Kal'a değil Çanakkal'a

cins
cins

Hayır, hayır… Bu yazıdan hareketle Milli takımımızın Avrupa Şampiyonasında oynadığıberbat futbol ve erken vedasına değinip, “formayı çıkarın öyle oynayın” sloganıatmayacağım. Ben asıl Türk Milli takımının maçını seyredip kalecisinin kurtarışlarındaÇanakkale vurgusu yapan Mısırlıya takıldım kaldım. Formasında tek hilal taşıyanülke olarak gittiğimiz Fransa’daki maçlarımızın dünyanın neresinde,nerelerinde merakla takip edildiğini düşündüm bir kez daha.

“Hele bir maç var ki, unutamam: Bizim Milli Takım’la Slavya maçı… Şimdi Taksim Gezisi olan yer, bir kışla yıkıntısı idi. Geniş, koskoca avlusu da futbol sahası…

Türkiye Slavya maçı da orada yapılacaktı: Fener’deki Zeki Rıza, Bedri, Alaattin Milli Takım’ın hücum çizgisindeydiler. Meşhur Bekir Almanya’dan gelmişti bu maç için. Kalede Nedim… Kışla avlusu insan dolu. Omuz omuza, kucak kucağa hevenk hevenk… Düdük öttü, maç başladı. Nasıl beşi beşe çarpınca, beş, beş kere büyür, yirmi beş olursa, her oyuncu kendisiyle çarpılmış bir çapta idi o gün. Zeki mi? Zeki x Zeki idi. Alaaddinmi? Alaaddin x Alaaddin… Nedim x Nedim… Bedri x Bedri…Öylesine coşmuşlar, büyümüşler kendi kendilerini aşmıştılar… Solumda Osmanlı Bankası müdürlerinden Cemal vardı, sağımda uzun fesli, kalın dudaklı, koyu esmer bir Mısırlı… İkide birde yerinden fırlıyor, Arap radyosunu andırır tecvitli çığlıklar atıyordu durmadan…

İran Türkleri, Doğu Türkistan, Kafkasya, Orta Asya, Kuzey Afrika… Balkanlar, hatta formalarına 1948 öncesi Filistin haritası işleyen Şili’deki Filistinliler… Saydığım bölgelerde futbolseverlerin, Ortaç’ın yazısında zikrettiği 80 yıl önceki Mısırlı gibi heyecanla Türk Milli takımını seyrettiğine eminim.

Nedim, bir kuş adamdı, bir balık adam sanki. Top havadan geliyorsa uçuyordu. Top yeri sıyıran bir kasırgaysa toprağa dalıyor, toprağı eşiyordu Türk kaleci! Bir ara, yüzde yüz gol bir şutu, öylesine canını dişine takarak geri çeldi ki sağımdaki Mısırlı’nın vücudu oturduğu sandalyeden, fesi de başından uçtu. Alllaaah, diyordu, Allaaaah!... Kal’a değil, Çanakkal’a!...

İkinci halftaymın sonunda hakemin düdüğü öttüğü zaman, 2-0 galipti Milli Takımımız. Eeee futbolcularımız satış piyasasında açık artırmaya çıkmıyorlardı o zamanlar. Herkes sırtındaki formanın fedaisiydi!”

Yukarıdaki satırlar 1967 yılında yayınlanan “Akbaba” dergisinden; meşhur “Beş Hececi” şairlerimizden Yusuf Ziya Ortaç’a ait.

  • 1920’lerin sonlarında seyrettiği bir maçı yaklaşık 40 yıl sonra biraz da hasretle yazmış şair. Belli ki bu yazının yazıldığı tarihlerde “formanın fedaisi” olma hali unutulmaya başlanmış…,

Hayır, hayır… Bu yazıdan hareketle Milli takımımızın Avrupa Şampiyonasında oynadığı berbat futbol ve erken vedasına değinip, “formayı çıkarın öyle oynayın” sloganı atmayacağım. Ben asıl Türk Milli takımının maçını seyredip kalecisinin kurtarışlarında Çanakkale vurgusu yapan Mısırlıya takıldım kaldım. Formasında tek hilal taşıyan ülke olarak gittiğimiz Fransa’daki maçlarımızın dünyanın neresinde, nerelerinde merakla takip edildiğini düşündüm bir kez daha.

 Evet, bir oyun ama inanın ciddi bir oyundur futbol.
Evet, bir oyun ama inanın ciddi bir oyundur futbol.

İran Türkleri, Doğu Türkistan, Kafkasya, Orta Asya, Kuzey Afrika… Balkanlar, hatta formalarına 1948 öncesi Filistin haritası işleyen Şili’deki Filistinliler… Hepsi diyemem ama saydığım bölgelerde birçok futbolseverin, Yusuf Ziya Ortaç’ın yazısında zikrettiği 80 yıl önceki Mısırlı gibi heyecanla Türk Milli takımını seyrettiğine eminim.

Şimdi bir de bu gözle bakın futbola. Evet, bir oyun ama inanın ciddi bir oyundur futbol. Ya hakkını vermek veya kenara çekilip sadece seyretmek lazım. Her meselede olduğu gibi ne içinde ne dışında olunca üzülen sadece 80 milyon olmuyor vesselam…