Hafif ruhlu adamlar korosu

​Hafif ruhlu adamlar korosu
​Hafif ruhlu adamlar korosu

Biz de malzemesi tükenmiş kısır sanatçılara, kültür simsarlarına, menajer ruhlu bürokratlara diyoruz ki; İnsanların kalplerini dişlerinizle çiğnemeyi, acılarını fotoğraflara hapsetmeyi, umutlarını gelir kapısı yapmayı bırakın.

Diyorlar ki; Kudüs için destek konserlerine gidin... Acele edin, tükenmeden biletleri alın. Tok sesli hafif ruhlu adamlar korosu sizi gözyaşlarına boğacak. Ritme kendinizi bırakın, hafifçe sallanın ve ağlayın. Ağlayın ki çağdaş Firavunların orduları, gözlerinizden akan sel suları altında kalsın.

Kudüs için gitar konçertolarını ve piyano resitallerini kaçırmayın. Gitarist tele vurduğunda Trump’ın turuncu saçları diken diken oluyor. Piyanist tuşa bastıkça Netanyahu’yu bir sıkıntı basıyor.

Kudüs için ücreti mukabilinde kiralanmış semazenlerin gösterisine katılın, sekarat halindeki Filistin’e huzur telkin edin.

Şiir dinletilerini ihmal etmeyin. Hemen yanınızdaki sandalyede oturan kıza doğru eğilin. Şair bu mısrada 67 sınırlarına dönmek istiyor deyin ve bir aşk başlasın, böyle bin aşk başlasın. Sevgi yumağı olalım ve dünya barışı tesis edilsin.

Kudüs için fotoğraf sergileri düzenlensin. Doğru açı ve iyi ışık altında tarihe tanıklık edin, ensenizde ölümün soğuk nefesini hissetmeden. Kudüs için Metro’ya, Avm’lere, plazalara, parklara resimler dizilsin. Önlerinden geçilip gidilsin çok meşgul kalabalıklarca ve dünyanın gelip geçiciliği idrak edilsin.

Biz de malzemesi tükenmiş kısır sanatçılara, kültür simsarlarına, menejer ruhlu bürokratlara diyoruz ki; İnsanların kalplerini dişlerinizle çiğnemeyi, acılarını fotoğraflara hapsetmeyi, umutlarını gelir kapısı yapmayı bırakın. Dinlemeyecekler biliyoruz ve şahane bir bahane fırlatacaklar önümüze… Bizimkisi karıncanın İbrahim’in ateşine su taşıması. Halbuki bu düpedüz ağustos böceğinin şarkı türkü söylemesi.

Şairin şiir söylemesinde, fotoğrafçının deklanşöre basmasında bir gariplik yok, bunların çözüm olarak sunulması arızalı. Zira Kudüs’ün kültürel bir nesneye indirgenmesi ve topyekûn direnişin gündem edilmemesi çürük teslimiyetin işareti. Demem o ki Filistin’in ateş etrafında anlatılan bir korku hikâyesi veya köy kahvelerinde anlatılan yiğitlik destanı olmasının ötesine geçmesini istiyorsak öncelikle “yenilgi” kelimesiyle ilişkimizi doğru kurmalıyız.

Sebepleri tek tek yazmaya gerek yok Müslümanlar kendileri için açılan tuzağa düştü. Binitleri öldürüldü, kılıçları kırıldı ve esir alındılar. Sonra kamplara ayrıldılar. Her kampın çevresine değnekçiler dizildi, içerdekileri tedip etmek için. Okullarında efendilerin diliyle konuşma, gözüyle görme, kulağıyla işitme yolları öğretildi. Kamp kapıları açılsa da özgür kalmaktan ve ana diliyle düşünmekten korkan nesiller türedi. İster hoşumuza gitsin ister gitmesin bunun adı bozgundur. Filistin, bizim en büyük bozgunumuzun adıdır.

Bozgun karşısında bazıları inkâr yoluna tevessül etti bazıları teslim oldu. Yara aldığını kabullenemeyen, yenilgiye doyamayandır. Biraz da şurama doğru essin düşsel zafer yelleri diyendir. Yenilmedim, o ne demek yeniyor mu bu diyendir. Sakin ol bu bir savaş hilesi diyendir. Sürekli bir şey diyendir ve hiçbir şey edemeyendir. Yapabildiği en iyi şey daha fiyakalı kaybetmektir.

Yenilginin farkına varalım, yenilgiye yenilmeyelim. İçine doğduğumuz çağın, başımıza gelenlerin ve başımıza açtığımız işlerin ne ve neden olduğunu bilmek bizi güçlü kılar. Yenilgi psikolojisi içinde sünepeleşmiş ve ruhunu boğdurmuş olmak ise eşrefi mahlukat olan insana yakışmaz herhalde. Yenilgiye yenilenler, umudunu kaybedenlerdir. Üstelik Dostoyevski’nin dediği gibi; “Amacını, umudunu kaybedenler çoğu defa canavar kesilirler.” Genelde yitirdikleri amaca diş gıcırdatır, kükrer ve saldırırlar. Delicesine bir öfke ve nefretle dolarlar o hedefe yönelenlere karşı. Kasırga onları derin bir kuyunun dibine fırlatmıştır, kurtulmak için ayaklarının altını cesetlerle doldurmak isterler.

Hamaset ve yeis ile aramıza mesafe koyduğumuz oranda Filistin’e yaklaşacağız. Böylece nerede ve ne zaman harekete geçeceğimizi bilme imkânına kavuşacağız. Yoksa sen yine konserine git aybalam, iki nakaratla Kudüs’ün kurtulacağı düşüne dalmayacaksan…