Hazır ol vaktinde Nemçe kralı!

Hızır Reis, Batılıların Barbaros diye bildiği; Kanuni’nin Hayreddin dediği Kaptan-ı Derya Barbaros Hayreddin Paşa’dan başkası değil.
Hızır Reis, Batılıların Barbaros diye bildiği; Kanuni’nin Hayreddin dediği Kaptan-ı Derya Barbaros Hayreddin Paşa’dan başkası değil.

Tek bir rüyaya inanıp, günlerce yol alarak Batı illerinin en güçlü krallarını korkuya salmak,ancak çılgınlıkla izah edilebilir. Bir ayete yaslanmanın, bir delile güvenmenin, bir rüyayainanıp yola çıkmanın en sesli şarkısıdır bu adamlar.

Kimse bize mavi ya da kırmızı hap falan sunmadı. Bir seçenekle karşı karşıya gelmedik yani. Kızılderililere bile altınları karşılığında renkli boncuklar sundular. 20. Yüzyıl her şeyimizi talep edip, karşılığında hiçbir şey sunmadıkları bir yokluk yurdu idi. Bitti denildiği yerdeydik. “Hasta adam” demişlerdi bütün hastalıklarını gizleyerek. Güzel fi kirdi aslında, adım adım, parça parça çekilip alınacaktı her şey elimizden. Büyük oranda başardılar da. Her harfi ayrılmış bir ‘biz’ kaldı elimizde üç parça.

Duvarlarından haritaları, kitaplarından kelimeleri çalınmış insanlarız biz. Çalınan her kelime idrakimizi tıkıyor. Bütün açıklığıyla olan biteni, bütün açıklığıyla göremiyor olmamızın sebebi de bu. Kanımızı kaynatmak için okuyacağımız hikâyelerin, denizin ötesini düşünmek için bakacağımız haritaların varlığını da bilgisini de çoktan unutmuşuz.

Duvarlarından haritaları, kitaplarından kelimeleri çalınmış insanlarız biz.
Duvarlarından haritaları, kitaplarından kelimeleri çalınmış insanlarız biz.

Biz Hızır Reis’in rüyalarını görmüyoruz çünkü uykuya yattığımız yer de ayıkken baktığımız yer de onun durduğu yere benzemiyor. Hızır Reis, Batılıların Barbaros diye bildiği; Kanuni’nin Hayreddin dediği Kaptan-ı Derya Barbaros Hayreddin Paşa’dan başkası değil. Son büyük hikâyelerimizden birinin yazarı yani… Mavi hapı alınca hakikati değil örtüsünü bile kaybetmiş çocuklarız ya, tekrar tekrar okuyup, ezberleyeceğimiz bir hikâyedir bu. Seferden vakit buldukça değil, her vakti hazır bulduğunda soframıza koşup gelmiş bir bizim adamdır. Gülbank-ı Muhammedi’nin derya tutucusudur.

Kanuni Sultan Süleyman’ın emriyle hatıralarını yazdırmış bir denizciydi. On altıncı asır Osmanlı tarihinin en dikkate değer eserlerinden biri olan hatıraların aynı zamanda Türk denizcilik tarihi üzerine yazılan en önemli eser olduğunu da biliyoruz. Türkçe yazılan hatıralar, başta Arapça olmak üzere, Fransızca, İspanyolca ve İtalyancaya çevrilmiş. Kendi dilinin çocukları dışında okuyanı çok olmuş diyebiliriz. Maalesef.

  • Barbaros Hayreddin Paşa’yı sadece Preveze’den bilenler, bir şey bildiklerini sanırlar. Aslında haklıdırlar. Preveze onun hayatında sadece bir şeydir.

Uzun hayatına çok uzun hikâyeler, tekrar edilmiş yeni başlangıçlar sığdırmış olan Hayreddin Paşa, aslında hakikatin toprağına her daim bizim için su veren o kahramanlar çağının heybetli bir simasıydı. Neler olduğu konusunda fikri olmayanların fikir edinebilmeleri için suya bakmaları yeterli.

Onun yağmacı bir korsan olduğunu zannedenler, ağabeyi Oruç Reis’in neden bir rüya üzerine kalkıp dünyanın tüm okyanuslarını dalgalandırdığını anlamayacaklardır.

Tunus ve Cezayir’i kendi fethetmiş, binlerce levendiyle derya fatihi olmuş iken İstanbul’a el öperek girmişti. Onun yağmacı bir korsan olduğunu zannedenler, ağabeyi Oruç Reis’in neden bir rüya üzerine kalkıp dünyanın tüm okyanuslarını dalgalandırdığını anlamayacaklardır. Gerçek olan da budur. Barbaros’un ağabeyinden öğrendiği de bundan başkası değildi. Bu adamlar çılgındır. Bu adamlar bir rüya üzerine kalkıp bir ömür sürecek yolculuklara çıkacak kadar gözü karadır. Oruç Reis, Rodos’ta esir düştüğü sırada kendi söylediğine göre rüyasına “Aksakallı bir hoca” girip şöyle söylemiş; “Ey Oruç, Cenab-ı Hakk, sana batıda çok gazalar nasip etmiştir.”

Tek bir rüyaya inanıp, günlerce yol alarak Batı illerinin en güçlü krallarını korkuya salmak, ancak çılgınlıkla izah edilebilir. Bir ayete yaslanmanın, bir delile güvenmenin, bir rüyaya inanıp yola çıkmanın en sesli şarkısıdır bu adamlar. Bizim çocuklara ezberletilmesi gereken adamlardır. Batı’nın felsefesiyle, tekniğiyle, düşüncesiyle, yaşayışıyla dalga geçmiştir Hayrettin Paşa. Okyanusta dolaşıp, kâfi r gemilerini esir alıp içindeki malları yoksul ahaliye dağıtmış, fakirleri gözetmiş, demir attığı her limanın ticaretini çoğaltmıştır. Denizlerin asayişini sağlamış, yurdu işgal edilen binlerce Endülüslü Müslüman’ı gemileriyle kurtarıp, sağ salim Cezayir’e taşımıştır.

Keyifli adamdır da Hayrettin Paşa. Şöyle diyor gün sonu raporunda: “Vaktiyle İspanyollar Cezayir şehri camilerinde ezan okunurken, minarelere topla nişan alıp yıkarlardı. Bu işi sırf keyif için yaparlardı. Nice minare yıkan ve nice müezzin kellesini uçuran topçubaşıyı huzuruma getirttim: - “Bre kâfi r dedim, keskin nişancı imişsin. Bir gülle ile minare yıkarmışsın. Gör şimdi top atışı nasıl olurmuş. -“Aman” diledi ama dinlemedim. Kâfi ri topa koyup deryaya attırdım.”

Tüccardı, korsandı, kahramandı. Ege’de Rodos Şövalyeleri’ne esir düşen ağabeyinin tüccarlığı bırakıp korsanlığa başlaması üzerine, o da ağabeyine katılıp yelken bastı. Fayrap! Genç yaşta ticaretle meşgul olan uluslararası bir işadamıyken o işleri bırakıp bu işlere adanan bir adamdı yani. Mavi ya da kırmızı hap yok. Ama esaslı bir tercih vardı önünde. Kalktı ve harekete geçti ve yeniden başladı her seferinde. Kendi vaktinin ‘hazır ol’una kulak kesildi.

‘Kalk ve işe yarar bir şey yap’ diyen şairin sözünü açarak ‘Yalnız doğurandır doğruyu bulan’ diyor ya İsmet Bey , Hızır Reis’in dizeleridir işte bunlar. Her vakit yeniden başlayabilecek bir niyet yani. Poseidon kimmiş?