Kitano'nun ipleri

Siz o sabah hangi kukla oyununun sahnesinden kendinizi bu dünyaya attınız?
Siz o sabah hangi kukla oyununun sahnesinden kendinizi bu dünyaya attınız?

Gecenin karanlığında birbirini yitirmekten korkan iki mültecinin bileklerindeki o ip ile Kitano’nun bebeklerini birbirine bağlayan o ip, aklımın karanlık noktalarında düğüm oluyor. Ve kendi kendime soruyorum: Siz o sabah hangi kukla oyununun sahnesinden kendinizi bu dünyaya attınız?

"Sanki sol kaburgamın altında bir yerde bir ip varmış da bu ip senin sol kaburgana sımsıkı bir kördüğümle bağlanmış."

-Charlotte Bronte-

İnsanları birbirine bağlayan görünmez bağlardan söz ederler sürekli. Kim kime ne kadar ve nasıl bağlanmıştır, sorusu ise peşi sıra gelecek önermenin şiddetine göre bu bağların görünmezliğini belirler. Bu görünmezlik seviyesi arttıkça; en derin ve en karmaşık duyguların bir nesneye dönüşebilseler eğer nasıl görüneceğini tahayyül etmekten hoşlanmışımdır hep. Bazen de hayat size özel bir gösterim ayarlar. Tuhaf zamanlarda, olmayacak yerlerde, imkânsız biçimlerde… Benim için perde Aksaray’da açıldı bir dönem. Sabahın en kararsız anlarında. Her gün üç adet bank ve yeşermeyi unutmuş bir ağaçtan ibaret olan o parkın içinden geçerek, izbe bir lokantada bir Sudanlının önüme koyduğu mercimek çorbasını içip işe gittim. Aylarca. Bir otistik alışkanlıkla parke taşlarını sayarak hızlı hızlı yürüdüğüm o tuhaf parkta bir sabah öylece kala kaldım.

İnsanları birbirine bağlayan görünmez bağlardan söz ederler sürekli. Kim kime ne kadar ve nasıl bağlanmıştır, sorusu ise peşi sıra gelecek önermenin şiddetine göre bu bağların görünmezliğini belirler.

İki banka uzanmış uyuyan bir kadın ve bir erkek bana sokağın ortasında mahrem bir alana giriyormuşum hissi verdiği için olsa gerek, adımlarımı hızlandırıp devam edecekken, ikisinin arasında bir banktan diğerine uzanan ipi görmemle durmam bir oldu. Henüz yirmili yaşlarının ortasında oldukları anlaşılıyordu. Delikanlının bileğine bağlı ip az ötesinde uyuyan genç kızın bileğinde son buluyordu. Kıyafetlerinden Afgan ya da Paki olduklarını tahmin ettim. Orası Aksaray’dı. İstanbul’da üçüncü dünya. Tekinsiz, tedirgin ve dünyayı yakalarsa kulağından tutup hiç bırakmayacak bir dip esintisinin şehre dağıldığı yer. Kabil’den otobüslerin kalktığı, Tebriz’e çuvalların gönderildiği, Gana’ya telefonların açıldığı o büyük Araf. Oradan başka bir yere gitmek için bir süre beklenilen fakat hiçbir yere gidilemeyen durak. İşte orada birbirine gayet görünen bağlarla bağlı iki genç insan iki bank kadar yer tutuyordu. Bankların üzerinde “iyiler her zaman kazanır” sloganını kullanan bir bankanın reklamı vardı.

Kitano’nun Bebekler/Dolls filmini gördüğümde tekrar yıllar öncesine, o tuhaf parka gitmem uzun sürmedi.
Kitano’nun Bebekler/Dolls filmini gördüğümde tekrar yıllar öncesine, o tuhaf parka gitmem uzun sürmedi.

Tamayo’nun resimlerindeki çiftler gibi yüzleri bir refleksi harekete geçirecek gibi birbirlerine dönük, gözleri kapalı, bileklerindeki ip hafif gergin beni olduğum yere çivileyen bir görüntü oluşturmuşlardı. Derken kız bir anda gözünü açtı ve beni görünce hemen doğruldu. İp gerildi ve delikanlı da bir anda ayağa fırladı. İkisi birden tedirgin ve ürkmüş bir şekilde tek bir bankın üzerinde birbirlerine sokuldular.

  • Yaptığım densizlikten gayet utanarak parkın içinden hızla geçip gittim. Fakat o ipi hiç unutmadım. Unutmadığım ama onunla ne yapacağını bilmediğim bu görüntü günün birinde bir yönetmenin kadrajından tekrar yakaladı beni.

Kitano’nun Bebekler/Dolls filmini gördüğümde tekrar yıllar öncesine, o tuhaf parka gitmem uzun sürmedi. Film, Bunraku kuklacılarının beş dakika süren Monzaemon Chikamatsu’nun Meido no Hikyaku/Âşıkların Sürgünü adlı oyunu ile açılıyordu.

Bu sekansın hemen arkasından o kuklalar yani bebekler gerçek dünyaya gönderiliyor ve birbirine kırmızı bir iple bağlı iki âşık dilenci olarak Japon kiraz çiçeklerinin içinden müthiş bir kederle aşkın sürgününe doğru yürüyorlardı. Aile baskısı yüzünden sevdiğini terk eden adamın sevgilisinin intihara kalkışıp aklını yitirdiğini öğrenince geri dönmesi ve yaptığı bu hatayı bir dünya sürgünü olarak şuurunu yitiren sevgilisi ile onarmaya çalışması beni o uzak sabah serinliğine tekrar götürdü.

Siz o sabah hangi kukla oyununun sahnesinden kendinizi bu dünyaya attınız?
Siz o sabah hangi kukla oyununun sahnesinden kendinizi bu dünyaya attınız?

Gecenin karanlığında birbirini yitirmekten korkan iki mültecinin bileklerindeki o ip ile Kitano’nun bebeklerini birbirine bağlayan o ip, aklımın karanlık noktalarında düğüm oluyor. Ve kendi kendime soruyorum: Siz o sabah hangi kukla oyununun sahnesinden kendinizi bu dünyaya attınız?

Bunu hiç öğrenemeyeceğim. Peki o bankların üzerinde gördüğünüz düşleri bu dünya bir gün öğrenebilecek mi?