Geride kalanların bir araya geldiği yer

Geride kalanların bir araya geldiği yerin harcında neler mi var? Beklemek, dalgınlık ve kırık bir kalp.
Geride kalanların bir araya geldiği yerin harcında neler mi var? Beklemek, dalgınlık ve kırık bir kalp.

Gözle görülen herhangi bir hududun olmadığı bu hayali kara parçasını “sınırlamak” onların haddine değildir. Yine de bu hayali parçanın gerçek bir haritada yer etmesini içten içe istemektedirler. Çünkü çok ileri gidenlerin, geride kalanların elinden alamadığı, onlara nüfuz edemediği tek yerdir burası. Geride kalanların bir araya gelmek için çizdiği bir sınır…

Korkulan oldu ve olmadı hiçbir şey

Zamana bir mekân… Bütün harita yapıcılar, inşa edenler, kendinden bir söz söyleyenler, söyledikleri ve çizdiklerinde bir belirsizlik olarak, zamandan bağımsız bir alanı düşlerler ve oraya ilişmezler; çünkü gözle görülen herhangi bir hududun olmadığı bu hayali kara parçasını “sınırlamak” onların haddine değildir.

Geride kalanların bir araya geldiği yerin harcında neler mi var? Beklemek, dalgınlık ve kırık bir kalp. Üç Tanrı emaneti, Tanrı misafiri.


Yine de bu hayali parçanın gerçek bir haritada yer etmesini içten içe istemektedirler. Çünkü çok ileri gidenlerin, geride kalanların elinden alamadığı, onlara nüfuz edemediği tek yerdir burası. Geride kalanların bir araya gelmek için çizdiği bir sınır… Başkasının ayak izlerini atlayarak, hiçbir eski ayak izinin anlamlı bulunmadığı topraklarda kendine yeni bir iz arayanlardır onlar. Onlar, “korkulan oldu ve olmadı hiçbir şey” dizesinde “hiçbir şey”in onlara kaldığını bilerek, ona sıkı sıkıya sahip çıkarlar. Çok ileri gidenler bu sınırın varlığını sadece sezebilir ama tanımlayamazlar.

Kırık bir kalpten daha bütün bir şey yoktur

Geride kalanların bir araya geldiği yerin harcında neler mi var? Beklemek, dalgınlık ve kırık bir kalp. Üç Tanrı emaneti, Tanrı misafiri. Çizilen bu sınır zaman zaman açık veriyor pek tabii, içeri birtakım sızma girişimleri düzenleniyor, çok ileri gidenler gerisin geri dönmeye çalışıyor onların arasına.

Gittikleri mesafe onlara, yani çok ileri gidenlere, eskiden geride kalanların arasında yer aldıklarını hatırlatıyor. Bu bir yanılgı, onlar orada hiç olmadılar. Başlangıç noktası olarak oradaydılar belki, mekânda bir kütle olarak bulunmuşlardı ama hiçbir zaman mekânın kalbini dinlememişlerdi. Sızma girişiminde başarılı olan birkaç ileri giden, geride kalanların arasına karıştıklarını düşünmeye başlıyorlar sınırdan geçmeyi başarır başarmaz. Onlardan biri olduklarını, beklediklerini, suyun sesine gittiklerini, sınıra “dalgınlık taşlarını” koyduklarını düşünüyorlar.

Gittikleri mesafe onlara, yani çok ileri gidenlere, eskiden geride kalanların arasında yer aldıklarını hatırlatıyor.
Gittikleri mesafe onlara, yani çok ileri gidenlere, eskiden geride kalanların arasında yer aldıklarını hatırlatıyor.

Geride kalanlar bu sızanları fark ediyorlar aslında. Onlardan biri gibi giyinip, onlardan biri gibi davrananlar nasıl mı fark ediliyor? Çünkü sınırdan sızanlar, üç Tanrı emanetine dair bir emare göstermiyorlar. Yani, beklemeyi bildiklerini düşünüyorlar. Geride kalanlar gibi beklediklerini, daldıklarını, bunları yapabildiklerini hissediyorlar. Oysa, sızanların beklemesi sabit bir bekleme hâli, bu bakımdan çok ileri gidenler muhafazakârken, geride kalanlar hareketin içinde, atını hiçbir yerde durmamanın güzelliğinde bekletiyorlar.

  • Beklemek onlara göre hareket edip, eylemin ne getireceğini görme sabrını gösterebilme cesareti. Beklemek, onlar için kendinden bir şey söylemek… Başkalarının ayak izlerinin bilinen sonları üzerine, bir ayak izi daha bırakmak değil.

Yürürüm yürüyüşümdür yeryüzünün hâlleri

Bazen bir ses, avluları çatlatırcasına, bütün kapıları bir son gibi açarcasına çıkmalı, çınlamalı kulaklarımızda: “Artık toprak değil, anlam kaybediyoruz. Bu derin ricat beni mahvediyor.”