayıtsız kalınamaz bir yücelik onun şiiri. Modern şiirin, içinde İsmet Özel’in de olduğu, tüm dünyadaki en büyük on’lar listesinde yer alıyor adamımız. Şunu anlamamız gerekir her şeyden önce, giderilemez türden bir çeviri sorununun karşısındayız. Ama dil de yetmez, Çinceden Japoncaya, Yunancadan Latinceye kadar pek çok dil ve kültürün sınırlarını dolaşır Pound. Özellikle meşhur Kantoları tam olarak böyle. Anlaşılması mümkün değil bu açıdan. Zaten dünyada anlaşmak yoktur sevgili okur.

1

Çevrilemez bir müzisyen o. Huysuz, ihtiyar, hırçın, hasta ve dahi… Tartışmasız tüm bunlar var. Ama tüm bunlar, onun tümü değil. Daha fazlası, çok daha fazlası burası.

Yalnızca şiir yapmadı üstelik. Pek çok şair de yaptı. Mesela Eliot. Çorak Ülke’nin hiç değilse yarısı Ezra Pound’a aittir. Zaten Eliot da hakkını verip, “daha iyi ustaya” diyerek ithaf etmişti hatırlayın. Etrafında tartışmanın hala sürdüğü meşhur Ulysses’in yazarı James Joyce’u hatırlayın. Kitabın ortaya çıkışında bütünüyle Pound vardı. Joyce’u destekledi, ona imkân sundu, yazmasını sağladı. Hemingway’i söylemeye gerek bile yok. Tek başına İngilizce edebiyatın büyük yazarları Pound’un paltosundan…

2

Kayıtsız kalınamaz bir yücelik onun şiiri. Modern şiirin, içinde İsmet Özel’in de olduğu, tüm dünyadaki en büyük on’lar listesinde yer alıyor adamımız.

Sultan Hamid, İstanbul’da tahttan indirilirken o, Amerikalı yayıncıların reddettiği şiir kitabını koltuğunun altına alarak 1908 yılında Venedik’in yolunu tutar. İlk şiir kitabı burada yayınlanır.

Şunu anlamamız gerekir her şeyden önce, giderilemez türden bir çeviri sorununun karşısındayız. Ama dil de yetmez, Çinceden Japoncaya, Yunancadan Latinceye kadar pek çok dil ve kültürün sınırlarını dolaşır Pound. Özellikle meşhur Kantoları tam olarak böyle. Anlaşılması mümkün değil bu açıdan. Zaten dünyada anlaşmak yoktur sevgili okur.

3

1885’te Amerika’da başlıyor hikâyesi. Memur bir babanın, mebus bir dedenin ardından orta sınıfa mensup bir ailede mesul bir şairin geleceğini müjdeleyen bir çocuklukla gelip geçti ilk yılları. Yüzyılın hemen başında üniversite eğitiminin ardından yüksek lisansa başladı. Ardından doktoraya… Fakat bir yıl sürdürdüğü doktorayı bursu kesildiği için terk edip Avrupa’ya gitmekle devam eder hikâyesi. Meşhur Kantolarını yazmaya başlamıştı, sıkı bir çalışmayla halk şiiri üzerine ter dökmeye devam ediyordu bile.

4

Sultan Hamid, İstanbul’da tahttan indirilirken o, Amerikalı yayıncıların reddettiği şiir kitabını koltuğunun altına alarak 1908 yılında Venedik’in yolunu tutar. İlk şiir kitabı burada yayınlanır. Sonra Yeats ile tanışmak için atlayıp İngiltere’ye gider. Orada cemiyete, yeni ve popüler bir edebiyatçı olarak sunulur ve kabul de edilir. Yeats’ın düzenli olarak yaptığı Pazartesi oturmalarının müdavimlerinden olur kısa sürede. 1911’de New Age dergisinde yenilikçi yazı kampanyasını başlatır. Gürültü kopardığı gibi dikkatleri de üzerine çeker.

Ezra Pound
Ezra Pound

5

Zaman ilerler, o imgeyi anlatırken yıl çoktan 1914 olmuştur ve kapıyı çalanın ve zamanı bir yay gibi gerenin savaş olduğu anlaşılmıştır. Onun için bir hayal kırıklığı olmadı aslında savaş. Ama her şeyi etkilediği ve değiştirdiği gibi onu da değiştirdi. Yeats’e asistanlık yaparken yıllardır gördüğü ve içinde biriktirdiği şeyi somutlaştırdı. Hıristiyanlığı elinin tersiyle itiyor ve bunun Filistin’de vaaz edilenden tamamen farklı, insanı köleleştirmeyi hedefleyen bir inanç sistemine dönüştüğünü söylüyordu. İsa ölmüştü. Ve bunu savaştan sonra değil, önce söylemişti.

1920'lerin başında Ezra Pound
1920'lerin başında Ezra Pound

6

Japonca ve Çince üzerine çalışmaları Konfüçyüs’ü tanıtır şaire. Köylüden imparatora kadar toplumun her ferdine sosyal bir görev veren Konfüçyüs’ün sivil dininin, dengeli bir devlete varmanın keskin yolu olduğuna inanıyordu.

  • 1920’ye kadar Kantoları yayınlayarak, editörlük yaparak zamanını geçirir. 21’de Paris’e taşınır ve burada E. E. Cummings ile tanışır. 1922 ve 1923 Kantolarla geçer. Aynı yıl şiirleri bestelenir.

7

İlk savaşın bitişi, ikinci savaşın başlangıcını çağırıyordu. Yaşadığı dünya böyleydi Pound’un. Haritalar ve siyasetler değişiyordu. Mussolini ortaya çıkmıştı ve Pound için Plütokrasiyi deviren bir devlet adamı olmanın da ötesinde politikayı bir çeşit sanat haline getiren insandı da. Mussolini, halkına şiirin bir devlet davası olduğunu söyleyince Pound, ‘Jefferson ve/ya Mussolini’ adlı eserinde, ‘Faşist devrimin, bazı özgürlüklerin muhafazası, belli bir kültür seviyesinin ve hayat kurallarının korunması için’ olduğunu söyleyecekti.

8

1924 yılında taşındığı İtalya’da, 1933 yılında Mussolini’yle ilk görüşmesini yapar. Fikirlerini iletir. 1939’da muhtemel İkinci Dünya Savaşı’na engel olma ümidiyle Amerika’ya gider bir dizi görüşmede bulunur. Elbette engelleyemez. İtalya’ya geri döner ve bugün hala eleştirilerin ortasında olmasına sebep olan meşhur radyo programlarına başlar. “Sahte Amerikalı” ilan edilir bu konuşmaların ertesinde. Amerikan hükümetine eleştiriler getirip Mussolini’yi destekler. 1943’te artık vatan hainidir.

Ezra Pound'un çevirdiği Çin şiirleri
Ezra Pound'un çevirdiği Çin şiirleri

9

Savaş bitip, Mussolini öldürülünce Partizanlar, Pound’u yakalarlar. Öldürüleceğini düşünen Pound, cebine bir Konfüçyüs kitabı koyarak bekler. Ama Amerikan ordusuna teslim edilir. Amerika’ya gönderilir. Vatana ihanetten öldürülmek istense de sonra deli olduğuna hükmedilip bir akıl hastanesine kapatılır. Ama edebi çalışmalarına burada devam edebilir. Çevirdiği Çin şiirleri, 1954’te Harvard’da yayınlanır.

13 yıl hapis yattıktan sonra vatan hainliği suçu iptal edilir. O da hiç duraksamadan 30 Haziran 1958’de İtalya’ya geri döner.

10

Napoli'ye vardığında kendisini karşılamaya gelen gazetecilere Mussolini selamı çakan Pound, ilk açıklamasında: "Tüm Amerika bir tımarhaneden ibaret" diyecektir. Ömrünün kalan günlerini Kantolarına çalışmakla geçiren Pound, eski dostlarıyla ilişkisini de sürdürmekten geri durmaz elbette.

Amerikan diplomasisinin tüm kınamalarına rağmen radyo ve gazetelere verdiği her söyleşide Amerikan sistemini eleştirmeye devam eder. Sonra ölür. Venedik'te. 1972'de. Geride modern şiirin kurucusu diye akıllara ezberlettiği adı kalır: Ezra Pound.