Her Türk 'Asker' doğar!

cins
cins

Öyle anlaşılıyordu ki, vatandaşına ateş açmaktan çekinmeyenler, polisimize de kurşun yağdırmıştı. O anda Mak Dizdar’ın Nini isimli şiirindeki şu mısraları hatırladım: “Burada sadece yaşamak için yaşanmıyor / Burada sadece ölmek için yaşanmıyor / Burada yaşamak için ölünüyor!”

Saraybosna’dan misafirlerimiz vardı. Bosna Hersek şiirinin yirminci yüzyıldaki en önemli temsilcilerinden Mak Dizdar hakkında konuşuyorduk. Tam bu esnada üniformalı mankurtların şehre indiklerini öğrendik. Reste rest: Üç kardeş, abdestlerimizi tazeleyip, Atatürk Havalimanı’na doğru yola çıktık. Milli iradeye postal koyulduğunu anlayan diğer insanlar da, oraya doğru yürüyüşe geçmişti.

Havalimanına ulaştığımızda, tankların ve zırhlı personel taşıyıcılarıın polis kontrol noktasında konuşlandıklarını gördük. Askerlerin bir kısmı, kamuflajsız ve botsuz idi. Üzerlerinde eşofman ve spor ayakkabı vardı. Ellerinde G-3 tüfekleri olmasaydı, asker olduklarını anlayamazdınız.

Olan bitenden habersiz oldukları çok açıktı. Başlangıçta yüz civarında olan ve sayıları gittikçe artan, sivillere şaşkınlıkla bakıyorlardı. Kendilerine nasihat edildi: “Bir darbeye alet oluyorsunuz. Yarın, çok pişman olacaksınız.” Bu sözleri işitenler, şaşkın şaşkın birbirlerine bakmaya başladılar.

Askerler ne yapacaklarına karar vermekte zorlansalar da, halk çok kararlıydı. Ve darbecilerin unuttukları önemli bir detay vardı: Her Türk, asker doğar! Çakallara boyun eğilmeyecek, darbeye ‘dur’ denilecekti.

Bazı askerler, havaya ateş açıp, kalabalığı dağıtmak istiyorlardı. Fakat attıkları her kurşun, safları daha da sıklaştırdı. Toplanan kalabalık kontrol edilemez seviyelere ulaşınca, darbecilerin, geri çekilmekten başka çareleri kalmadı. Onlar çekilse de, biz peşlerini bırakmaya niyetli değildik. Sahilyolu üzerinde bir tankı durdurup, cuntacılardan arındırdık. Halkın paralarıyla alınan bu tank, yine halkın olmuştu.

Özel harekatçılar da havalimanı kulesinin kontrolünü yeniden ele aldılar. Ancak bu bile kalabalığı dağıtmadı. Aksine kalabalık her geçen dakika daha da arttı. Bu esnada yanımızdan sürekli ambulanslar ve itfaiye araçları geçiyordu. Sayılarını bilemiyorum ama siren sesi hiç eksik olmadı.

Öyle anlaşılıyordu ki, vatandaşına ateş açmaktan çekinmeyenler, polisimize de kurşun yağdırmıştı. O anda Mak Dizdar’ın Nini isimli şiirindeki şu mısraları hatırladım: “Burada sadece yaşamak için yaşanmıyor / Burada sadece ölmek için yaşanmıyor / Burada yaşamak için ölünüyor!”

Tanklar ve zırhlı personel taşıyıcılar çekildikten sonra F-16’lar devreye girdi. Alçak uçuşları esnasında çıkardıkları patlama sesleri kimseyi korkutmuyordu. Tek endişemiz, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın sağ salim İstanbul’a gelip gelemeyeceğiydi.

Sabahın ilk ışıklarıyla Cumhurbaşkanımız İstanbul’a geldiler. O, kendisini bekleyen muazzam kalabalığa hitap ederken, ben de etrafı şöyle bir süzdüm. Türkü Kürdü, yaşlısı genci, kadını erkeği, tesettürlüsü tesettürsüzü, AK Partilisi CHP’lisi omuz omuzaydı.

Çat pat Türkçe konuşan Suriyeli kardeşlerimiz de bizimleydiler. Ve Saraybosna’dan Üsküp’e, Tiran’dan Novi Pazar’a, Preşova’dan Deliorman’a, Dedeağaç’tan Prizren’e kadar... Arnavutlar, Boşnaklar ve Türkler... Onlar da dualarıyla yanımızdaydılar. Evet, bu insanların birçoğu ile aynı dili konuşmuyoruz. Peki tankı, tüfeği üzerimize doğrultanlarla ve jetleri üzerimizde uçuranlarla aynı dili konuşuyoruz da ne oldu?.. 15 Temmuz gecesi ve sonraki günlerde, şunu bir kez daha gördük: Bir insan topluluğunu millet haline getiren asli unsur, aynı dili konuşmak değil, aynı hali paylaşmaktır. ‘Türk milleti’ içi boş bir laf değildir. Bu millet, hakikaten azizdir!

Her imtihan, beraberinde bir imkânı da getirir. Bu büyük imtihan da, bir imkâna dönüşüyor. Türkiye’nin her bir köşesinde, Batı Trakya’da ve Bulgaristan’da okunan salalar; bizi yeniden inşa ediyor. Bunun hakkını vermeliyiz.

Türk Ordusu, bugüne kadar Müslüman Türk milletinin değerlerini korumak için savaşmıştır. Bugünden sonra da mutlaka aynı amaç için yaşayacak ve savaşacaktır. Aksi düşünülemez. Çünkü ordu, millet demektir. Millet ne isterse, ordu da ona uymak zorundadır.

Hatırlayın: İslam devriminden önce, İran ordusu, bölgenin en laik ve batı yanlısı ordusuydu. Sonra bu ordu, bir iki küçük değişiklikle, bir gecede, bölgenin en önemli unsurlarından biri haline gelmiştir.

Ümitvârız... Türk ordusu, beş yüz sene önce olduğu gibi, yeniden tüm zalimler için bir korku ve endişe kaynağı olacaktır inşallah.